Kadınların giyim kuşamları üzerinden baskı oluşturma denilince akla ilk gelen üç ülke; Türkiye, İran ve Fransa’dır. Fransa ve Türkiye’deki totaliter laiklik öyle bir boyutta ki, bugün bile Türkiye’de başörtüsü üzerinden tartışmalar sürüyor, Fransa spor müsabakalarında başörtüsünü yasaklayabiliyor. Madalyonun diğer yönünde ise İran var, kadınları zorunlu olarak başörtüsü takmaya zorluyor. Sonuçta, otoriterlik bakımından bu farklı ülkelerdeki farklı tutumların aslında birbirlerinden bir farkı yok…
Başörtüsü, İslamofobi gibi bir ırkçılık türüyle doğrudan alakalı olmasa da çok da bağımsız bir durum değil zira İslamofobik saldırıların çoğunun başörtüleri nedeniyle Müslüman kimlikleri belli olan kadınlara yöneldiği de bir sır değil. Almanya’da parkta çocuğunu oynatan Merve el Şirbini, sadece başörtülü olduğu için fobik bir saldırının mağduru olmuş, saldırıyı yargıya taşımış, davanın görüldüğü mahkeme salonunda dava açtığı kişinin bıçaklı saldırısı sonrası hayatını kaybetmişti. Yani örtülü olmanız sizi doğrudan fobik, ırkçı bir saldırının hedefi yapabiliyor.
İslamofobik saldırılar ya da kadınların giyim kuşamları nedeniyle hedef alınması belli coğrafyalara ya da belli gruplara has değil. Türkiye’de sosyal medyada “başörtünü gevşet, beynine oksijen gitsin” hakaretinden tutun da, ABD milletvekili İlhan Ömer’in, Cumhuriyetçi siyasetçiler tarafından hedef alınmasına kadar geniş bir yelpazede vuku bulabiliyor. Bugünkü İslamaofobi konumuz da zaten ABD ve İlhan Ömer merkezli…
ABD’de bir yandan İslamofobik saldırılar sistematik olarak artarken diğer yandan İslamofobi ile mücadele için de çalışmalar yapılıyor, Müslümanların siyasete katılımı, siyasi temsiliyet 2000 yılından bu yana sistematik olarak artıyor. Bu konudaki önemli isimlerden biri de İlhan Ömer…
ABD Temsilciler Meclisi’nin Demokrat Partili üyesi İlhan Ömer, sık sık İslamofobik saldırıların hedefi oluyor ve bu konuda bir takım çalışmalar da yürütüyor. 2021’in son günlerinde Ömer’in sunduğu "Uluslararası İslamofobiyle Mücadele Yasası" tasarısı 212 red, 219 kabul oyuyla geçmişti. Buna göre dışişleri bakanlığı bünyesinde dünya çapında İslamofobi ile mücadele için bir birim kurulması ve özel temsilci atanmasını öngören yasa tasarısı da onaylanmış oldu. İşte tam bu noktada şaşırtıcı bir olay yaşandı…
Masih Alinejad, ABD’de yaşayan İranlı bir gazeteci, aktivist, kadın hakları savunucusu… Geçtiğimiz günlerde İlhan Ömer’in sunduğu yasa tasarısına karşı olma nedenlerini The Washington Post’ta paylaştı. Yazıdan haberim olur olmaz yazıyı okudum ve şaşkınlığım yerini bir miktar üzüntüye bıraktı zira karşımızda İslam karşıtı politikalardan çokça etkilenmiş, İslam temelli baskının tarafı olması nedeniyle özgürlük tanımlarını oldukça birbirine karıştırmış, kadın hakları savunucusu olduğunu iddia eden ancak kadın haklarını tek taraflı savunan, Müslüman kadınların haklarının savunulmasını makul bulmayan bir anlayış vardı, en vahimi de kendisinin de baskıya muhatap olmuş bir kadın olmasıydı.
Alinejad’ın sapla samanın birbirine karıştığı yazısı oldukça basitti, basitliği sadece yazı diliyle kısıtlı kalmamış aynı zamanda bir soruna yaklaşım açısından da oldukça yetersizdi. Taliban, Hizbullah, Hamas örneklerini göstererek bunları eleştirmenin İslamaofobi olup, olmadığına dair sorulardan yola çıkarak, İslamofobi gibi soykırıma varan (bkz. Myanmar, Doğu Türkistan) bir suçu önlemeyle ilgili yasa tasarısına karşı çıkıyordu. Akıl alır gibi değil, üstelik bu yazıda İran’ın baskıcılığından da şikayet ediyordu. İyi de, İslamofobiyi makul gösterenler de zaten Müslümanlar ve terör arasında bağlantı kurarak bunu yapmıyor mu? Terörle hiçbir bağlantısı olmayan, sadece Müslüman olduğu için İslamofobik saldırıların hedefi olan insanlara, zorla başları açtırılan kadınlara yönelik ayrımcılığı savunanlar da onlara terörist diyerek bu ırkçılığı beslemiyor mu? Dahası Alinejad, İran’daki baskıcılıktan, kendisinin seküler yaşamına müdahale edilmesinden rahatsız değil mi, öyle ise baskının diğer tarafındaki kadınların hürriyet konusundaki çalışmalarına neden karşı çıkıyor, dahası bu savunması yetersiz karşı çıkışın motivasyonunu nereden buluyor?
Uzun yıllar, laik yönetimlerin demokrasi, hürriyet ve adalet için mutlak yönetimler olduğu propagandasına maruz kaldık. Buradan hareketle dini, İslami rejimlerin ise baskıcı, otoriter olduğu anlatıldı durdu… Dahası bununla da yetinilmedi ve terör gibi herkesi buz kestiren etkileyici kelimeler hunharca kullanıldı ve İslam-Müslümanlar terör ve şiddetle birlikte anılarak İslamofobinin temelleri, İslam karşıtı politikalarla atıldı. Bu noktada İran’ın baskıcı rejimi en başat örneklerden biriyken, diğer örnek Afganistan olarak karşımıza çıktı. Bugün bile Afganistan’daki acı verici durum ortadayken, Afganistan’ın bu hale gelmesinin nedenlerinden El Kaide ve Taliban anılırken, bu sonucun diğer önemli sebebi ABD hiç anılmıyor, andığınızda ise İslamofobik söylemlerle susturuluyorsunuz. Sizce bir kadın gazeteci olan Alinejad’ın, Afganistan’a “kadınları kurtarmaya giden” ABD askerlerinin o kadınların çocuklarını öldürdüğünden, kocalarını sebepsiz yere ömür boyu hapsettiğinden, işkenceden geçirdiğinden, yokluktan 13 yaşındaki kız çocuklarının evlilik amaçlı “satıldığından” haberi yok mu? Tüm bunları İslam mı yaptı, yoksa İslamofobi’nin getirdiği oryantalist üstenciliğin Müslümanların bir değeri olmadığına dair ırkçı, ayrımcı düşünceleri mi?
Başörtüsü yasaklarının muhatabı olmuş bir kadın olarak, bugün İran’ın yaptığı baskıcılığa karşı bir yasa tasarısı sunulsa sanırım sonuna kadar destek veririm zira baskının muhatabı olmak sizi empati yapmak zorunda bırakır. Dahası, laik rejimlerin de otoriter, yasakçı, hürriyet karşıtı ve gayrı demokrat olabildiğini bizzat tecrübe ettim. Şu durumda, İslamofobi gibi bir suçun önlenmesini, dünyanın “hepimiz” için miktar daha güvenli olmasını sağlayacak girişimlere engel olmayı anlamak mümkün değil, zira anlaşılacak bir tarafı yok. Kimse, mağduriyetin iğdiş ettiği, fehmetme melekeleri zarar görmüş tarafgir aklıyla, ırkçılığın önlenmesi için elini taşın altına koymaya kalkan insanlara terörü gösterip İslamofobiye razı etmeye kalkmasın. Çünkü bu tavır en hafif ifadeyle; “ırkçılıkla mücadele edilmesin, Müslümanlar zaten korkulması gereken ve kendilerine saldırılması suç olmayan bir gruptur” demektir ki, bunu diyebilecek kadar kendini kaybetmiş birinin de tavsiye verecek ya da görüş alınacak son kişi olduğunu anlamak için ABD Kongresi önünde nöbet tutmaya gerek yoktur.
TT
Terörü gösterip İslamofobiye razı etmek
Daha fazla makale YAZARLAR
لم تشترك بعد
انشئ حساباً خاصاً بك لتحصل على أخبار مخصصة لك ولتتمتع بخاصية حفظ المقالات وتتلقى نشراتنا البريدية المتنوعة