Mişari Zeydi
Suudi Arabistanlı gazeteci- yazar
TT

Lübnan… Sanki su etrafımızı sarmış gibi!

Kuveyt diplomasisi, Körfez de dahil olmak üzere Arap ülkeleri arasında yakınlık sağlama yapısı ve özellikle merhum Kuveyt Emiri Sabah el-Ahmed es-Sabah (Allah rahmet eylesin) döneminde, boşlukları kapatma ve mesafeler arasında köprü kurma çabası ile tanınıyordu.
Bugün Kuveyt farklı şekillerde de olsa bu yaklaşımı sürdürüyor. Kuveyt'in Lübnan'a gönderdiği mektuba verilen karşılıkla ilgili gelişmelere değinmeden önce şuna dikkat çekmek isterim ki, Kuveyt Veliaht Prensi Arap Ülkeleri Dışişleri Bakanları toplantısında yaptığı konuşmada komşu ülkeler arasındaki ilişkilerin iyileştirilmesi gerektiğini vurguladı.
Kuveyt'in Körfez sistemi içindeki meşhur ihtilafları sona erdirme konusundaki ısrarını hepimiz biliyoruz. Bu, çeşitli nedenlerle kabul edilmiş veya çekince ile karşılanmış bir ısrar. Ancak işin can alıcı kısmı bu değil. İşin can alıcı kısmı şu ki, Kuveyt’in amacı kendisinin Arap çıkarlarına düşman olan tarafa karşı bir şahinler ülkesi olarak damgalanamayacağını (Husiler ile meşru hükümet arasında Suudi Arabistan ve Birleşmiş Milletler'in (BM) desteğiyle gerçekleştirilen Kuveyt-Yemen konferanslarını hatırlıyoruz), bilakis Kuveyt’in daima ortak bir nokta bulmaya, çıkış noktaları aramaya ve Lübnan siyaset dilinde kullanıldığı gibi ‘olayları tatlıya bağlamaya’ çalıştığını göstermek.
Lübnan’daki siyaset dilinden laf açılmışken, Lübnan'daki siyasi ve retorik pazarlarda, Lübnan ile Körfez ülkeleri arasında Kuveyt'in arabuluculuğuna güvenildiği konusunda şüpheler arttı ve her yöne dağıldı. Bunu açıklamadan önce mesele ile ilgili gelişmelere değinmek isterim. Kuveyt Dışişleri Bakanı Şeyh Ahmed Nasır el-Muhammed es-Sabah dün yaptığı açıklamada Körfez ülkelerinin tansiyonu düşürmeye yönelik tekliflere ilişkin Lübnan'dan bir yanıt aldığını ve diplomatik krizde bir sonraki adıma karar vermeden önce bunları inceleyeceklerini belirtti.
Kuveytli Bakan “Artık mesele Kuveyt ve Körfez ülkelerindeki ilgili makamların bu yanıtı incelemesine kaldı” dedi.
Bir hafta önce Kuveyt Dışişleri Bakanı Lübnan makamlarına Basra Körfezi ülkeleriyle aralarında yaşanan diplomatik gerilimi azaltmak için alınması tavsiye edilen önlemlerin bir listesini sunmuştu.
Kuveytli Bakanın, Kuveyt’e ait ancak aynı zamanda Körfez’e de ait ve belki de bir bakıma uluslararası bir mesaj taşıdığı aşikar. Bu mesajın esas olarak özeti şu:
Lübnan Arap ülkelerine zarar veren müdahalelerden kaçınmalı. Bu zararı verenlerin başında da İran’a bağlı Lübnan Hizbullahı geliyor. Yemen’de yaşananlar ve yaşanmakta olanlar herkesçe malum. Hizbullah’ın Suudi Arabistan ve Birleşik Arap Emirlikleri’ne (BAE) karşı ‘kötü niyetli’ rolü için delil aramaya gerek yok. Hizbullah’ın Kuveyt’in bizzat içindeki faillerinden (örneğin el-Abdeli hücresi) bahsetmeyeceğiz. Dolayısıyla istenen şeyin özü bu. Lübnan ‘devleti’ bu konuda bir şeyler yapabilir mi? Suudi Arabistan ve Körfez ülkelerini hedef alan, Suriye ve Lübnan'dan gelen uyuşturucu savaşı da cabası.
Lübnan devleti ile yaşanan ‘hak edilmiş’ sorunun, Dünya Bankası'nın modern tarihte dünyanın tanık olduğu en kötü kriz olduğunu söylediği finansal bir krizle karşı karşıya olan ülkedeki ekonomik çöküşü daha da kötüleştirdiğini biliyoruz. Körfez ülkelerinde 300 binden fazla Lübnanlı yaşıyor ve tahminime göre bunların çoğu büyük Hizbullah'ın kendilerine yaşattıkları kayıplara karşı!
Körfez ülkeleriyle Lübnan arasındaki sorun ancak Lübnan’ın gerçek bir devlet olması ile çözülebilir. Bunun dışında Lübnan’daki bazı siyasetçiler için şu ünlü şiir dizesi geçerli:
“Etrafımızda su varken sanki biz
Etrafında su olan oturan bir kavim gibiyiz!”