Gassan Şerbil
Şarku'l Avsat Genel Yayın Yönetmeni
TT

Milisler, insansız hava araçları ve uyuşturucu

Bir Arap gazetecinin kayıt makinesiyle uzun yıllardır ziyaret ettiği başkentlerden gelen sahneler ve haberler karşısında öfkesini ve hüznünü bastırması zor. Arap dünyasının bu bölümünün, iyileşmesi imkansız veya ertelenmiş görünen hastalıklara yakalandığını hissediyor. Herhangi bir ziyaretçinin Bağdat, Şam, Sana ve Beyrut türünden şehirlere aşık olması şaşırtıcı değil. Bazen bu başkentlerin tarihlerinin geleceklerinden daha iyi olabileceğine dair acı verici çıkarıma neredeyse mahkum oldukları hissiyatı, gazetecinin korkusunu daha da artırıyor.
Sahneler ve haberler birbiri ardına geldi. Birinci sahne, Bağdat Havalimanı’nda sivil bir uçağı hedef alan bir roketin açtığı delikti. İkinci sahne, Ürdün'ün, Suriye'den gelen 27 kaçakçının kar fırtınasından faydalanarak bir uyuşturucu sevkiyatını Ürdün topraklarından geçirmeye çalışırken öldürüldüğü duyurusuydu. Duyuru, DEAŞ'ın Irak'ın bazı illerinde ve Suriye topraklarında Haseke Cezaevi ve çevresinde yeniden ortaya çıkışıyla aynı zamana denk geldi. DEAŞ’ın yeniden ortaya çıkışı ise Irak makamlarının DEAŞ saflarında savaşan üç Lübnanlının öldürüldüğünü duyurmasından günler önceydi. Üçüncü sahne, Lübnan'ın istikrarı bozucu uygulamaların yanı sıra uyuşturucu kaynağı olmakla suçlanmasından sonra, Lübnan Dışişleri Bakanı Abdullah Ebu Habib'in Arap Bakanlar Toplantısı'na taşıdığı cevap belgesi. Bunlara bir de Husilerin sözcüsünün, Yemenliler üzerindeki sonuçlarını göz ardı ederek, füze ve insansız hava araçları cephanelerinin, başkalarının hava sahasını ihlal çemberini genişletme kapasitesine sahip olduğu açıklamaları eklendi.
Bağdat Havalimanına yapılan vahşi saldırı, türünün ilk örneği değil. Öncesinde, devleti geri kazanma projesine yönelik bir dizi suikast girişiminde bulunulmuştu. Başbakan Mustafa el-Kazimi'ye suikast girişiminde insansız hava araçlarının kullanılması hiç de basit bir hadise değildi. Havalimanına yapılan saldırının, iç savaşın yeniden alevlendirilebileceği ve Bağdat'a yeniden izolasyonunun dayatılabileceği yönündeki korkuları uyandırmayı amaçladığı açık. Aslında füzeler, devlet fikrinin restore edilmeye girişildiği son iki yılda elde edilen kazanımları hedef alıyordu. Irak'ın hiziplerin yıkıcılıkları ve bölgesel çekişmeler için bir arena olarak kalması yerine bir köprü ve diyalog merkezine dönüştürülmesi çabalarına baltalamaya yönelikti.
Iraklı bir politikacının yıllar önce söylediklerini hatırladım. Maalesef Irak'ı zor yıllar bekliyor demişti. Açıklamasını istediğimde demişti ki: “Birçok toplantıya katıldım, tartışmaları ve anlaşmazlıkları dinledim. Duyduklarım ve tanık olduklarım beni iki sonuca varmaya sevk ediyor; birincisi, siyaset ve güvenlik sahnesinin önde gelen güçleri arasında devlet fikrinin çok zayıf olduğu. Saddam Hüseyin'in devrilmesinden bu yana, ellerine devleti inşa etmek yerine paylaşma fırsatının geçtiğini düşünen birçok güç ortaya çıktı. Mezhepsel veya etniksel hesapların kurumların dilinden ve sandık başına gitmekten daha üstün olduğuna inanan güçler. Hukukun üstünlüğüne ve iktidar rotasyonuna inanmayan, muhalefet safında olmayı küçümseyen güçler. Diğer konu ise, ekonominin öneminin ve ilerleme mekanizmalarının bilinmemesi. Petrol emtiasının yaşadığı değişimleri, önemini ve petrol dışı gelirlere de güvenmenin gerekliliğini önemsemeden, Irak'ın petrol satarak sonsuza kadar devleti ve halkı finanse edebileceğine inanıyorlar. Ekonomiyi emrettiğinde itaat edecek bir çalışan gibi gören, mekanizmalar, verimlilik, rekabet ve istikrar koşulları, gerilim ve eksen dilinden uzakta ülkelerle mübadele ilişkilerinin sağlamlaştırılmasını dikkate almayan sözler duydum.”
Politikacının sözleri, farklı şekillerde de olsa bahsettiğimiz haberlerin ve sahnelerin geldiği ülkelerde olup bitenleri anlamayı sağlıyor. Devletsiz yaşayamazsınız. Devletsiz ilerlemek mümkün değildir. Devletle kastedilen, tüm vatandaşlarını kapsayan, onları yoksullukla mücadele ve kaybedilen zamanı telafi etmeye yönelik bir ilerleme planına dahil eden modern devlettir. Devlet benzeri yapılar ve milisler arasındaki ortaklık, korkunç bir çöküşün reçetesidir. Bu tür ülkelerde vatandaşlığın kaybettiği değere ve ulusal para biriminin devalüasyonuna dikkat etmek yeterlidir. Çadırlarda ve yoksulluk sınırının altında yaşayanların sayısının büyüklüğüne dikkat etmek kafidir.
Geçmişte, ziyaretçi bir Arap gazeteci, devletlerin bazen dünyanın siyasi, ekonomik ve kültürel değişimlerinden, içindeki güç dengelerinden daha önce hiç haberdar olmayan kişilerin gözetiminde yönetilmesi şeklindeki sorunu hissedebiliyordu. Hatta karar alma mekanizmasının, iktidarda kalmayı kandan nehirler akıtarak savunmaya değer bir görev olarak gören acımasız adamların eline geçtiği de oldu. İktidar yetkilerinin milletin ve tarihin rahminden geldiğini, halkın görevinin, kışladan veya parti merkezlerinden gelen kurtarıcılara boyun eğmekten öteye geçmediğini düşünen merhametsiz zalim adamların. Bunun maliyeti ağırdı, zira içeride rüzgarlar estiğinde veya dışarıda fırtınalar koptuğunda bu yapılar çabucak çatırdadı.
Bugün gazeteci, yalnızca silahların, füzelerin ve insansız hava araçlarının kurallarına inanan, devletin bunları denetleme hakkını, ayrıca adil seçimlerin sonuçlarına saygı göstermeyi veya mahkemenin karar verme hakkını tanımayı reddeden güçlerden endişe duyabilir. Devlet dışı güçlerin rolünün büyümesi, karar alma mekanizmasının parçalanmışlığını, kanunlara saygısızlığı normal ve doğal bir uygulama sayma halini artırdı. Başkentlerde ve dünyada DEAŞ türünden karanlık güçlerin fışkırması, uluslararası sınırları yok sayması, boğazları kesmesi ve geçim kaynaklarının katletmesi şaşırtıcı değil. Şaşırtıcı olan, gasp ve yağmanın normal bir manzaraya dönüşmesi, sınırların çatırdamasının mobil “küçük orduların” geçebileceği kalıcı koridorlar sağlamasıdır. Bu gasp ve yağma devrinde uyuşturucu kaçakçılığı, normal bir şirket kurar gibi kanuni görülür, hükümetler bununla mücadele edemez ve onunla birlikte yaşar oldu. Hatta hükümetlerin saflarında uyuşturucu kaçakçılığı gelirlerinden yararlanan kişiler bulunabilecek hale gelindi. Gasp ve yağma devri ayrıca, özellikle milislerin insansız hava araçları ve füzelerle teknolojik ilerlemeye katılmalarından sonra, karadan havaya ihlallerde de artışa tanık oldu. Kısa süre de insansız hava araçları, Meksika ve Latin Amerika'daki uyuşturucu kartellerin deneyimlerinin açıkça bir kopyası olarak uyuşturucu satıcılarının hizmetine girdi.
Geleceğe ancak hukukun üstünlüğü ve kurumların gözetiminde ilerleyebiliriz. Milisler, insansız hava araçları ve uyuşturucular zamanı cehennemden başka bir şey vaat etmiyor.