Abdullah Utaybi
Suudi Arabistanlı yazar. İslami akımlar araştırmacısı
TT

Kuruluş Günü’nün tesisi

Suudi Arabistan Kuruluş Günü, 22 Şubat Salı günü yani bu makalenin yayınlanmasından iki gün sonra ilk kez kutlanacak. Bu büyük tarihi olayın kutlanması, Suudi Arabistan devletinin derinliğine, mirasına, bugününe ve geleceğine olan ilgisini ifade ediyor.
Kuruluş Günü’nün tesisi, devletlerin inşasında, kimliğin pekiştirilmesinde ve toplumun aydınlatılmasında çok önemli bir teorik çabadır. Suudi Arabistan kimliği de tutarlı, yenilenen ve gelişen bir kimliktir. Tarih ve coğrafya boyunca diğer kimlikler gibi, sürekli olarak yeniden düşünmeye, teorileştirmeye ve kurulmaya ihtiyaç duymuştur. Özellikle de bugün Suudi Arabistan'ın 2030 Vizyonu gibi ülkelerin tarihindeki önemli geçiş aşamalarının gerektirdiği bilinç inşası aşamalarında. Kuruluş Günü’nün “tesisinin” misyonlarından biri, dolaşımdaki eski ve yeni tarihleri, dikkatli ve kapsamlı bir şekilde elemektir. Koşullarını ve çevresindeki olayları bilmek, yazarlarının tutum ve kanaatleri hakkında bilgi sahibi olmaktır. Zira politikacılar ve liderler ülkeyi birleştirme, savaşlar, muharebeler ve çatışmalarla meşgulken bazılarının bilgi eksikliği ve belli bir kalıba hapsolmaları nedeniyle davete (Muhammed Abdulvahhab) meyilli oldukları ve onu öne çıkardıkları bilinmektedir. Bu, yerel tarihin bazı kurucu kitaplarında açıkça görülmektedir. Türkiye, Mısır, İngiltere ve diğer ülkelerdeki dışişleri bakanlıklarının belgelerin içerikleri, ülkeyi ziyaret eden bazı yabancı gezginler veya Batılı yazarlar ve tarihçiler tarafından yazılanlarla karşılaştırıldığında net bir şekilde ortaya çıkmaktadır.
İlk Suudi Arabistan devletinde bunun bir örneği, Johann Ludwig Burckhardt’ın “Notes on the Bedouins and Wahabys” (Bedeviler ve Vahhabiler Üzerine Notlar) kitabında büyük İmam Suud hakkındaki şu sözüdür: “Planlarından hiçbirini din alimlerine açıklamıyor.” May el-Halife, “Sabzabad” adlı kitabında ikinci Suudi Arabistan devleti döneminde İmam Faysal bin Turki'nin Riyad'ı ziyareti sırasında İngiliz subay Lewis Pelly'ye hitaben söylediği şu sözü aktarır: “Biz din ile siyaseti birbirine karıştırmıyoruz.” Pelly de kitabında İmam Faysal'ın şu sözlerini aktarıyor: “Din ile siyaset savaşları arasında her zaman bir fark vardır. Siyasi meselelere gelince, her durumda bürünecek bir kılık bulunur.” Tarihçi Münir el-Aclani şöyle der: “Abdulaziz, dedesi İmam Faysal bin Turki'nin hayranıydı. Muharebelerde “Ben Faysal'ın oğluyum”  diye haykırarak kuvvetlerini yönetir ve yol gösterirdi. Üçüncü Suudi Arabistan devletinden örnek verecek olursak, Emin Reyhani, Kral Abdulaziz’den “Siyaset dinden başkadır” sözünü nakleder. Reyhani, Kral Abdulaziz hakkında şunu da ekler: “Şeyhlerin ve alimlerin bu bayındırlık planlarından her zaman memnun olup olmamaları umurunda değildi. Çünkü iç ve dış politikalarında ona itiraz etme hakları yoktu.” Zirikli'ye göre, Kral Abdulaziz fakihler hakkında "Bana siyasi meselelere karışmayacaklarını ifade ettiler" demişti. Armstrong da benzer bir şey aktarıyor: “İbn Suud, sadece din meselelerinde alimlerin iradesine boyun eğdi. Ancak siyasi ve askeri konularda da kendisine nasihatler vermeye başladıklarında, görüşlerini dinlemedi ve onlara kitaplarına dönmelerini emretti.”
Üç dönemi ile Suudi Arabistan devletinin krallarının sahip oldukları bu keskin siyasi farkındalık, “devletin” ve “liderlerinin” hiç kimseyi veya herhangi bir tarafı bu liderliğe ortak etmeden rollerinin ve liderliklerinin farkında olduklarının açık bir kanıtıdır. Kuruluş Günü’nü tesis ederken bu tür anlamlara dikkat çekmek, geliştirmek ve yaygınlaştırmakta fayda var.
Buradan yola çıkıldığında, incelenmeden, sorgulanmadan veya sağlam bilimsel tartışmalarla ele alınmadan yaygınlaşmış bir grup hatalı söylemin var olduğu görülür. Bunlar tarihi, dini, kültürel ve sosyal boyutları olan söylemlerdir. Sözgelimi  “davet”in “devlet”ten önce geldiği söylemi gibi, oysa doğru olan, davetçinin gelişinden on yıllar önce kurucu Muhammed bin Suud'un önderliğinde devletin rolünü yerine getirdiğidir. Bu tarihi gerçek, devletin kuruluşunun “iki imamın ittifakı” ile gerçekleştiğini söyleyen diğer bir söylemi de geçersiz kılmaktadır. Tarihi olaylar, Suudi Arabistan devletinin, hiyerarşi, liderlik ve karar alma konumunda ikisi de eşitlermiş gibi bir izlenim uyandıran bu formülle kurulmadığının tanığıdır.
Devlet, ülkeyi birleştirmek, istikrarı sağlamak ve güvenliği yaymak için kuruldu. Devletin kendisine düşman propagandacı ve ideolojik yayınların tekrarladığı gibi rolü daveti savunmakla sınırlı değildi. Bir diğer yalan söylem de “Necd ve Suudi Arabistan’ın (davet) öncesinde müşrik ve kafir bir toplum olduğu” söylemidir. Bunun doğru olmadığını görmek, “dava”nın ortaya çıkışından önce Suudi Arabistan devletinin ve Necd toplumunun imamlarının “Hanbeli” olduklarını, kadıları, fakihleri ve camilerde imamları olduğunu bilmek için davetten önceki ulemayla ilgili tabakat (biyografi) kitaplarına ve tarih kitaplarına göz atmak yeterlidir.
Gelişime karşı koyma yöntemleri tarih ve coğrafya boyunca çeşitli ve farklı olagelmiştir. Arap dünyasında modern ve çağdaş tarihte gerek ideoloji ve söylem gerekse çalışma ve örgütlenme düzeyinde olsun bu yöntemleri en iyi temsil eden “siyasal İslam hareketleri” olmuştur. Bunun sayısız kanıtı vardır, ancak en ince yöntemlerinden biri, sözde-mantıksal “zor durumda bırakma” yöntemidir. Diğer bir deyişle, sözlerin çürütülmesine ve fikirlerin yıkılmasına yol açan dil ve kavramlarla devleti veya karar vericiyi zor durumda bırakmaktır. Oybirliğine sahip ve kabul gören siyasi sembollerin tamamen farklı tarihsel aşamalarda, çok farklı verilere sahip kültürel bağlamlarda ve sosyal koşullarda söylenmiş ifadelerine başvurarak herhangi bir kararı çarpıtma çabası da bu yöntemlerden biridir. Amaçları karşı çıkmak, canları veya örgüt için korkuları da açıkça konuşmalarına engel olduğu için, onlar açısından çözüm bu hiledir, yani bu sembollerin arkasına saklanmak, proje, karar ve vizyona karşı kullanmak için bu ifadeleri bağlamından çıkarmaktır.
Bu bağlamda Kuruluş Günü’ne muhalefet, bazı avam kişiler veya uzman olmayanlardan geldiği zaman anlaşılabilir, bu kişiler, Kuruluş Günü’nü tesis edecek konuşma ve söylemlerin muhatabı olduklarında değişip gelişeceklerdir. Sorun, bilen ancak karşı çıkan bazı uzmanlardır. Muhalefet, Kuruluş Gününü desteklemek ve tesis etmekle yükümlü olanlardan gelince sorun daha da büyümektedir. Çünkü bu bir sorumluluk ihmali ve görevini aksatmadır.
Karşı çıkışın bir başka muharrik unsuru, hatalı söylemlerin kültürel, ekonomik, sosyal veya bürokratik çıkar sistemleriyle bağlantılı olması ve içinde yayılmasıdır. Şimdi ve gelecekte, uzun vadede devlete ve halka hizmet eden bu tarihi ve önemli düzeydeki gelişme ve değişim, bu “sistemlerin” çıkarlarına zarar verebileceği için muhalefete başvurmaktadırlar.
İslam geleneğinde, takva sahipleri liderliğin kararlarını kabul etmediklerinde, tıpkı Rabza’da uzlete çekilen sahabi Ebu Zer el-Gifari gibi “uzlet”e yönelirlerdi. Söylendiğine göre Halife Osman bin Affan kendisine bunu emretmişti. Bunun örnekleri çoktur, ancak çağdaş muhalifler, memnuniyetsizlik durumunu Seyyid Kutub'un teorileştirdiği, onun öncesinde solcu ve milliyetçi akımların benimsediği, İslam tarihinde Hariciler gibi daha eski modellerinin olduğu bir öfke endüstrisine dönüştürdüler.
Son olarak, Kuruluş Gününü tesis etmek tarihçilerin, araştırmacıların ve düşünürlerin misyonudur. Aynı zamanda çalışma ve araştırmalarla ile ilgili kamu ve özel kurumların, kültür ve medya kurumlarının misyonudur.