Şarkul Avsat Türkçe https://turkish.aawsat.com Şarkul El-Avsat gazetesi dünyaca en ünlü günlük Arapça gazetesi sayılır. Farklı dört kıtada bulunan 12 şehirde aynı anda basılmaktadır. http://feedly.com/icon.svg

ABD'nin bölgeye dönüşü halen mümkün mü?

ABD'nin bölgeye dönüşü halen mümkün mü?

Pazartesi, 12 Eylül, 2022 - 13:30

Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin'in Vladivostok'ta düzenlenen Doğu Ekonomi Forumu'ndaki konuşmasının içeriği Moskova'nın niyetini, dahası Putin’in “Bazıları Rusya'yı ne kadar izole etmek istese de bunu başarmak imkansız” sözleriyle Ukrayna'ya karşı savaşını sürdürme kararlılığını ortaya koydu. Putin "Batı'daki yaptırımların ateşi tüm dünyayı tehdit ediyor" diye de ekledi. Çin ve Rusya'nın dostu kabul edilen diğer bazı ülkelerin katıldığı geniş çaplı askeri tatbikatlara katıldıktan sonra yine Batı'ya birçok ekonomik ve askeri mesaj gönderdi. Bütün bunlar, Doğu-Batı ilişkilerinin girdiği tünelin hala uzun olduğu ve konunun Ukrayna ile sınırlı olmadığı anlamına geliyor. Ek olarak, Putin'in eski Sovyet Devlet Başkanı Mihail Gorbaçov'un resmi olmayan cenazesine katılmamasının bir sembolizmi ve çağrışımları var. Bir yandan, ölü başkan tarafından benimsenen, iç siyasi ve ekonomik reformlara yol açan, Doğu Avrupa'nın komünist kontrolden kurtulmasına izin veren ve böylece Putin'in “20.yüzyılın en büyük jeopolitik felaketi” olarak tanımladığı Sovyetler Birliği'nin çöküşüne katkıda bulunan perestroyka politikasını reddettiğini, diğer yandan genel olarak Batı'ya karşı düşmanca tutumunu sembolize ediyor.

Ukrayna savaşı uzun olacak ve Putin'in geri adım atması veya içeride bir darbeyle devre dışı kalması pek mümkün değil, zira içerideki konumu barış zamanında olduğundan daha sağlam görünüyor. İçeride ona olan güven seviyesi yüksek ve bir alternatifi yok. Ukrayna'daki savaş ve özellikle de Rusya ile mücadeleyle ilgili yönleri, Çin'in genişlemesiyle yüzleşme, küresel ekonomik durum ve iklim değişikliği sorunlarının yanı sıra şiddetli iç gerilimlerin alevlenmesi, ara seçim ve sonrasında başkanlık seçimi Amerikan kaygı ve dertlerinin başında geliyor. Bu arka plan, Washington'un bölgedeki politikasını tahmin etmeye çalışmak için bir giriş niteliğindedir. Bu arada birden fazla taraf, özellikle nükleer anlaşmaya geri dönme müzakerelerinin neredeyse sona gelinmişken yeniden belirsizleşmesinin ortasında, Washington’un kendisine yönelik politikasının müphemliğinden bahsetmeye geri döndü. Müzakerelerin sonuçlanmaması bölgede her şeyi en başa sardı. Yerinde sayma durumunun hakim olmasına neden oldu.

Irak, Mukteda es-Sadr'ın güçleri ile İran’ın müttefiki Koordinasyon Çerçevesi arasındaki ölümcül şiddet dalgasının ardından bizzat Şiiler arasında bir iç savaşın sınırlarına ulaşabilecek sorunlara batmış durumda. Bu, Bağdat'ta durumu çıkmaza soktu. İsrail askeri operasyonlarının neredeyse günlük ivmesinin, Devlet Başkanı Beşşar Esed hükümetinin İsviçre'nin müttefiki Rusya'ya karşı AB yaptırımlarını desteklediği için tarafsız olmadığı iddiası nedeniyle hükümet ile muhalefet arasında 25 Temmuz'da Cenevre'de başlaması beklenen görüşmelerin durmasının gölgesinde Suriye’de her şey olduğu gibi. Lübnan unutulmuş ve kaderine terk edilmiş. Savaşı kırılgan bir ateşkesten geçen Yemen bile henüz barış yolunu bulabilmiş değil.

ABD’nin bu çatışmalara yönelik politikası yorumlanırken farklı tutumlar ortaya konuyor. Fakat ABD'nin onları etkileme gücünün önemli ölçüde ve somut olarak azaldığı ve sınırlı olduğu konusunda bir oybirliği bulunuyor. Örneğin bazıları, ABD'nin İran'ı memnun etmek için Irak'ta tarafsız kaldığını düşünürken, diğerleri sorunun Amerikan-İran sorunundan ziyade öncelikle Irak-İran sorunu olduğunu düşünüyor. Aynı şekilde onlara göre ABD’nin Lübnan ve Suriye'den vazgeçmesi açıkça onların İran'ın etkisi ve yörüngesine girmiş olduklarının düşünüldüğü anlamına geliyor. Görüşler ne kadar farklı olursa olsun, ABD'nin bölge meselelerine müdahalesinin boyutunun ve biçiminin söylendiği gibi ‘parça parça’ pozisyonlar veya gerekirse sınırlı cerrahi müdahaleler ya da bazı güvenlik meselelerinin yerel taraflara devredilmesi çerçevesinden sapmayacağı açık ve net. ABD ulusal güvenliğini tehdit eden büyük ve benzeri görülmemiş gelişmeler olmadan da bu politikanın değişmesi olası değil.

Bugün soru, Washington'un politikasının gerçekçiliği ve Rusya'nın Batı ile ilişkilerindeki büyük bozulmadan, Moskova, Pekin, İran ve diğer Batı karşıtı ülkeler arasındaki büyük koordinasyon ve uyumdan sonra bu gerçekçiliğin devam edip etmeyeceğiyle ilgili. İkinci görüşte olanlar, Rusya ve Çin ile mücadele ederken ABD'nin kısa vadede Ortadoğu'dan birden fazla nedenden ötürü vazgeçemeyeceğini söylüyorlar. Bu nedenler enerjiyle başlıyor ve bölgenin stratejik önemi, Akdeniz boyutu ve Avrupa'ya yakınlığından geçerek, İsrail'in bölgedeki varlığıyla sona eriyor. Bu nedenle ABD, bölgeyi, desteklediği milislerle birlikte Körfez'in altyapısını uzaktan bombalama yeteneğini, bölgedeki en derin hassas güdümlü mühimmat stokuna (İsrail hariç) sahip olduğunu, bugün, balistik füzelerinin menzilinin Avrupa'nın bazı bölgelerine ulaştığını kanıtlamış olan İran'a bırakamaz.

Bugün Washington'un bölgeye yönelik politikasında değişiklik bahsinin, ara seçimlerin sonuçlarıyla ve özellikle de Demokratların yenilgisi ve Cumhuriyetçilerin zaferiyle bağlantılı olduğuna inananlar var. Bazıları da Demokratların büyük bir yenilgiye uğramayacaklarına daha çok ihtimal veriyorlar, çünkü ilk olarak Başkan Joe Biden içişlerinde çok şey başardı. Başarıları, Kongre tarafından kabul edilen ve iklim değişikliği, sağlık, eğitim, altyapı ve diğer alanları ele alan çeyrek asırdan fazla bir süredir benzeri görülmemiş mevzuat paketiyle somutlaştı. Dışişlerine bakıldığında, Başkan Biden ve yönetiminin Ukrayna'daki Rus savaşı konusundaki tutumunu, Kiev'e sunulan ve Rusya'nın savaş hedeflerini engelleyen yardımın hacmini ve kalitesini görmezden gelmek mümkün değil. Ek olarak yönetiminin genel olarak Çin konusundaki tutumu ve özel olarak Tayvan'a yönelik politikası, ABD'nin Tayvan’a milyarlarca dolarlık anlaşmalarla silah sağlama niyeti de göz ardı edilemez. Öte yandan, ‘Trumpçı gürültüye’ rağmen, kanadının Cumhuriyetçi Parti’yi ele geçirmesi pek olası görülmüyor, aksine katı geleneksel kanadın şansı devam ediyor. Her halükarda, uluslararası gelişmeler, özellikle Rusya'nın Ukrayna'ya karşı savaşı ve bunun küresel ekonomik güvenlik üzerindeki yansımaları, Washington'un dış politikasını pek değiştirmeyecek. Bütün bunlar, Amerikan değişiklikleri gerçekleşse de gerçekleşmese de bölgedeki statükonun devam edeceğini söylüyor. Irak, Suriye, Lübnan ve hatta Yemen’i gelgitler bekliyor. Bir hatırlatma; bu ülkelerin hepsi İran hegemonyası altında, dolayısıyla bunun İran için maliyetli sonuçları olacak. Müttefikleri ve vekilleri içinse sonuçları can yakıcı olabilir.

Diğer temel soru şu: Washington'un bölgedeki politikasında olumlu bir değişikliğin etkisi var mı?  Kuşkusuz bu, pek çok gerilimi ortadan kaldıracaktır, ancak bölge ülkeleri, özellikle ılımlı Arap ekseni, artık tamamen Amerikan yörüngesinde değil ve çeşitli yüksek ulusal çıkarlarına göre hareket ediyor. Bunun belki de en büyük delili, ABD'nin kendisine olan ilgisinin azalmasından sonra Rusya ve Çin ile ilişkilerinin, özellikle de ekonomik ilişkilerinin güçlenmesi. Bu ülkeler bir gözleme ve bekleme halindeler ve dahili durumları büyük ölçüde istikrarlı. Çatışan büyük ülkeler üçgeni Rusya, Çin ve ABD’den birine karşı kesin bir pozisyon benimsememeye devam edebilirler. Ama pragmatik ve bazı ılımlı Arap ülkeleriyle müttefik İsrail, büyük bir askeri çatışma durumunda Amerikan silahına ve desteğine ihtiyacı olduğu için ortada durma veya tarafsız olma lüksüne sahip değil.

ABD'nin yeniden bölgeyle ilgilenmesi mümkün mü? Bölgenin sorunlarına sihirli çözüm bu mu? Moskova'nın Ortadoğu'daki oyununu ya da İran'ın dizginlenemeyen yayılmasını durdurmakta etkili olur mu? Aslında politikaların içeriği önemli ama arkasında duranlar daha da önemlidir. Bugün, zayıflıklarına, güçlerinin ve düşüncelerinin sınırlılığına tanık olunan yöneticileri nedeniyle Batı’nın yaşadığı zayıflık, Rusya, İran ve Çin'in imparatorlukları yeniden ihya etme politikalarını uygulamalarına yardımcı oluyor. Son olarak, yaşadığımız tüm acıların nedeni ABD değil ve bunlara tek başına çözüm bulması da mümkün değil. Bölgesel ve uluslararası düzeyde, uluslararası ilişkilerin her düzeyinde yaklaşan birçok değişikliğin göz ardı edilmesi zor. Umarız bu, bölge ülkelerindeki akıllıları, dış güçlere boyun eğmeden ve yüksek riskli maceralara girmeden Amerikan boşluğunu kendi başlarına doldurmaya teşvik eder.


DİĞER KÖŞE YAZILARI

Editörün Seçimi

Multimedya