Velid Haduri
Enerji konusunda uzman, Iraklı yazar
TT

Irak ekonomisini mahveden ahtapot

Eski Irak Maliye Bakanı Dr. Ali Allavi, 10 sayfalık bir istifa mektubu yazarak 16 Ağustos 2022'de Başbakan Mustafa el-Kazimi'ye teslim etmişti. Allavi istifasında Irak’taki trajik durumu; “Üst düzey yetkililer, işadamları, politikacılar ve yozlaşmış devlet çalışanlarından oluşan geniş gizli ağlar, ekonominin tüm sektörlerini kontrol etmek için gölgede çalışıyor. Devlet hazinesinden milyarlarca dolar çekiyor” şeklinde tanımlamıştı.
Allavi, 2022 yılı için 100 milyar dolar petrol geliri olacağı tahmin edilen Irak ekonomisini mahveden yaraya parmak basıyordu. Bu yıkıcı ve sistemli yozlaşma, İran hegemonyası altındaki geri kalan Arap ülkeleri ve hatta İran’ın kendisinde de bulunuyor. Allavi’nin istifa mektubundan aşağıdaki alıntıları yapıyoruz:
“Maliye Bakanlığı’nda en son 2005 yılında, Dr. İbrahim el-Caferi'nin geçiş hükümetinde Maliye Bakanı olarak çalıştığım dönemde bulunmuştum. Bakanlığın başına ikinci kez getirildikten sonraki birkaç hafta içinde, son 15 yılda hükümet mekanizmasının ne kadar kötüleştiğine dair şok edici gerçeği öğrendim. Devletin büyük bir kısmı, siyasi partiler ve özel çıkar grupları tarafından fiilen ele geçirilmişti. Bakanlığın kendisi 10 yıldan fazla bir süredir dümensiz kalmıştı. Bakanlarından biri teröristleri barındırdığı iddiasıyla görevden alınmıştı. Daha sonra bakanlık, diğer bakanlıklardan atanan vekil bakanlar tarafından yönetilmişti. Söz konusu bakanların mali konulardaki bilgileri çok azdı ve bu nedenle ülkenin maliye politikasına bir çerçeve çizemediler. DEAŞ terör çetelerine karşı yürütülen savaşta dönemin maliye bakanı, meclis soruşturmasıyla görevinden alındı. Yeni bir maliye bakanı, ancak Sayın Adil Abdulmehdi hükümetinin Ekim 2018'de göreve başlamasından sonra atanabildi. Çok saygı duyduğum ve takdir ettiğim selefim Dr. Fuad Hüseyin bu makama atandı. Ancak, görev süresi Ekim 2019 gösterileri ve kısa bir süre sonra hükümetin istifası ile kesintiye uğradı.”
“Başında olduğum Maliye Bakanlığı başkanlığını yaptığım bir önceki döneme kıyasla bir hayaletti. Yöneticiler kilit pozisyonlarını yalnızca kısa sürelerle korumuşlardı. Birçoğu siyasi partilerin etkisi altına girmişlerdi. Tüm genel müdürler sorumlu oldukları işler için uygun veya nitelikli değildi. 2006'da tanıdığım kıdemli personel sayısı, emeklilikler, işten çıkarmalar, istifalar ve hatta öldürmeler yoluyla büyük ölçüde azalmıştı. Standartlar çok düşük bir seviyeye gerilemişti. Maliye Bakanlığı liyakati şüpheli insanlarla doluydu. Anlamlı deneyimleri veya becerileri yoktu, kamu yönetimi veya mali yönetimdeki modern uygulamalar hakkındaki bilgileri azdı. Ehliyetsiz, liyakatsiz ve siyasi bağlantıları olan kişiler, yetenekli ve etkili yöneticileri yerlerinden etmişlerdi. Maliye Bakanlığı maaş ödemelerini ve bütçeye dahil olan diğer rutin ödemeleri yönetebilmişti, fakat ülkenin mali ve ekonomik politikalarını belirleyen ana kurum olmaktan uzaktı. Birkaç hafta içinde, bunun sonucunda, Bakanlığın geçmiş yıllar içinde nasıl becerikli ve yetenekli çalışanlardan boşaltılmış olduğunu fark ettim.”
“Elektronik ödeme yolsuzluğu vakaları benim için bardağı taşıran son damlaydı. Ender bir durum değildi, ama sistemdeki dengesizliğin boyutunu tüm taraflara açıkça yansıtıyordu. Devletin itibarının ne derece bozulduğunu ve özel çıkarların kuklası haline geldiğini açığa çıkarıyordu. Bakanlık değerlendirmelerini yaptıktan sonra konu artık yargıya taşındığı ve soruşturulduğu için yorum yapamam, ancak bu, milyonlarca insanı ve hayati öneme sahip devlet kurumlarını etkileyen doğru kararların kamu yararı gözetilmeksizin nasıl alınacağı konusunda pek çok soruyu gündeme getiriyor. Zira yozlaşmış üst düzey yetkililer, işadamları, politikacılar ve devlet çalışanlarından oluşan geniş gizli ağlar, ekonominin tüm sektörlerini kontrol etmek için gölgede çalışıyor ve hazineden milyarlarca dolar çekiyor. Bu ağlar büyük siyasi partiler, parlamenter dokunulmazlık, hukuk silahı ve hatta yabancı güçler tarafından korunuyor. Korkutma ve tehditlerle dürüst yetkililer susturuluyor. Bu büyük yolsuzluk ve aldatma ahtapotunun kolları, devletin her bölümünü ve kurumunu sarmış ve bu ülke hayatta kalacaksa, ne pahasına olursa olsun bu kollar kesilmeli. Bu noktada, İştar Kapısı davasında görevli soruşturma hakimlerinin, yargı sistemine güveni yeniden tesis etmek için iyi bir başlangıç olarak, uzandıkları yere kadar bu ağları takip etmelerini umuyorum.”