Ortadoğu dünya sahnesinde görünmeyen, gizli saklı bir bölgedir. Belki de bu tanım, bölgenin genel durumu için söylenebilecek en doğru tanımdır. Çünkü kendisi siyasi olarak, tarih boyunca gelişen mitlerin yan etkileri aracılığıyla yönetilmektedir. Örneğin İsrail; Tanrının İsrailoğullarına Filistin’i vaat ettiği ve bu toprakların kutsal vaad edilmiş topraklar olduğu mitine dayanarak kurulmuştur. Dolayısıyla ilahi vaadi tartışmak ve ona karşı çıkmak hiç kimsenin haddine değildir. Batı’daki Hıristiyan Blok da onları desteklemektedir çünkü aralarındaki aşırılık yanlısı bir grubun kendi özel miti vardır. Bu efsaneye göre kurtarıcı İsa Mesih; Filistin topraklarında başkenti Kudüs olan bir İsrail devletinin kurulmasının ardından dünyayı kötülüklerden kurtarmak için bir kez daha yeryüzüne geri dönecektir. Bu ilke; Protestanlar arasında geniş bir kesimin özellikle de Evangelistlerin, İsrail’in var olma hakkını savunmalarının temel nedeni olmuştur.
İran’daki Velayet-i Fakih rejimi ise iktidara gelmesinin ardından, beklenen Mehdi’nin ortaya çıkmasını “hızlandırmak”, dünyaya barış ve adalet getirmesi, zulüm ve zorbalıklara son vermesi için onu saklandığı yerden çıkmaya teşvik etmek adına mezhepçi devrimini bölge ülkelerine ihraç etme teorisini benimsedi. Bu da gerçekleşmesi için hizmetine özel politikaların sunulduğu bir başka teoridir.
Bu 2 mit ve diğerleri, duygusal, romantik ve ideal birçok özelliğe sahiptirler. Kendisine inananların duygularını okşar ve siyasi olarak kendisini benimseyenlere; ülkeler ve halklar arasındaki ilişkileri yönetmesi ve düzenlemesi gereken uluslararası yasa ve normları ihlal etmenin önünü açar.
Siyasi karar alma unsurlarına mitleri dahil etmek, din adamlarını ülkelerin sınırlarını Tanrı’nın adıyla dinin kendilerine bağışladığına inandıkları hakka göre düzenleyen toprak tacirlerine dönüştürmek; bölgeyi durmadan akan kan ırmaklarına, bitmeyen felaketlerin kurbanlarına yetmek için gittikçe daha çok genişleyen mezarlara dönüştüren muazzam bir suç ve büyük bir cinayettir.
Sivil devletler; çatışan taraflar arasında objektif ve bağımsız bir referans olarak kendisine güvenilmesi mümkün olmayan mitlerin etkisinden tamamen uzakta yasa ve normlara dayalı adaletin üstünlüğünü kabul eden devletlerdir. Avrupalı devletler mitleri siyasi bir referans olarak benimsemeyi bırakıp politika ve yasaları referans alan sivil bir dil benimsediğinde aralarındaki savaşlar sona ermiştir. Şüphesiz bunlar Ortadoğu bölgesinin tamamının faydalanması gereken derslerdir.
Farklı biçimleri ve kaynakları ile mitler; çalışan ve genel olarak karar alma mekanizmasını etkileyen kolektif zihniyete derinlemesine ve güçlü bir şekilde yerleşmiştir. Hatta temel bileşimlerinden biri haline gelmiştir. Bu kısır döngüden ancak birbirlerine baş tarafından yapışık siyam ikizlerini birbirinden ayırma ameliyatı kadar zor bir yöntem ile çıkılabilir.
Din ve devlet işlerini birbirinden ayrımak Batı’da temel bir taleptir. Görünüşe bakılırsa bizim de Doğu’da, istismar edildiğine yönelik kuşkuları gidermek için din ile mitleri birbirlerinden ayırmamız gerekmektedir. Çünkü bu, bölgede azımsanmayacak kadar büyük sorunlara yol açmış ve açmaya da devam edecekmiş gibi görünmektedir.
TT
Egemen mitler
Daha fazla makale YAZARLAR
لم تشترك بعد
انشئ حساباً خاصاً بك لتحصل على أخبار مخصصة لك ولتتمتع بخاصية حفظ المقالات وتتلقى نشراتنا البريدية المتنوعة