Geçtiğimiz birkaç gün içinde, Ortadoğu ile ilgilenenlerin dikkatleri, İsrail-Filistin ihtilafını çözmek için Yüzyılın Anlaşması ile bağlantılı olarak düzenlenen Bahreyn'deki Manama Çalıştayı üzerindeyken, Uluslararası politika ve küresel ekonomiye odaklananların dikkatleri ise Japonya’nın Osaka kentinde düzenlenen G20 zirvesi üzerindeydi.
Bu beklenen bir durum...
Ancak, Kasım 2020’de yapılacak başkanlık seçimleri için Demokratların Donald Trump’ın rakiplerini seçme hamlesini başlatmasıyla beraber Ortadoğu ve uluslararası politikaların şekillendiği ‘gerçek mutfak’ ABD’de faaliyet göstermeye başladı.
Şu ana kadarki gelişmeler, Trump'ın bu seçimde de Cumhuriyetçilerin adayı olacağını gösteriyor. 2016'daki önceki seçim kampanyasından bu yana ortaya çıkan şey, Trump’ın Cumhuriyetçi Parti’ye kendi karakterini vermeyi başarması, "parti makinesi" içindeki geleneksel liderlerden rakiplerini ve hasımlarını da ekarte etmeyi başarmış olmasıdır. Bu başarıya ulaşmada adamın rolünü küçümsemek yanlış olmakla birlikte, Trump tarafından benimsenen ve destekçileri tarafından dolaşıma sokulan sloganların ve pozisyonların ABD ile sınırlı olmadığı söylenmelidir. Bilakis Avrupa ve Latin Amerika'da, hatta Güney Asya ve Avustralya gibi uzak bölgelerde orman yangını gibi yayıldığını ve genişlediğini görüyoruz.
Dolayısıyla, 2020'deki ABD seçimleri, küreselleşmeyi, dini ve etnik ilişkileri, serbest piyasa ekonomisi ile yönlendirilmiş ekonomi arasındaki farkları yeniden tanımlamadaki rolü bir yana, bizzat demokrasi tarihinde dönüm noktası olabilir. 2020 sonbaharında Amerika'da ortaya çıkacak olan şey aslında, artık meydan okumaktan çekinmeyen hırslı ve yükselen güçlerle tek kutupluluğu korumak için küresel bir yüzleşmenin eşiğinde olan bir süper gücün "Programı”dır.
Trump’ın Osaka’da Çin ve Rus cumhurbaşkanları Şi Cinping ve Vladimir Putin ile görüşmesi gizli ve ciddi bir çatışmanın gözle görülür bir göstergesi. Robert Mueller’in, 2016 ABD seçimlerinde Demokrat rakibi Hillary Clinton’a karşı Trump’ın desteklenmesi adına Rus “müdahalesine” yönelik soruşturmaları, Huawei davası ve Çin'in hızlı ekonomik yükselişine karşı savaş ilan edilmesi, Çin-Rus ikili mücadelesinin diğer yüzünü teşkil ediyor.
Bu arada, Ortadoğu, Washington okumalarının önemli bir yönünü teşkil ediyor, zira Çin-Rusya ataklarında bu bölgenin önemli bir rolü var. Rusya üzerinde daha fazla duruluyor, çünkü Çin’in gücü Orta ve Doğu Afrika’da daha fazla bulunmaktadır.
Ortadoğu’da Moskova, Soğuk Savaş’tan bu yana Washington’ın hatalarından yararlandı, ABD’nin politikası, Sovyetler Birliği’ne Doğu Arap bölgesinde peş peşe fırsatlar verdi, tıpkı 19. Yüzyılda Rus Ortodoks okullarına bir atılım yapma fırsatı verdiği gibi. Bugün, Putin liderliğindeki Moskova, Washington’un hatalarından dolayı konumunu yeniden güçlendiriyor; en bariz hataları, İsrail Likud Partisi’nin tutumlarını tümüyle benimsemesi, Suriye, Yemen ve Körfez’den geri çekilmesi, askeri rejimler ile siyasal İslamcı hareketler arasındaki “kutuplaşma” karşısındaki çelişkili mesajları…
İsrail ve Filistinli siyasetçilerin katılmadığı Manama zirvesini eleştirenler, ekonominin politik çözümler sonrasında ele alınması gerektiği konusunda ısrar ederek, Washington'u "atları arabanın arkasına" bağlamakla suçladılar. Eleştirmenler ayrıca uzun vadeli yatırımların, gerçek siyasi çözümlere dayanan istikrar ile sağlanabileceğini iddia ediyorlar. İlgili muhataplar ise farklı neticelere varabiliyorlar ve bazı siyasi talepleri feda etmenin gerekliliği konusunda kendi sokaklarını ikna etmek için yeterli güvenilirliğe sahip olduklarını düşünüyorlar.
“Kararlılık” konusundaki belirsizlik hala geçerliliğini koruyor, zira Washington’un Suriye’de, Yemen’de ve Körfez’de, hatta Irak’ta ve Lübnan’da İran’a ne ölçüde karşı çıkabileceği bilinmiyor. Bugün "İranlıları Suriye'den uzaklaştırmayı" amaçlayan ABD-Rusya-İsrail- üçlü "anlayışlarına" atıfta bulunanlar var. Bu "uzaklaştırma" Lübnan'ın geleceği ve Irak'ın rolü hakkında “kararlı” bir tutumu gerekli kılıyor. Washington, Moskova ve Tel Aviv arasında gerçek etki alanlarının taksim edildiği Suriye haritasından bahsetmiyorum bile.
Askeri rejimler ile siyasal İslam arasındaki kutuplaşmaya dair jeopolitik karmaşıklıklar var. Washington’un tutumları, Arap Baharı deneyimlerini ve farklı isim ve şekillerde ortaya çıkan hadiseleri yeterince okuyamadığını gösteriyor. Tahran tehditlerini arttırdığı takdirde bu tehlikeli bir gerçektir, ayrıca bazı bölge oyuncuları kötü niyetli manevralarını henüz karışıklık çıkmamış diğer ülkelere tatbik etmek isteyebilirler.
Amerikan “Mutfağına” geri dönecek olursak…
Birkaç gün önce New York Times’ta ABD’nin önceki BM Büyükelçisi ve Obama dönemi dış politika ekibinden biri olan Susan Rice’ın bir makalesini okudum.
Çoğu Demokrat politikacılar gibi, Rice’ın hesaplamalarında -makalesinde yazdığı kadarıyla- nükleer anlaşmayı savunmak, İran ile savaş tehlikesini engellemek bölgedeki Tahran kurbanları gibi meselelerin esamisi okunmuyor. İran’ın Yarattığı zehirli mezhep ikliminden, Devrim Muhafızları ve mezhep milislerinin yarattığı güvenlik hegemonyasından, geride bıraktığı trajedilerden, yer değiştirme suçlarından da bahsedilmiyor.
Manama'daki son çalıştaya katılan ABD Demokrat başkan adaylarının İran'a yönelik pozisyonları Susan Rice'tan farklı değil. Burada, Araplar olarak bizler, bırakın kanaatleri değiştirmeyi, gerçeklerin açıklamasını yapamadığımız bir durumla karşı karşıyayız.
Buna karşılık, The Hill gazetesi dün, ABD Hıristiyanlarının radikal ve tutucu kanadını temsil eden Evanjelik Hıristiyan cemaatlerin Trump kampanyasını ve Cumhuriyetçi Partiyi desteklemek üzere 2020 seçimleri için hazırlık yapmaya başladıklarına ilişkin bir rapor yayınladı. Burada Amerika'daki herhangi bir adayın siyasi programlarına destek olanların, söz konusu adaya her türlü katkıda bulunduğu unutulmamalıdır. Evanjelik kanattaki güçlü sağ akım, Ronald Reagan'ın yükselişinin ve Cumhuriyetçi Parti'nin muhafazakâr kanadının 1980'lerin başından beri egemen olmasının arkasında durmuştu. Bugün ise, Evanjelik çabalar yalnızca ABD’de değil aynı zamanda Latin Amerika'da da mültecileri, göçmenleri, Müslümanları ve liberalleri dışlayan, beyaz ırkçı söylemleri dillendiren diğer cemaatlerle bütünleşmiş durumdadır. Evanjelik destek, Dünyanın en büyük Katolik ülkesi Brezilya’nın başkanlık yarışında aşırı sağ aday Jair Bolsonaro'nun zaferinde etkili bir faktördü.
Amerikan Evanjelikler, birçok örgütsel yapılarıyla, 2020 sonbaharında Cumhuriyetçi kampanyayı desteklemek için on milyonlarca dolar hazırlamaya başladılar. Özellikle kritik eyaletleri hedefliyorlar…
Dolayısıyla, her zamanki gibi, 2020'de Amerikan "mutfağından" gelecek yemeği ister bir cumhuriyetçi isterse bir demokrat hazırlasın... Bize vaat edilen yemek lezzetli olmayacak.
TT
ABD, 2020 “yemeğini” hazırlamaya başladı
Daha fazla makale YAZARLAR
لم تشترك بعد
انشئ حساباً خاصاً بك لتحصل على أخبار مخصصة لك ولتتمتع بخاصية حفظ المقالات وتتلقى نشراتنا البريدية المتنوعة