Geçtiğimiz hafta Suudi Arabistan’nın Abkayk (Abqaiq) ve Hurays (Khurais) bölgelerinde bulunan petrol tesislerine yapılan saldırıya ilişkin çok şey söylendi ki bu beklendik ve doğal bir şey.
Ancak beklendik ve doğal olmasının nedeni yalnızca Körfez petrolünün küresel ekonomi için hayati öneme sahip bir madde olması ve tesislerin hedef alınmasının “küresel” bir mesaj taşıyor olması değil. Bilakis bu saldırıyı gerçekleştirenlerin daha önce de birçok kez böyle bir tehditte bulunmuş olmalarıydı. Kimi zaman bizzat Tahran kimi zaman da İranlı liderlerin kontrol etmekle övündükleri Arap topraklarındaki kuklaları ve takipçileri aracılığıyla bu tehdit birçok kez dile getirildi. Nitekim saldırıdan sonra, tepkileri ölçmek için hazırlanmış geçici senaryo gereği –bu kez İran’ın Yemen’deki kuklası- Husiler hemen saldırının sorumluluğunu üstlendiler.
Bundan da öte saldırı, İran’ın petrol tankerlerine sabotaj düzenlemeye ve alıkoymaya başlamasından bu yana sürdürdüğü gerilimi yükseltme politikası bağlamında gerçekleşmiş olup dünyaya açık bir mesaj gönderiyordu. Bu mesaj, 2 noktaya dayanıyor:
Birincisi; Körfez’de Batılı ülkelerin üslerinin ve filolarının varlığında bile İran Körfez sularında nihai güçtür.
İkincisi; İran gerilimi yükselten bu adımına verilecek herhangi bir karşılıktan korkmaz. Hatta tam aksine İran, düşmanlarının, dünyayı kendisi ile birlikte bir çatışmaya sürüklemeye ve bu çatışmanın sonunda nükleer anlaşma gibi Arap dünyasına yönelik siyasi müdahalelerine izin veren bir anlaşmaya ulaşmaya çalıştığını anlamalarını sağlamayı amaçlamaktadır.
Bu esnada; ABD Başkanı Trump’ın selefi Obama’nın başlıca Avrupalı güçler ve Rusya’nın tam desteği ve dayanışmasıyla Tahran ile imzaladığı nükleer anlaşmadan çekilmesi, İran’ın planlarına büyük bir darbe vurdu. Ancak bu darbe ve ardından gelen ağırlaştırılmış yaptırımlar İran açısından sadece bir başarısızlıktı.
Tahran, bazı faktörleri göz önüne aldığında bu başarısızlığın üstesinden gelebileceğine inanıyor. Bunların en önemlileri:
-Avrupalı güçler ile Trump liderliğindeki Washington arasındaki çıkar uyuşmazlığı bulunması. Buna dayanarak İran yönetimi, bilhassa çatışmanın maliyetini yükseltmesi halinde bu Batılı ittifakı bozma gücüne sahip olduğuna inanıyor.
-Rusya’nın en azından ABD’nin başını ağrıtmak ve mümkün olan her alanda kendisine şantaj yapmak için İran ile ortaklığını sürdürmesi. Tabii bu denklemin bir diğer önemli faktörü olan Çin de unutulmamalı. Bilindiği gibi Çin, İran ile arasındaki ortak projeler için milyarlarca dolar bütçe ayırmış bulunuyor.
-İran’ın, şu ana kadar Türkiye ile Suriye sorunun başlangıcında bir süreliğine de olsa yaşanılması kaçınılmaz olarak görünen bir çatışmayı engellemekte başarılı olması. Nitekim Washington’un Kürtlerin bağımsızlık hayallerini desteklemesi, 2015 yılında düşürülen Rus uçağının ardından Moskova’nın Ankara’ya uyguladığı baskı ve Türkiye’yi kendi bloğuna çekmeyi başarmasının ardından Türkiye’nin tutumu İran’ın lehine olacak şekilde değişti. Tahran’ın “Sünni tekfircileri ortadan kaldırma” bahanesi ile Suriye’yi yerle bir etmiş olmasına rağmen Hamas gibi bazı Sünni siyasal İslamcı örgütlerin İran ile aralarındaki ittifaklarını sürdürmeleri yine bu bağlamda bahsedilmesi gereken bir diğer faktördür.
-Arap dünyasında görülen bölünmenin, Tahran’ın artık görmezden gelinemeyecek kadar büyük ihlallerde bulunmasını sağlaması. Tahran, bu konuda Körfez bölgesinde, Suriye’yi İran’ın genişlemek için kullandığı üslerden birine dönüştürmüş olmasına rağmen Esed rejimi ile ilişkileri tam anlamıyla normalleştirmekte artık bir sakınca görmeyen kimi Arap ülkelerinde başarılı oldu.
-Tahran’ın, İsrail’in stratejik ve güvenlik kurumunun İran’ın bölgede oynadığı yıkıcı rolden duyduğu memnuniyeti çok iyi bilmesi. Propaganda ve boş kabadayılıklardan uzakta Tahran; İsrail’in Suriye rejiminin geleceği ile ilgili tutumunu ve bazı üst düzey İsrailli yetkililerin birçok kez dile getirdiği gibi 2011 yılından beri Suriye’de uyguladığı mezhepçiliğe dayalı tehcir politikalarının İsrail’in ulusal güvenlik projesi ve Batı’nın yüksek menfaatlerine hizmet ettiğini çok iyi biliyor.Yukarıda yer verdiğimiz faktörlerin tamamı, İran liderliğini nükleer stratejisinin siyasi ayağını hayata geçirme konusunda daha da ileriye gitmeye teşvik ediyor. Bu siyasi ayağın amacı ise; İran’ın Arap komşularına politik ve ekonomik olarak egemen olmasını, onları kendisine bağlı hale getirmesini ve siyasi rejimlerini Veliyyi Fakih Hamaney ve Devrim Muhafızları temeline dayanan İran modelinin bir kopyasına dönüştürmesini sağlamaktır. Nitekim İran’daki Meşhed şehrinin Cuma Hatibi Ayetullah Ahmed Alemu’l Huda’nın geçtiğimiz Cuma günü hutbesinde söyledikleri bunun bir kanıtı gibidir. Alemu’l Huda hutbesinde açıkça: “İran’ın yüzölçümü bugün coğrafi sınırlarından daha büyük. İran bugün sadece İran’dan ve coğrafi sınırlarından ibaret değil. Irak’ta Haşdi Şabi, Lübnan’da Hizbullah, Yemen’de Ensarullah (darbeci Husiler), Suriye’de Ulusal Savunma Güçleri (Şebbiha ve Şii milisler) ve Filistin’deki İslami Cihad ve Hamas, bütün bunlar İran’dır!”
Bu noktada, bizler ve dünya tartışma kabul etmez bir gerçek ile karşı karşıya olduğumuzu bilmeliyiz. İran rejiminden davranışlarını değiştirmesi için çabalamak boş ve beyhude bir çaba, bazı Avrupalı güçlerin, rejimin davranışlarını değiştireceğine güvenmekte ısrar etmeleri, Moskova ile Pekin’in yalnızca Washington’ın başını ağrıtmak için gönüllü bir şekilde İran’ı desteklemeleri çok daha kötü ve tehlikeli sonuçları olacak bir oyundur.
Bunların sonucu; Abkayk (Abqaiq) ve Hurays’ta (Khurais) tanık olduğumuz saldırıdır.
Bu nedenle, Suudi Arabistan, Körfez ve Arap dünyasının ortak güvenlik ve ulusal çıkarlarını hedef alıyormuş gibi görünse de sorun bundan çok daha büyük. Dolayısıyla bütün dünyanın yalnızca radikalizmi destekleyen ve teşvik eden milis görünümlü bir devletle değil aynı zamanda dünyadaki en büyük enerji rezervini ele geçirmekle tehdit eden acımasız bir nükleer güç projesi ile yüzleşmesi gerektiğini anlaması gerekiyor.
Evet, sorun bu noktaya ulaşmış bulunuyor. Bu yüzden, kendisi ile etkili yöntemlerle yüzleşmekten kaçınmak; pratik olarak onu kabul etmek, kutsamak ve bütün tehlikeli sonuçları ile bölgeyi Tahran’a teslim etmek anlamına geliyor.
Son Haberler
TT
Abkayk: Bölgeyi savaşa sürüklemeyi engelleme yalanının çöküşü
Daha fazla makale YAZARLAR
لم تشترك بعد
انشئ حساباً خاصاً بك لتحصل على أخبار مخصصة لك ولتتمتع بخاصية حفظ المقالات وتتلقى نشراتنا البريدية المتنوعة