Suriye Savaşı 8. yılını doldururken, bu süreçte binlerce insan hayatını kaybetti, binlercesi ülkelerini terk etmek zorunda kaldı.
Suriye savaşı sadece Suriye’nin içinde kalmadı; ABD, Rusya gibi küresel güçlerin ve İran gibi bölgede mezhebe dayalı politikalar izleyen ülkelerin güç savaşlarına sahne oldu.
Şüphesiz Suriye Savaşı sürecinde küresel terör örgütü formatı da bulunan IŞİD’in sahneye çıkması bölgedeki bir diğer büyük problem oldu. Aslında IŞİD gibi oldukça organize bir terör örgütünün ortaya çıkmasında en büyük pay sahibi olay ABD’nin Irak’ı işgal etmesi olsa da IŞİD, Suriye savaşının bölgeye musallat ettiği bir örgüt olarak sahneye çıktı.
Suriye ile Adana Mutabakatı’na kadar sınır, su, terör sorunları (bir dönem Öcalan’ın Suriye’de barındırılması) mevcutken, Adana Mutabakatı ile kısmen yumuşayan ilişkiler, AK Parti döneminde yakın ilişkilere döndü. Ancak Türkiye’nin Arap eylemleri konusunda sivil vatandaşlardan, hak ve özgürlüklerden yana olan tavrı, buna mukabil Beşşar Esed’in reformlar yapmak yerine göstericilere baskı ve şiddet uygulaması sonucu iyi ilişkiler dönemi sona erdi.
Elbette Suriye savaşı sürecinden en çok etkilenen ülkelerden biri Türkiye oldu. Çok sayıda göçmen, sığınmacı ve mülteciye kapılarını açan Türkiye, artan akınlarla mücadele etmenin yanı sıra PKK terör örgütü ile bağları olan PYD, YPG, SDG gibi yapıların Türkiye sınırında risk oluşturmasından rahatsız oldu. ABD’nin hem moral, hem askeri teçhizat bakımından çokça yardımcı olduğu, uluslararası ortamda “meşru” kabul ettiği ve ettirmeye çalıştığı SDG üzerinden Türkiye-ABD ilişkileri gerilimli bir noktaya vardı.
Barış Pınarı Operasyonu ile Türkiye şimdilik riskleri bertaraf ettiğini ifade ediyor. ABD de hem Türkiye hem de SDG’yi memnun ettiğini düşünüyor. Operasyon sonrası Türkiye ve Rusya arasındaki görüşmelerin iyi geçtiği, Rusya ve Suriye rejiminin de bu durumdan memnun olduğu ifade ediliyor. Sanki Suriye’de “herkes kazanmış” gibi bir hava estiriliyor. Ancak mesele 8 yıldır devam eden bir savaşsa; öldürülen ve yerinden edilen binlerce insan varsa burada kazançtan bahsetmek biraz zor gibi görünüyor.
Rusya ve ABD gibi BM’de daimi üye olup veto yetkisi olan ülkeler olsun, Türkiye gibi sınırında gerçekten ciddi risklerin olduğu ülkeler olsun, İran gibi “Sünni çevreleme arasında sıkıştırılmış bir Şii ülkeyiz” psikolojisiyle politika belirleyen bir ülke olsun… Yani kim olursa olsun Suriye’ye bireysel olarak müdahale etmek her zaman risk doğurabilir.
Suriye’de savaşın bu kadar uzun sürmesinin nedeni elbette Rusya ve ABD’nin bölgeye müdahale etmesi, Esed’in kendi halkını katletmeye devam etmesi olduğu kadar maalesef BM’nin işlevsizliğidir. BM, uluslararası bir kurum olarak olması gerektiği gibi Suriye konusunda kararlar alamadığı, alsa bile uygulayamadığı için bu süreç bu kadar uzadı.
“Birleşmiş Milletler, uluslararası barışı tesis etmek ve korumak amacıyla İkinci Dünya Savaşı sonrasında kurulmuş uluslararası bir örgüttür. BM, misyonu gereği barışın tehdit edilmesi durumlarına karşı uygulanacak hareket tarzlarını belirleyen ve bu konuda kurallar koyan bir görev üstlenmiştir. Uluslararası barış ve güvenliği korumak ve bu amaçla, barışın uğrayacağı tehditleri önlemek barışın başka yollarla bozulması eylemlerini bastırmak üzere etkili ortak önlemler almak yine BM’nin görevleri arasındadır. Barışın bozulmasına yol açabilecek nitelikteki uluslararası uyuşmazlıkların düzeltilmesini, çözülmesini barışçı yollarla tesis etmek için çalışan BM, adalet ve uluslararası hukuk ilkelerine uygun olarak çalışmaktadır.”
BM’nin işlevi ve tarifi bu, ancak BM, hem Suriye’deki savaş göz göre göre sadece ülke ve bölgede değil neredeyse tüm dünyadaki barışı tehdit ederken toplanmaktan başka bir şey yapmadı. Aldığı kararları uygulamadı. BM’nin işlevsizliği bununla da sınırlı kalmadı.
2000 yılında BM tarafından “Devleti tarafından hayatları tehlikeye sokulan insanları korumak amacıyla” Uluslararası Müdahale ve Devlet Egemenliği Komisyonu (ICISS) kurulmuştu. 2001 yılında çalışmaları tamamlanan komisyona göre, devleti tarafından hayatı tehlikeye atılan insanları korumak için “insani müdahalede” bulunabilme kararı alınmıştı.
2005 yılındaki Dünya Zirvesi Sonuç Belgesi ile de “insani müdahale” ifadesi, “koruma sorumluluğu” (R2P) şeklinde revize edilerek kabul edilmişti. Buna göre “soykırım, savaş suçları, insanlığa karşı suçlar, etnik temizlik” gibi durumlarda koruma sorumluluğu devreye girebilir.
BM’nin aldığı “koruma sorumluluğu” kararının sorumlu organı da Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi olarak belirlenmiştir. Normal şartlarda BM, bir ülkenin iç işlerine müdahale edemez, zira devletlerin egemenliği ilkesi BM tarafından kabul edilmiştir. Ancak BMGK, R2P’ye göre “halkını koruma sorumluluğu devlete aittir, eğer devlet bu sorumluluğu yerine getirmekte başarısız yahut isteksiz olursa R2P, engelleme sorumluluğu, tepki verme sorumluluğu, yeniden yapılandırma sorumluluğunu devreye sokabilir.”
Misyonu gereği dünya çapındaki barışı tesis etme, çatışmaları önleme, bu konuda adaletli ve hukuka uygun şekilde kararlar alma amacıyla çalışan BM ve BMGK, Suriye konusunda da birçok karar almıştı. BMGK’nın Suriye konusunda aldığı kararlar, yaptığı uluslararası toplantılar Suriye’deki gerilimin önlenmesi, Suriye dışına taşmaması amacı taşısa da Suriye’de çatışmaları halen sürdüğü, yaklaşık olarak 8 yıldır devam ettiği göz önünde bulundurulursa BMGK’nın Suriye’deki savaşın bitirilmesi, çatışmaların sona erdirilmesi konusunda aldığı kararların tartışmalı hale geldiği görülebilir. Tartışmalı hale gelen kararlar, BMGK’nın Koruma Sorumluluğu işlevinin ve işlerliğinin de sorgulanmasına sebep olmuştur.
Birleşmiş Milletler Soykırımı Önleme ve Koruma Sorumluluğu tarafından Suriye’deki durum “insanlığa karşı suçlar” olarak tanımlanmıştır. 2011-2014 arasında Birleşmiş Milletler İnsan Hakları Konseyi, Suriye’deki katliamları kınayan 13 önergeyi geçirmiştir. BMGK’nın 2042 nolu kararı ile ateşkes kararı alınmış ancak ateşkese uyulmamıştır. BM, Suriye konusunda 2139, 2165, 2191, 2254, 2268 … nolu kararları almıştır, ancak Esed’in kararlara uymaması, Rusya ve Çin’in veto hakkını kullanması nedeniyle kararlar uygulanmamıştı.
Nihayetinde Suriye Savaşı boyunca, Batı’dan Doğu’ya ülkedeki olaylara ve durumlara müdahale eden ne kadar ülke olursa olsun, kimsenin 21. yüzyılda sivil kayıpların sayısının binlerle ifade edildiği bir savaştan kazançla çıkması mümkün değildir.
Suriye’nin yaşadığı insanlık dışı dramın bırakın kazananını olsa olsa kaybedeni vardır. O da tüm dünyadan üyeleri olan, “barışışı tesis ve sivilleri koruma” misyonu olan BM’dir. Kendi içerisinde ABD, Avrupa (Fransa, İngiltere) ve Avrasya bloğu diyebileceğimiz Rusya ve Çin ile 5 daimi üye seçmiş, o üyelerin ulusal çıkarları için kendi içerisinde yine çıkar amaçlı bir denge sağlama amacı güden bir yapının işleviz bir vitrinden farkı kalmamıştır.
Yani mesele Suriye gibi binlerce insanın hayatını kaybettiği, hayatta kalanların yaşamlarının her gün tehdit altında olduğu, taş üstünde taşın kalmadığı bir ülke ise herhangi bir kazançtan bahsetmek mümkün değildir.
Şarku’l Avsat okurlarına ilk yazımla merhaba derken daha iç açıcı, umut verici bir yazı ile giriş yapmak isterdim ancak mevcut dünya konjonktürü, karamsar tablo çizmekten pek hoşlanmasam da, şimdilik çok iç açıcı değil. Var olanı ifade etmek de bizlerin görevi, nasipse bundan sonra belirli periyotlarla bu köşede var olanı eğip bükmeden ifade etmeye çalışacağım, vesile ile Ortadoğu’nun daha doğrusu Orta Dünya’nın en önemli meselelerinden biriyle bir giriş yaparak bir merhaba demiş olayım.
TT
BM nezdinde Suriye'de tüm dünya kaybetti
Daha fazla makale YAZARLAR
لم تشترك بعد
انشئ حساباً خاصاً بك لتحصل على أخبار مخصصة لك ولتتمتع بخاصية حفظ المقالات وتتلقى نشراتنا البريدية المتنوعة