Çok sayıda Lübnanlı, ülkelerinin 76’ıncı bağımsızlık gününde gördükleri karşısında memnun oldu.
Onları şaşırtan, bir ilke etrafında birleşemeyen, bir vizyon üzerinde anlaşamayan, her geçen gün varlık nedenlerini daha fazla kaybeden bir yönetimin kalıntılarının düzenlediği cılız ve önemsiz kutlama değildi.
Onları asıl şaşırtan halkın düzenlediği ve ender bir kararlılık, sevinç ve güven karışımının eşlik ettiği gerçek kutlamaydı.
Gerçek bağımsızlık kutlamalarında, insanların Lübnan’ı, umutların Lübnan’ı, iddialı, temiz el ve niyetlerin Lübnan’ı, anlaşmalar ve komisyonculuk dehlizlerinden, komplo, tehdit ve korkutma mahzenlerinden uzak Lübnan kutlandı.
40 yıldan fazla bir süre Lübnan dışında yaşayan bu satırların yazarı da artık Lübnanlıları tanımadığından tamamen emin oldu.
Bu halkın çocuklarından yüzde 65’inden fazlasının benim ana vatanımdan ayrılmamdan sonra doğduklarını bana hatırlatan belirli bir gerçekliğe sahip olduğum doğru. Aynı şekilde genç Lübnanlı nesiller –karşılaşırsam- ile yaptığım konuşmalar sırasında hafızalarının zayıflığı ve hayal ettiklerinde, talep ettiklerinde ve acele hükümlerinde önceliklerinin farklı olmasının beni çok rahatsız ettiği de doğru. Yine uzun bir kültürel kayboluş yaşayan, eğitimde kaosun egemen olduğu, yargının kuşatılmış olduğu, politikada ikiyüzlülüğün hüküm sürdüğü, ekonominin kırılgan olduğu bir ülkede büyüdükleri ve bütün bunların kişiliklerine ve düşünce tarzlarına yansıdığı da doğru.
Bütün bunlar ve daha fazlası...
Tüm bunlara karşın, Lübnan’da insanların onları küçük görmekte ve üzerlerinden kazanımlar elde etmekte çok ileri giden siyasi elitlerden desteğini çektiğini görmek beni çok memnun etti.
Son halk hareketi, birbirini seven halk ve oluşumları arasında nefretin, hırsın egemen olduğu, yalnızca kota ve güç paylaşımının onları bir araya getirdiği yönetim arasındaki farkı açık ve net olarak gösterdi.
Taleplerini dile getirmek için ülkenin her yerinden akın edip doldurduğu ülkenin meydanlarının genişliğinin bile kendisine yetmediği halk ile kendilerinden altta olanları küçümseyen, üstte olanların hoşnutluğunu kazanmak için her şeyi yapan yönetim arasındaki ayrımı ortaya çıkardı.
Benim gibi 60 ve 70’li yaştaki kişiler artık yaşlı kişilerin bilgeliğine sahip olduklarına inandıklarında –biraz üstünlük taslayarak- gençlere mütevazi olup akıllarını başlarına almalarını öğütlerler.
Oysa bu öğütlerinin bir bölümü, bizlere kararsızlık, dikkatli olma ve çoğu zaman korkaklıktan oluşan bir birikim bırakan başarısız deneyimlerin ve hayal kırıklarının üretimidir.
Cesaretlerini ve korkusuzluklarını sergileyen ve içlerindeki yaratıcılığı ortaya çıkaran gençler dün, Beyrut’un merkezinde güçlü bir sesle “hayatın çocukları” olduklarını deklare ettiler. Bu gençler cesaret göstermekle bir şey kaybetmediler.
Kararsız kalarak da bir şey kazanmadılar. İşte 35 gündür yaptıkları şey tam olarak budur.
Onlara özeniyor muyum? Evet özeniyorum!
Onlarla birlikte mi olmak istiyorum? Evet, onların safında yer almak istiyorum!
Her ne kadar benim gibilerin katılımı ve onları Lübnan’ın durumunu her yönden ele almak gerektiğine ikna etme çabaları –bu aşamada- iki ucu keskin bir bıçak gibi olacak olsa da onlarla birlikte olmak istiyorum.
Biraz teknik kaçabilecek bir durum daha var. Bilindiği gibi “Şeytan ayrıntılarda gizlidir”.
Yani Lübnan halk hareketinin omurgasını oluşturan gençliğin, ikinci ayına giren hareketin elde ettiği diyalog ve saha deneyimlere dayanarak bundan sonraki aşamanın stratejisini, taktiklerini ve önceliklerini netleştirmeye başlamaları yararlı olacaktır.
Halk hareketine büyük bir ivme kazandıran ve itici gücünü korumasına katkıda bulunan 2 etken var:
Birinci etken; yöneticilerin kendisine karşı kötü davranışları ve tutumları, destekçilerinin kışkırtıcı tutumları ve davranışlarıdır.
İkincisi; şu ana kadar ordunun –birçok nesnel nedenden ötürü- Suriye ve Irak’ta olduğu gibi halk hareketine doğrudan ve şiddetli bir şekilde müdahale etmekten kaçınmasıdır.
Bu 2 etken; devrimcilere birbirlerini tanımaları ve denemeleri, sorumlu, saf ve temiz bir şekilde hareket etmelerinden etkilenen geniş halk kitleleri ile daha iyi etkileşime geçmeleri için yeterli zaman ve alan tanımakta çok önemli bir rol oynadı. Ancak itiş gücünü korumak; bazı aceleci kişiler bunun istenen başarıları elde etmeyi yavaşlatacağını düşünseler de daha sakin bir ritimde bundan daha ileriye gitmeyi, rasyonel ve partik düşünceler sunmayı gerektiriyor.
Bunları söylememin nedeni, Lübnan’da mevcut yönetimin özellikle de Hizbullah ve Cumhurbaşkanı’na bağlı akımın elinde ayaklanmayı zor kullanarak bastırmaktan başka seçenekelerinin kalmadığına ikna olmamdır.
Nitekim bu 2 müttefiğin devrimcileri, “ajan ve işbirlikçilik” ve sistematik olarak ihanetle suçlamak, yeni hükümetin kurulması için gerekli parlamento müzakarelerini başlatmayı reddetmek, anayasanın bir parçası haline gelen Taif anlaşmasını ihlal etmek gibi günlük davranışları bunun işaretlerini veriyor.
Açıkça İran’dan mal ve silah desteği aldığını itiraf eden Hizbullah, ayaklanmayı ve bütün muhalifleri dış güçlerin işbirlikçisi ve ajan olmakla suçlamayı sürdürüyor.
Müttefiği Cumhurbaşkanı, hükümeti kurması için birini görevlendirmekte acele etmeyi reddediyor. Çünkü açıkça anayasaya karşı gelmek ve kasıtlı olarak başbakanlık makamının marjinalleştirmek anlamına gelse de hükümeti kurma sürecini bizzat yönetmekte ısrar ediyor.
Bu yüzden, ayaklanmanın “liderleri” sayılmayacak gerçek koordinasyonlar tesis etmeye başlamanın önemli olduğunu düşünüyorum. Çünkü bu koordinatörlükler bir taraftan iyi niyetli de olsalar her kafadan çıkan görüşlerin yarattığı kaosu dizginleyecektir. Diğer taraftan da yönetimin devrimcileri kandırma, aralarına ayrılık sokma, kuşatma ve işbirlikçilerinin aralarına sızmasını sağlamak gibi oyunlarını boşa çıkaracaktır.
Yönetim açık ve gizli güçleri ile tutumunda ısrar etmeyi sürdürdüğü müddetçe ayaklanmanın şimdiye kadar koruduğu temiz ve saf çizgide sapma tehlikesi ve ihtimali devam edecektir. Bu göz önünde tutulması gereken bir gerçektir.
Bunun yanısıra mevcut herhangi bir talepte veya sloganda ileri gitmenin devrimcileri, kendi savaşlarının ve sokaklarının bataklığına çekmek isteyen kişiler tarafından değerlendirilmesi riski taşıdığı da unutulmamalıdır.
Halk hareketi sorumlularının, Lübnan’ın gayrimeşru silahlanma vesayetiyle gerçekten işgal edilmesiyle başlayan ve devam eden mevcut sorununun yanısıra kronik sorunları hakkında da bazı gerçekleri bilmeleri gerekiyor.
Bu gerçeklerin başında kökleşmiş olan mezhepçiliğin iyi niyetler ve güzel kelimelerle değil gerekli kurumların inşa edilmesiyle ortadan kalkacağıdır.
Bunun için, ilk olarak hatta devlet kurumlarından da önce ev ve okuldan başlanmalıdır. Bir diğer gerçek, kendisini ortaya çıkaran, koruyan ve kurumsallaştıran arka plan görmezden gelinerek birçoklarının düşmanlarına yönelttiği bir suçlamaya dönüşen yolsuzluktur.
Neredeyse ülkelerinde ümtlerini kesme noktasına gelen birçok Lübnanlı dün, ona olan güvenini yeniden kazandı. Ona ait olduğu için tekrar gurur duymaya başladı.
Dünün mesajı aydınlık doluydu:
Halkın Lübnan’ı bağımsız bir vatan, yönetimin Lübnan’ı ise zamanın, mekanın ve hesapların dışında işgal altında bir vatandır!
TT
Lübnan: Bağımsızlık halkın, işgal devletin
Daha fazla makale YAZARLAR
لم تشترك بعد
انشئ حساباً خاصاً بك لتحصل على أخبار مخصصة لك ولتتمتع بخاصية حفظ المقالات وتتلقى نشراتنا البريدية المتنوعة