“Birinci Arap Hristiyanlar Konferans”ı, son olarak Lübnan ve Irak’ta başlayan Arap Baharı’nın ikinci versiyonu halk hareketleri ve ayaklanmaları ile eş zamanlı olarak 23 Kasım 2019’da Paris’te düzenlendi. Temelini genç kadınların ve erkeklerin oluşturduğu bu halk hareketleri, her ne kadar görünüşte bir dizi taleple devam etse de içinde gençlerin arzu ettikleri bir vatan doğrultusunda siyasi isteklerin izlerini taşıyor.
Beyrut ve Bağdat ayaklanmaları özellikle ortaya çıkardığı gençlik bilinci, iki ülkede de geçerli olan klişeleri ve kapsayıcı ulusal aidiyet yerine ikincil aidiyetleri öne çıkaran söylemi değiştirmesi ile bir sürpriz gibiydi. Bu ayaklanmalar, modern bir sivil devlet ve mezhep bağları ile kısıtlamalar dışında erken seçimler düzenlenmesini talep ediyordu. Asıl dikkat çekici olan, söz konusu konferansta sunulan içeriklerin yanı sıra farklı Arap ülkelerinden kültür, akademi, sosyal, siyaset ve medya alanından Hristiyan ve Müslüman katılımcıların dile getirdikleri görüşlerinin de bir ayna gibi bu halk hareketlerinin taleplerini yansıtmasıydı. Bunu da son 10 yılda bölgenin tanık olduğu olayları gölgeleyen üç olguya dair yaklaşımı ile gerçekleştirdi.
Bunların ilki radikalizm, şiddet ve terördür... İkincisi, bölgedeki oluşumların, dini ya da mezhep kabuklarına çekilme ve bunu azınlıklar ittifakı ile desteklemekle ülkeleri ve bölgeleriyle entegre olma, sorunları vatandaşlarıyla ortaklaşa çözme savlarından birini seçmesidir. Üçüncüsü de Arap bölgesinde "ulus devlet" krizidir.
Son nokta, yani Arap dünyasında "ulus devlet" krizi, ikilemiyle birinci ve ikinci olgunun temel nedenini teşkil ediyor olabilir. Siyasi rejimlerin otoriterliği ve çıkarları ile açlığın baskısı ve gelişmenin eksikliği nedeniyle terör ve radikalizm dişini göstermeye başladı. Bunu somut hale getiren de Müslüman, Hristiyan ya da başka herhangi bir dini gruptan olan ötekini dışlamaya ve yok saymaya çalışan şiddet eğilimli, radikal, fanatik İslami gruplar oldu. Ancak radikalizm ve radikaller ortaya çıkmadan önce bile tüm otoriter rejimler kapsayıcı vatandaşlık aleyhine olacak şekilde insanların bağlı oldukları ikincil aidiyetleri öne çıkarmaya çalışıyordu. Bazıları bunun için azınlıkları kullandı. Çoğunluktan koruma gerekçesi altında onları safına çekip dini ibadetlerini yerine getirmeleri ya da kültürel özelliklerini korumaları için sınırlı bir özgürlük alanı tanıdılar. Bazıları da bu azınlıkları marjinalleştirmeye ve kültürel miraslarını yok sayacak kadar bastırma yoluna gitti. Bu ayrım, Müslümanlar ile Hristiyan ve diğer dini bileşenler arasında ayrımcılık ile sınırlı kalmadı. Bilakis Şii ve Sünniler arasında ayrımcılığa kadar ulaştı.
Dolayısıyla ayaklanmaya katılanların modern bir sivil devlet inşası talepleri, genç yaşlarının daha onları netleştirmelerine ya da en azından dile getirmelerine olanak tanımadığı bir takım talepleri somutlaştırmayı amaçlamaktadır. Topluluk statüsünden bireyin haklarını güvence altına alan, özgürlüklere saygılı, herkesin yasaların önünde eşit olduğu, etnik, dini ve ırkçı her türlü ayrımcılığı ve baskıyı reddeden bir sivil hukuk devletinde yaşayan bir birey statüsüne geçmeyi istemektedirler. Bu, vatandaşlık şemsiyesi altında “birlikte yaşamı” vurgulamaktadır. Ülkelerin bağımsız kimlik ve oluşumlara bölünmesine karşı çıkmaktadır. Coğrafi ve bileşenlerinin birliğinin altını çizmektedir. Dış müdahalelerin yanı sıra bazı bileşenlerin de dışarıya doğru genişlemesine karşı çıkmaktadır. Ne dış güçlerin korumasını istemek ne de azınlıklar ittifakı kurmak istememektedir. Vatana aidiyet dışında kapsayıcı bir aidiyetin olmadığını kabul etmektedir.
Teorik kavramlardan uzakta daha gerçekçi bir ifadeyle gençlerimiz, İran’ın Sünni çoğunluğa karşı Şiilerin hamisi olmasını reddediyor. Rusya ve genel olarak Batı’nın Hristiyan ya da diğer bileşenlerin koruyucusu olmasına karşı çıkıyor. Çünkü koruma ancak içeriden, bütün vatandaşlarına eşit mesafede duran modern, hukuka dayalı bir ulus devlet tarafından sağlanabilir. Akıllı telefonları ile silahlanmış ve az rastlanır bir yaratıcılık ile sokağa inen gençlerimiz, ekmek, iş fırsatı, su, elektrik ya da sağlık hizmetleri talep etmiyor. Onlara benzeyen, genç, dinç ve etkin, özgürlüğü ve adaleti temel alan, cezaevlerinin kural değil istisna olduğu, rejimlerin kişi ya da ailelere göre şekillenmediği, onları bölgesel ve küresel güçlerin elinde bir pazarlık aracı haline getirmeyen, değerler ve insan haklarının egemen olduğu bir devlet istiyorlar.
Bu talepleri yerine getirmek zor bir yolda ilerlemeyi gerektiriyor. Ancak eşitlik, vatandaşlık, onurlu bir yaşam hakkından yola çıkarak eski milliyetçi tanımlarından arındırılmış bir Arapçılık kavramının yenilenmesi bu yolu kolaylaştırabilir.
Tüm ülkelerin potasında eridiği tek ulus kavramına dayanan Arap milliyetçiliği, dar mezhep aidiyetleri gibi geniş kapsamlı milliyetçi aidiyetten de kurtulup modern bir hukuk devleti içinde ulusal aidiyet talep eden gençler için artık uygun değil. Bu nedenle Arapçılık kavramı gelişerek ideolojik ve dini eğilimli olmayan bir kültürel bağa dönüşmelidir. Temelinde Arapça ve ortak çıkarlar yer almalıdır. Gizli ya da açık emperyal bir projeden uzak durmalıdır. Arap ve Arap olmayan, inançlı ve inanç sahibi olmayan evlatları arasında ayrım yapmadan, birini diğerine üstün tutmadan hepsini içine alan bir Arap milliyetçiliğine dönüşmelidir.
Zamanı geriye döndüremeyiz. Ülkelerimizdeki yöneticilerin de katı ve kişisel dili kullanmayı, zor kullanmakla tehdit etmeyi, işbirlikçilikle suçlamayı sürdüremeyeceklerini anlamaları gerekiyor.
Yeni nesil, 1967 yenilgisi, baskı, hayal kırıklıkları, başarısızlıklar ve göçler neslinden farklıdır. Düşünce tarzı da tamamen farklıdır. Hatta farklı bir dil konuşan, söylem ve yazılarında kendi üslubu olan bir nesildir. Bu, muz cumhuriyeti olmaktan çıkmayı, her şeyi sömüren ve varlığını korumak için tüm tabuları yıkmaktan kaçınmayan, baskıcı ve otoriter askeri sistemlerin ulaşmasını engellediği moderniteyi yakalamayı amaçlayan bir nesildir.
Rejimler, koltuklarını korumak için kendilerini şeytana sattı. Gençler ise silahtan daha etkili barışçıl uygulamalar ile bu koltukları altlarından çekmek için ayaklandı.
TT
Lübnan'dan Irak'a 'Ulus Devlet'
Daha fazla makale YAZARLAR
لم تشترك بعد
انشئ حساباً خاصاً بك لتحصل على أخبار مخصصة لك ولتتمتع بخاصية حفظ المقالات وتتلقى نشراتنا البريدية المتنوعة