Lübnan veya başka bir ülkede olsun, gücünün zirvesinde, silahına güvenen ve dış ilişkileriyle yetinen herhangi bir dini gruptan ulusal bir projenin doğması imkansızdır.
Lübnan bunu daha önce 2 kez deneyimledi. Ancak ikisinde de ortada bir ulus projesi yoktu. Bunların ilkinde; bir mezhepçi yapı Filistin direnişinin silahının gücüne dayanarak diğer dini gruplardan daha güçlü bir konuma gelmişti.
İkincisinde ise İsrail işgalini gerekçe olarak kullanarak karşıt bir mezhep kimlikli yapı güçlenmişti.
Bugün bu deneyimi üçüncü kez yaşıyoruz. Bir yanda ulusal bir proje doğarken diğer yanda 3’üncü bir mezhepçi yapı güçleniyor. Ancak bu kez dikkat çekici bir farkı var.
O da kendinden önceki 2 deneyimde, söz konusu mezhepçi yapılar, herhangi bir ulusal proje üretmeyi ve onu kontrolleri altında tutuyorlarmış gibi görünmeyi başarmışlardı.
Birincisinde; sol çizgideki ulusalcılık, varlığını İsrail’e karşı direniş, sonrasında ise sömürgecilik ve emperyalizme karşı direnişe dayandırmıştı. Bu kamufle edilmiş mezhepçilik ayrıca, sosyal ve reformist bir uzantıya sahip olduğunu da iddia etmişti.
İkinci deneyim ise sağ çizgideki bir ulusalcılık ortaya çıkarmıştı. Bu da varlığını “yabancılara” karşı direniş, silahın kontrol altında tutma, sahip olduğu ve “üstünlük” olarak tanımlanan mevcut durumu korumak için istikrarı sağlamaya dayandırmıştı. Bunun bir tarafında Kemal Canbolat diğer tarafında Beşir Cemayel vardı. Ama Lübnan’ı temsil ettiğini iddia eden grupların liderleri olan her ikisi de suikaste uğradılar.
Bugün ve mevcut koşullarda, ulusalcılığa baskın gelecek veya onunla kesişecek bu tür bir iddiada bulunmak gittikçe zorlaşıyor. Birkaç gün önce Lübnan’ın bağımsızlığının yıl dönümünde on binlerin katıldığı “sivil gösteri”ye bakmak, doğmakta olan ulusal projenin neredeyse hazır olduğunu, bunu Hizbullah’tan çok da uzak olmayan bir yerde gerçekleştirdiğini görmek için yeterlidir.
Bu bağımsızlık kutlaması aynı zamanda geçmişte düzenlenen kutlamaların kuruluğundan ve katılığından bağımsızlaşmaydı.
Kutlamanın kendisinin, halk ve siviller ile yönetim ve askerler arasında tesis ettiği ek engelden kurtulmaktı. Tabandan yükselen kitlesel kutlamaların yerini almaya hazırlandığı “üstünlükten” azad olmak gibiydi. İstenen zamanda ve herhangi bir kutlamada kullanılabilecek ölü bir dilden, hiç kimsenin üretmediği ve katılmadığı budalaca ve folklorik anlamlardan kurtuluştu. Ancak bu kutlama aynı zamanda en az bağımsızlığı eleştirmek kadar saçma bir söylemden ayrılışı da ifade ediyordu, “Onun bedelini kanımızla ödemedik. Siyasi bağımsızlığımızı gerçekleştirdik ama ekonomik bağımsızlığımızı gerçekleştiremedik. Bu yapay bir devletin yapay bağımsızlığıdır...” Fakat bu gerekçe de karşı çıktığı gerekçeler gibi gömüldü.
Başka bir deyişle, yeni Lübnanlılar tam takım düşünceleri ve tasarımları reddetmek için meydanlara indiler.
Dayandığı ve bugünkü duruma ulaşmasına yol açan kurallardan farklı kurallara dayanması gereken bir vatan kurmakta ısrarlı olduklarını deklare etmek için meydanları doldurdular.
Öte yandan yönetim ise 1943’den beri her yıl tekrarlanan şekilde bağımsızlığı kutladı. Ama bu kez yöneticiler gereksiz fazlalıklar gibi görünüyorlardı. Aynı anda hem komik hem de üzüntü vericiydiler.
Bütün bunların arkasında bir gerçek daha var. O da Lübnanlı milliyetçi projenin gerçekten de kendini oluşturma yolunda büyük ilerlemeler kaydettiğidir.
Hizbullah ve "Direniş"i ise bunun tamamen dışında kalmış görünüyor. Bu noktada, Hizbullah’ın aynı anda hem mezhepçi hem de dini bir yapıya sahip olduğunu dolayısıyla tanım olarak mezhepçiliğin karşıtı olan ulusal proje ile birlikte yaşayabilme olasılığının düşük olduğunu söyleyebiliriz. Sadece dinci bir örgüt olsaydı yaşayabilirdi ya da yalnızca mezhepçi olsaydı belki uyum sağlayabilirdi. Ancak hem dini kimlik hem de mezhepçi olduğu için zor.
Bunun yanısıra, Hizbullah’ın herhangi bir iç gücün, dış güce eğilimini niteliksel olarak aşacak kadar İranlı olması da ulusal kimlik ile çatışmasının nedenlerinden biri.
Hizbullah’ın İran ile ilişkisi, bir modelden etkilenmekten, dini bir bağlılıktan, kılık kıyafet, davranış ve ritüelleri taklitten, finansmandan, silah desteğinden ibaret değil.
Bundan çok daha fazlası. Bütün bu boyutlar benzeri olmayan, Lübnan kimliğini hazmetmesi, ulusalcılığın da onu hazmetmesi zor bir ilişkide bir araya geliyor.
Bunlara yakın bir zamanda iki taraf arasındaki ilişkiyi daha karmaşık hale getiren başka unsurlar da eklendi.
Hizbullah’ın Suriye müdahalesi, bu ülkedeki değişimin çıkarlarına olduğunu düşünen geniş Lübnanlı kesimleri rahatsız etti.
Liderini kuşattığı kutsalık ve dokunulmazlık ile yeni milliyetçi projenin övündüğü bütün demokatik bilinci ve eleştirel eğilimleri rahatsız etti.
Bunlardan daha önemli olan iki unsur daha var ki ilki; Lübnan’da Hizbullah’ın İsrail tehlikesinden kaçınma yöntemiyle ilgili bir oybirliğinin olmamasıdır.
Birçok Lübnanlı, kendilerine dayatılan bu yöntemin, güvenliğin yanısıra ekonomik ve politik olarak tehlikenin kendisinden daha tehlikeli olduğunu düşünüyorlar.
İkincisi; mevcut durumun, özellikle de İran ve müttefiklerine uygulanan kuşatma ile Irak ve İran ayaklanmalarının, Lübnanlıları başta vatan inşa etme projeleri olmak üzere daha fazla fedakarlıkta bulunmakla tehdit etmesidir.
Dolayısıyla, Hizbullah’ın “ABD saldırısına” karşı koyma çıkarları halkın isyan ettiği yapının çıkarlarıyla tamamen örtüştü.
Direniş; soğuk, eskimiş, yeni ulusalcılıktan korkan ve onun için de korkutucu bir proje haline geldi.
Hizbullah’ın komplo bahaneleri artık kimseyi ikna etmiyor.
Kendini merkezileştirmesinin bir sonucu olarak daha önce kendisine daha zengin boyutlar atfeden müttefikleri de ondan uzaklaştı.
Toplumsal savaşlarında onların müttefiği olabileceğini zanneden bazı solcular çok geçmeden Hizbullah’ın Avn akımından başka mütefiği olmadığını keşfettiler.
İşte görmezden gelinmesi kadar çözmesi de zor, bizzat vatanın tehlike altında olmasına neden olabilecek ikilem burada gizli.
Gerçeklerin bilgisi, Lübnan milliyetçiliğine, durumun kendi kendine değişmesini bekleyerek silah meselesine göz yummasını dayatıyorsa öte yandan Hizbullah’ı da yeni doğan Lübnan milliyetçiliğini görmezden gelmekten alıkoyuyor.
Nitekim Ring Köprüsü, Şehitler ve Riyad el-Sulh meydanları ile Sur şehrinde eylemcilerin maruz kaldıkları saldırılar bunu kanıtlıyor.
TT
Hizbullah ile Lübnan ulusalcılığı arasındaki karşıtlıkların kaynakları
Daha fazla makale YAZARLAR
لم تشترك بعد
انشئ حساباً خاصاً بك لتحصل على أخبار مخصصة لك ولتتمتع بخاصية حفظ المقالات وتتلقى نشراتنا البريدية المتنوعة