Hazım Sağıye
TT

Bölgemizdeki yeni yurtseverlik ve açık tarih

Cezayirli devrimciler 1 Kasım’da büyük bir protesto gösterisi düzenlediler. Bu gösteri 40 hafta önce başlayan ve durmayı reddeden gösterilerden biriydi ama bir özelliği daha vardı: O da Fransa’ya karşı yürütülen bağımsızlık savaşının başlangıcının 65’inci yıldönümü olması.
Bahsi geçen savaş bilindiği gibi 6 yıl sürmüştü ve şimdi “1 Milyon Şehit Devrimi” adıyla biliniyor.
Soğuk Savaş döneminde üçüncü dünya ülkelerinde yaşanan iki büyük devrimden biri sayılıyor.
İkincisi ise Vietnam devrimi.
Bunun yanısıra o dönemde Arap dünyasının tanık olduğu en büyük üç bağımsızlık savaşlarından biriydi:
Bunların ilki 1956 yılındaki Süveyş Krizi ya da Üçlü Saldırı, ikincisi 1971 yılında İngilizlerin Körfez bölgesinden ayrılmasıydı. Üçüncüsü de Cezayir’in bağımsızlığı.
1 Kasım’da gerçekleştirilen protesto gösterilerinde bazıları, Cezayirlilerin ve Arapların gurur kaynağı Cezayir bağımsızlık savaşından, devrimcilerin torunlarına karşı ayaklanan bir sistem doğdunu söylediler.
Bazıları da 1954 yılında başlayan bağımsızlık savaşını kaldığı yerden devam ettirdiklerini belirttiler. Çünkü onlara göre özünde görkemli bir hadise olan bağımsızlık, diğer bütün meşruiyet kaynaklarını yok sayıp kendisini meşruiyetlerinin kaynağı haline getirenlerin elinden kurtarılmalıdır. Dolayısıyla bağımsızlık ve onunla birlikte çalınan ve yağmalanan tarih geri alınmalıdır.
Sudanlılar, protesto gösterileri boyunca yurtseverlik bilincinin 30 yıl boyunca kaybolduğu, bugün devrim ile birlikte geri döndüğü düşüncesini nazım ve nesir olarak yinelediler. Onlara göre Sudan yurtseverliği İslamcı rejim ile kayboldu. Devrim ile geri döndü. Sudanlı devrimciler, tarihin kurtarılması ve geri alınmasının da devrimin bir misyonu olduğunu ifade ettiler.
Lübnanlılar da 22 Kasım’da düzenledikleri protesto gösterisi ile bağımsızlıklarını onurlandırdılar.
Lübnanlılar aynı zamanda dini, mezhebi ve etnik ayrımcılık, yağma ve kandırmaca gibi bütün biçimleri ile eski Lübnanlılık ile ilişkilerini kestiklerini göstermek için devrimi bir araç olarak kullandılar.
Beyrut Şehitler Meydanı’nda düzenledikleri “sivil gösteri” hem vatana bağlılığı hem de milliyetçiliğin bütün ilkel tezahürlerini aşmayı temsil etti.
Bu büyük dönüşümü, Suriye halkı eski Suriye’ye karşı çıkarak bizden önce gerçekleştirdi. Suriyeliler devrimleri ile ülkelerinin bayrağını ve adını sorguladılar. Ordunun birçok kez sekteye uğrattığı poltik ve anayasal tarihi yeniden başlatmak istediklerini ima ettiler. Baasçı rejimin önceliği olduğunu iddia ettiği ama aslında Suriye vatanının ve halkının gerçek sorunlarını gizlemek, komşu ülke ve halklara saldırmak için bir gerekçe olarak kullanılan “milliyetçiliği” sorguladılar. Bugün, dış işgallere ve İran ile Rusya’nın oynadığı sömürgeci role karşı mücadele eden Suriyeliler, yeni Suriye yurtseverliğini şekillendiriyorlar.
Tarihi yeniden yapılandırmanın işaretleri Irak’ta da görülüyor. Iraklılar bugün, ABD işgalinin, İran müdahalelerinin, DEAŞ’ın gasp ve yağmalarının ve her şeyden önce Saddam Hüseyin’i örnek alan eskimiş politikacıların hep birlikte ve dönüşümlü olarak birbirini izleyen toplu fiillerine karşı ayaklandılar. Bu ayaklanma, 2003 sonrası Irak’ın üzerinde yükseldiği dayanaklardan biri olan tek mezhep egemenliğini sarstı. Bir diğer tamamlayıcı dayanak olan İran ile özel ilişkiyi de sarstı. Iraklı devrimciler, Irak için slogan attılar ve şarkılar söylediler. Nasiriye şehrinde yaşanan katliam ile karşı karşıya gelmeden önce Necef’teki İran konsolosluğunu yaktılar.
İran’ın kendisi bile radikal ve köklü sorgulamalardan kurtulamadı. 1979 yılında kurulan yapı sert bir şekilde sorgulandı ki  bu ilk değildi. Velayet-i Fakih’in arı ve temiz, hatalardan uzak olduğu inancı sarsıldı. Benzersiz (ne Doğulu/Sosyalist ne de Batılı/Kapitalist) modelin yüceltilmesi eğilimi sarsıldı. Mustazafları (ezilenleri) savunma ve temsil etme iddiası sarsıldı. Onunla birlikte Velayet-i Fakih rejiminin bölgede kurtarıcı bir rol oynadığı iddiası da sarsıldı.
Tahran, bazı destekçileri tarafından bile Brejnev zamanındaki Moskova gibi görülmeye başladı. “Devrim Rehberi” Ali Hamaney gibi yaşlı ve hasta birisinin yerine geçmesi için Yuriy Andropov veya Konstantin Çernenko gibi bir başka yaşlı adam arayan cazibesiz ve etkisiz bir başkent gibi görülür oldu. Ne Lübnan ne de Gazze sadece İran sloganı, İran emperyalizminin karşısına İran vatanseverliğini koydu.
Bu eğilimin kesintisiz bir şekilde yükseldiğini veya tökezlemeden, takılmadan hedeflerine doğru ilerlediğini söylersek şüphesiz aşırı iyimser oluruz. Aynı şekilde yeni vatanseverliklere, geçmiş ve hatalarından uzak vizyonist bir yüz çizdiğimizd veya bir önceki dönemden kopuşlarını aşırı bir biçimde tanımladığımızda kendisini farklı bir şekilde algılamış oluruz. Ancak yeni vatanseverliklerin başlangıcına ve hiçbir zaman devrilmeyeceklerini zanneden rejimleri düşürmeye başladığına dikkat etmezsek daha büyük bir hata yapmış oluruz.
Bölgede devrilenler çok. Hepsi de başlangıçları farklı olsa da aynı kaderi ve sonucu paylaşıyorlar. Bunlar arasında Irak ve Lübnan gibi iki temsili rejim ile İran ile Suriye gibi temsili olmayan iki rejim de bulunuyor.
Bazıları Soğuk Savaş’ın ideolojik kutuplaşmasını miras alırken çoğunluğu Soğuk Savaş sonrasında zaferini ilan eden neoliberal ekonomiyi miras aldı. Ancak kesin olan, yeni bir vatanda ya da ideolojik kamplardan ve yağmalardan kurtulmaya başlayan bir ülkede iflas etmiş rejimlere karşı talepler ekmek, özgürlük ve insan onuru etrafında birleşerek somutlaşmaya başladığıdır.
Sosyal yurtseverlik, İran’da olduğu gibi şovenist vatanseverliğin yerini almak için mücadele ediyor.
Eylemci yurtseverlik ise Lübnan’da olduğu gibi direniş silahları ile korunan vatanseverliğin yerini almak için cesurca savaşıyor. Bu vatanseverlikler, ideolojilere karşı isyanlarında hiçbir şekilde tarihin sona erdiğini ya da kapandığını iddia etmiyorlar.
Bilakis onu yeniden açmak ve sürdürmek için mücadele ediyorlar. Çünkü tarihin kapatılması, yeni vatanseverlikleri yenmeyi başardıklarında  -Allah korusun- karşı-devrimlerin yapacağı ilk şeydir.