Yeni katil, insanların tüm dikkatlerini üstüne çekti. Resmi dairelerde ve insan sağlığı ve kaderiyle ilgili tüm sağlık kurum ve kuruluşlarda ilk sıraya yerleşti. Dünya ilk kez bu tür bir katil ile yüzleşmiyor ancak yeni olan bu katilin suçlarını yeni bir dünyada işliyor olmasıdır. Yeni tip koronavirüs yarım yüzyıl önce ortaya çıksaydı durum şimdikinden farklı olacaktı. Salgının varlığını ve yayılmasını ne vatandaşlara ne de dünyaya açıklanmaması gereken bir devlet sırrı sayacak kadar katı bir resmi gizlilik mevcut. Bu ortamda virüs elbette kurbanlarını avlayabilecekti. Belki de hikayesini on yıllar sonra o korkuları yaşayan ve ayrıntılarını kağıtları arasına saklayan birisinin yazdığı anılardan okuyup öğrenecektik. Ama şimdi başka bir çağda yaşıyoruz. Artık sırlara yer yok. Küçük casus bir telefon ile haberler tüm dünyaya ulaştırılabiliyor. Bir fotoğraf ya da kısa bir mesaj, uzak ve unutulmuş bir köyde olup bitenleri tüm dünyayla paylaşmak için yeterli.
Artık susturma ve saklama dünyası mevcut değil. Tüm sırlar internet ipinde sergileniyor. Ancak asıl ürkütücü olan tüm heybeti ile sınırları ve duvarları aşan söylentilerin, abartıların, korkutmanın ve yanlış bilgilendirme senaryolarının sansürlenmesini ortadan kaldıran sosyal medyadır. Artık 24 saat boyunca süren mesaj ve video akıntısıyla karşı karşıyayız. Söylenenlerin doğruluğundan emin olmak ve doğrulamak ise çok zor. Bu yüzden laboratuarların sırlarını, yayılma nedenlerini ve tedavi yöntemlerini keşfetmekte henüz başarılı olamadığı bir salgın söz konusu olduğundan işler daha da endişe verici bir hal alıyor.
Dünyanın kaygılanması çok doğaldır. Çünkü hikaye, Çin’in Wuhan şehrinde başladı ama çok geçmeden daha büyük ve tehlikeli olduğu ortaya çıktı. Her gün yeni kurbanların eklendiği bir liste yayınlanıyor. Her gün virüsün yeni bir adrese sızdığı açıklanıyor ya da buna dair söylentiler yayılıyor. İnsan kendisini sanki okuyucunun korku ve endişelerini derinleştirebilen başarılı bir yazarın kitabını okuyormuş gibi hissediyor. Nitekim Japon kıyılarında karantinaya alınan ve Çin dışında salgının merkezi sayılan Diamond Princess adlı geminin hikayesi başlı başına bir roman konusu. Önümüzdeki yıllarda hastanelerde ölenlerin çektiği acılar, evlerinde ölümü bekleyenlerin çektiği ıstıraplar ve hastalığı aile fertlerine bulaştıranlar hakkında kuşkusuz çok şey yazılıp çizilecek.
Virüs, dünyanın farklı bölgelerinin yaşadığı savaşların ve çatışmaların sertliğine rağmen daha önce tanık olmadığımız bir panik durumu ortaya çıkardı. Havalimanlarında, trenlerde, gemilerde, üniversitelerde, okullarda ve hastanelerde korku hakim. Hükümetler acı haberlerin baskısını hissettikleri, görevlerini yerine getirmeme ve ihmal ile suçlanmaktan korktukları için ülkeler arasındaki birçok sefer iptal edildi. Bazı ülkelerin vatandaşlarının ülkelere girişi yasaklandı. Maçlar ertelendi ya da seyircisiz oynanmasına karar verildi. Virisün yayılması dünyanın ne kadar kırılgan olduğunu gösterdi. Dünyanın panik denizinde boğulması için kanlı savaşlara ihtiyaç olmadığını gösterdi. Katil virüs Çin’in dışında, Güney Kore, İran ve İtalya gibi diğer ülkelerde de kendini gösterdiğinde panik ve korku dalgası iki katı arttı. Virüs ortaya çıktığı ülkelerde sağlık ve önleyici sistemlerin seviyesini sert bir şekilde test etti. Her ne kadar Dünya Sağlık Örgütü hızla harekete geçerek gerekli araçları ve imkanları sağlamış olsa da mücadele, her ülkenin kendi hazırlığına ve “bir numaralı düşmana” hızlı karşılık verme kapasitesine bağlı durumda. Virüs, neden olduğu imkansızlık, özellikle panik dalgası ve söylentilerin salgının kendisinden hızlı yayılması nedeniyle sorumluluğu ve sıkıntıları ikiye katlanan hükümetler ve sağlık kurumları için tam bir sınav teşkil ediyor.
Koronavirüs bilhassa ilk olarak Çin’de, yani “dünyanın fabrikasında” ortaya çıktığı için dev ekonomik zararlara yol açtı. Sanayi, ticaret ve turizmdeki kayıplar İtalya'yı ve sonrasında da İran’ı da etkileyecek. Virüs ayrıca iç içe geçmiş, birbirine açık ve karışmış bir dünyada acı insani görüntülere de sebebiyet verdi. Uçaklarda veya trenlerde Çinli bir yolcunun yanına oturmayı reddeden yolcular oldu. Uzak ülkelerde her zaman gittikleri Çin lokantalarına gitmeyi bırakanlar oldu. İnsanlar ve salgının ortaya çıktığı ülkeler bir tür izolasyonla karşı karşıya kaldı. Komşu ülkeler salgının ortaya çıktığı komşularına sınırlarını kapattı. Vatandaşlarını karşılamaktan kaçınır oldu. Kendi vatandaşlarına söz konusu ülkeyi ziyaret etmemeyi tavsiye etmeye başladı.
Dünyanın yaşadığı korku, içinde bazı sorular da taşıyor: Eğer Çin gibi güçlü bir ülke bile virüsü hemen kontrol altına alma konusunda başarısız olduysa bu salgının bölünmüş ya da daha az imkanlara ve eski kurumlara sahip bir ülkede ortaya çıkması durumunda neler yaşanabilir? Yeni katil, sözgelimi sıradan hastalıklar ile başa çıkmak konusunda bile minimum düzeyde sağlık hizmetlerinden yoksun mülteci kamplarında ortaya çıkarsa ne olur? Dünya aylar boyunca virüsün yayılması, kurbanları, yayılmasına bir son vermenin zorluğu hakkındaki haberler ile yaşamak zorunda kalırsa ne olacak?
Bugün yaşadıklarımızın bize verdiği ilk ders hükümetlerin insanların hayatlarını korumakla yükümlü kurumlarına, yani sağlık, itfaiye, sivil savunma, salgınlarla ve felaketlerle mücadeleden sorumlu tüm kurumlarına ciddi bir şekilde eğilmeleri ve kendisine önem vermeleri gerektiğidir. İnsanların hayatlarını korumaktan daha yüce bir misyon ve görev yoktur. Hükümetlerin daha az öneme ve aciliyete sahip alanlarda yaptığı harcamaları, hastalığa yakalananları veya tehdit altında olanları kurtarabilmeleri için söz konusu kurumların güçlendirilmesine harcaması gerektiği açıktır.
Dünyanın sesini yükseltmesi ve yeni katilin tehlikesine karşı uyarılarda bulunması, medya araçlarının bilinçlendirme, uyarı ve bilgilendirmeye katkıda bulunması iyidir. Her bir bireyin dünyanın sandığından daha çok birbirine bağlı ve küresel köyü birbirine bağlayan bağların iç içe geçmiş olduğunu anlaması güzeldir. Bunlar, kimlik krizlerinin yaygınlaştığı, birçok kişinin nefret kuyularından içtiği, ötekini yok etme isteğine kapıldığı bir zamanda az da olsa teselli veren bir insani dayanışma örneği sunmaktadır.
Hakim paniğe rağmen gerçekçi olmak gerekir. Asıl tehlike yeni katil değil, büyük katildir. Ülkelerimizde kapılarını sonuna kadar açmış kanlı savaşların, parçalanmış devletlerin, delinen haritaların, müdahalelerin ve ihlallerin bilançosu ile ölçüldüğünde virüsün neden olduğu bilanço oldukça mütevazıdir. Yeni tip korona virüsü çirkin bir katil ama işlediği suçların boyutu ülkelerimizi ya da onlardan geride kalanları dehşete düşüren katliamların boyutuna ulaşmıyor. Keşke dünya nefret dalgalarına, insanlara yönelik katliamlara ve parçalanmış ülkelerin üstüne kan yağdıran kibirli ve mağrur politikalarına karşı bu salgına karşı birleştiği gibi birleşip sesini yükseltse.
TT
Asıl tehlike yeni katil değil, büyük katildir
Daha fazla makale YAZARLAR
لم تشترك بعد
انشئ حساباً خاصاً بك لتحصل على أخبار مخصصة لك ولتتمتع بخاصية حفظ المقالات وتتلقى نشراتنا البريدية المتنوعة