Bay Saxton ile sohbet her zaman benim için eğlenceli ve aynı zamanda yararlı olmuştur. Onunla arkadaşlığımız, bir kafede can sıkıntısını giderecek konular bulunduğunda yabancılar arasında kurulabilecek türden hafif bir arkadaşlıktır. Saxton, doksan yaşına doğru kararlı adımlarla ilerliyordu ama bedenini ele geçiren ve bir bastona yaslanmasına neden olan zayıflık zihnini ele geçirememişti. Hala çok keskindi.
Saxton ömrünü iki konu arasında paylaşmıştı. Edebiyat ve müzik. Emeklilik zamanında da bu ikisine vefalı kaldı. Fransız edebiyatında uzmanlaştı ve kendisini inceledi. Yılları, Fransa’nın işlediği yazarlar ile İngiltere’nin ödüllendirdiği yazarlar arasında karşılaştırmalar yapmakla geçti.
Mesleki çarpıklıklar nedeniyle Saxton hemen uzmanlık alanına kayardı. Ben de İngiliz edebiyatındaki yeni kitapları okumakla meşgul olduğunda kendisini bu konuda konuşmaya teşvik eder ve buna yönlendirirdim. Doğrusu onunla görüşmelerimizi bir park ya da kütüphane ziyaretine benzetirdim. İlgi alanları beni, Arap bir gazetecinin ömrünü tüketen konuların bezdiriciliğinden ve kuruluğundan kurtarırdı. Belki kendisi de özellikle zamana ve unutulmaya direnen bir roman yazmak ya da parlak bir senfoni bestelemek için günlerini harcayan kişiler söz konusu olduğunda konuşmaktan çok dinlemeyi tercih eden birini bulduğuna seviniyordu.
Saxton yaşlanmış ama tutkusu yaşlanmamıştı. Strauss, Chopin, Beethoven ve Mozart’tan sanki çok yakın dostlarıymış, Flaubert, Proust, Balzac’dan sanki daha az önce onlarla geçirdiği bir gece sohbetinden gelmiş gibi bahsederdi. Para, yaşamının birikimini değerlendirdiğinde istisnai bir konuma sahip değildi. Emekliliği kendisine kitap satın almaya ve büyük müzik şölenlerine katılmaya imkan tanıdığı için mutluydu.
Günlerdir korona sofralarımızdaki tek yemek. Telefon, bilgisayar, ekranlar ve editör toplantılarında, başlıklar hep virüsle ilgili. Yazılar ve acil haberler ondan bahsediyor. Sahne ışıklarını, daha fazla ya da ömür boyu iktidarda kalmak için anayasa maddelerini değiştiren başkanlar dahil her şeyden çaldı. Sürekli tekrarlanan konular ne kadar önemli ve tehlikeli olursa olsun yorucudur. Kendisinden önceki başlığa benzemeyen bir başlık, tekrarlanmayan bir köşe yazısı bulmak zorlaştı.
Tekrarlanan bu konudan duyduğum rahatsızlık nedeniyle, normal yaşamın devam etmesi gerektiğini gösterircesine soğuk ve korkuya meydan okuyarak kafeye gelen Bay Saxton ile karşılaştığımda çok sevindim. Bunu haftalardır hayatımızı ele geçiren konudan az da olsa uzaklaşmak için bir fırsat olarak gördüm. Ancak yanıldığım ve virüsün dostumun da önceliklerini değiştirdiği ortaya çıktı.
Dostum sanki kendisini teskin etmek istermiş gibi beni teskin ediyordu. Bu bir felaketti ama er geç sona erecekti. Dünyanın tek yapması gereken tavsiyelere uymak ve serinkanlılığını korumaktı. Bu gezegen bundan çok daha tehlikelisine tanık olmuştu.
Bu dalga endişe vericiydi ama dünyanın geçmişte yaşadıkları ile kıyaslandığında bir hiçti. İnsanlar tedavi ve aşının yokluğunda yaşanan ölümlerden korkuyorlardı çünkü bilimsel ve tıbbi ilerlemelere, insan aklının çoğu zaman tehlikelerle yüzleşme ve kendisine karşı öncü önlemler alma yeteneğine güvenmeyi öğrenmişlerdi. Yeni tip koronavirüsü dünya vatandaşlarının sağlıklarından sorumlu kliniğe duydukları güveni sarsmıştı. Kendilerini aniden yanıt vermeye çalışmaktan çok sorular soran doktor ve uzmanlar karşısında bulmuşlardı. Belirsizlik, kafa karışıklığı ve şaşkınlığa yol açıyordu. İnsan hayatı söz konusu olduğunda endişe yaratıyordu. Bu nedenle yeni tip virüsten bahsettiğimizde hüzün ve keder tadı alıyoruz. Kurbanlar için duyulan kederin, kitlelerin korkusunun, bu zararlı mesaj insana yalnızca kişisel kırılganlığını değil başarılarına ve atılımlarına rağmen tüm ilerleme sürecinin kırılganlığını da hatırlatmasından duyulan üzüntünün tadını alıyoruz.
Bilhassa bilgilerin insanların bir tık uzağında olduğu bu zamanda kriz sıradan vatandaşları dahi salgın konusunda uzmanlara dönüştürdü. Nitekim arkadaşım da bana, tarihi boyunca bilinmeyen salgınların düzenlediği ve milyonlarca kişinin hayatına mal olan saldırılar sebebiyle insanlığın yaşadığı acılı dönemleri hatırlattı. Bizans İmparatorluğu’nun dört bir yanına yayılan, kıtaları aşan ve çok sayıda kişinin canını alan Justinianus Veba Salgınından bahsetti. 14’üncü yüzyılda Avrupa’yı vuran ve 20 milyon kişinin ölümüne neden olan Kara Veba (Kara Ölüm) Salgınını hatırlattı.
Salgın hastalıkların vahşeti ve öldürme yeteneklerine dair kanıtlara ihtiyacım yoktu. Fakat salgınların esasında uzmanlık ve ilgi alanları arasında yer almadığı arkadaşımın çabalarını takdiren dinlemem gerekiyordu. 17’inci yüzyılda Hollanda’da başgösteren ve dünya sakinlerinin çeyreğini yutan Büyük Londra Vebasına işaret etti. ABD’nin Philadelphia bölgesini vuran Sarıhumma Salgınından bahsedip, Marsilya şehrinde ortaya çıkan ve birkaç gün içerisinde 100 bin kişinin canını alan Büyük Salgına geçti. Oradan da geçen yüzyılın başlarında görülen Mançurya Veba Salgını ile on milyonlarca kişinin hayatına mal olan İspanyol Gribine geçiş yaptı. Bu yararlı dersini sürdürdü ve birkaç yıl önce yaşadığımız ebola ile diğer salgınlara da değindikten sonra koronaya ulaştı. Yaşlı İngilizin bu ayrıntılara dalması bile koronanın sıradan vatandaşlarda yarattığı korkunun büyüklüğünün bir ispatıydı. Korkunun, dünyanın eninde sonunda bu katil ziyaretçiyi yeneceğine daha çok inanmak için insanları geçmişteki örnekleri araştırmaya ittiğinin kanıtıydı.
Saxton’un bu gezgin seri katile karşı kendisinin de bir şeyler söylemek istediği açıktı. Belki de hemen kafelerin kapatılmasını ve insanların evlerinde çıkmalarını yasaklayan bir kararın alınmasından korkuyordu. Koronanın tüm zamanını aldığı, ona Beethoven, Haydn, Shakespeare ve Voltaire unutturduğu aşikardı. Saxton uzun hayatını işgal eden eski dostlarını artık hatırlamıyordu. Maskelerin önümüzdeki dönemin yeni bayrağı olmasından duyduğu korkuya değindi. Komşusu ile tokalaşmayı bırakması için haritaya, banliyölerinden vazgeçmesi için şehre, kendisine en yakın insanlardan kurtulması için bireye bir maske olmasından duyduğu endişeyi dile getirdi.
Seri katil dünyaya kendi programını dayattı. En güzel meydanları ziyaretçilerinden mahrum bıraktı. Okulları, kafeleri ve müzeleri kapattı. Dünya, dalacağını garanti edemediği bir uyku için gözlerini kapayan biri gibi hastalıktan kaçmak için kapılarını kapatan ve kilitliyen birisi gibi görünüyor. Zavallı Saxton. Dünya artık romanlar ve senfonilerle ilgilenmiyor. Ötekinden ve kendisine yaklaşan tehlikeden duyduğu korkunun pençesine düşmüş bulunuyor. Bu tehlike, küresel köyü, haritaları, şehirleri ve aileleri dağıtmış ve onları yalıtılmış kişilere, maskeler denizinin arkasındaki adalara dönüştürmüş gibi görünüyor.
TT
Haritalar, adalar, izolasyon ve maskeler
Daha fazla makale YAZARLAR
لم تشترك بعد
انشئ حساباً خاصاً بك لتحصل على أخبار مخصصة لك ولتتمتع بخاصية حفظ المقالات وتتلقى نشراتنا البريدية المتنوعة