Muhammed el-Hadi el-Hannaşi
TT

Taliban değişecek mi?

Taliban değişecek mi? Bu soru, haber kanallarında ve platformlarında sıkça sorulan ve muhtemelen yayıncıların ve gazetecilerin sıkılmadan sormak istedikleri bir soru haline geldi.
Soruya verilen cevaplar genellikle şu minvalde veriliyor: “Taliban'ın söyledikleri, davranışlarını görene kadar vaat olarak kalacak sonrasında Taliban hakkında değerlendirme yapabiliriz.”
Taliban'ın değişimi, bir durumdan diğerine geçiş olabilir. Ancak bu mutlaka daha iyisine geçiş anlamına gelmeyebilir. Sorun, biçimin ve söylemin değiştirilmesi ya da sarıklı bir savaşçının üniformalı bir askere dönüştürülmesi değildir.
Değişim, Taliban'ın kendisinin de farkında olduğu vaatlere inanmakla da gerçekleşmez. Bunu gerçekleştirmek zor olmakla birlikte değişim, onun bağlılık taahhüdünde bulunduğu kalıplaşmış imajını da yıkacaktır.
Bundan ötürü Taliban'ın ne denli değişebileceğini görebilmek ve ona göre bir değerlendirme yapabilmek için elimizde bir ölçünün olması gerekir. Çünkü değişime isteksizlikle kapsamlı bir değişim süreci arasında farklılaşan aşamalar vardır. Ancak böyle nesnel bir değerlendirme yapabiliriz.
Bu ölçütün ilk maddesi, Taliban'ın modern ülkelerin siyasetlerini düzenleyen uluslararası anlaşmaları, tüzükleri ve araçları kabul edip etmeyeceği meselesidir. Bu soru genellikle baki kalır ve güven verici bir söylemle aşılması mümkündür.
Taliban'ın halk arasındaki korku durumunu ortadan kaldırmaya çalıştığı halkla ilişkiler stratejisiyle yaptığı şey budur.
Peki net cevaplar elde etmek için daha derine iner ve soruları daha kesin hale getirirsek nasıl olur?
Şöyle soralım: Taliban, İnsan Hakları Evrensel Beyannamesi'ni kabul edecek mi? Bu, yüksek düzeyde bir beklenti gibi görünmekle birlikte herhangi bir Taliban lideri buna cevap vermeyi atlayacaktır. Çünkü hareketin kabulleri, dini metinleri okuma konusundaki katı vizyonu ve sosyal referansları bu bildirgenin bölümlerini kapsamamaktadır.
Uluslararası standartlar belirlemeye devam edip şu soruyu soralım: Taliban, Irk Ayrımcılığının Ortadan Kaldırılmasına İlişkin Uluslararası Sözleşme’yi (IAOKİS / ICERD) kabul edecek mi?
Afganlara aynı hak ve ödeve sahip vatandaşlar gibi mi davranacak?
Yoksa ırk, din, mezhep ve kabile çeşitliliğinin olduğu bir ülkede ırk, din ve mezhep ayrımcılığına mı başvuracak?
Öte taraftan bugün dünyanın gündemindeki en önemli maddelerden biri ve zor bir sınav olan “Kadınlara Karşı Her Türlü Ayrımcılığın Önlenmesi Uluslararası Sözleşmesi’dir.” (CEDAW) Batı için ağırlık merkezini teşkil eden bu anlaşmaya ilişkin benzer bir soru sorulursa, Taliban'ın bu konudaki tutumu tam bir başarısızlık olarak nitelendirilecektir.
Taliban bu kaygan zeminde -birkaç adımla bile olsa- hareket etmeye çalışsa, üslerinden ve kadınların kamusal alandaki varlığına karşı düşmanlığını paylaşan toplumsal çevrelerden gelen destekçilerinden oluşan bir kitle ile karşı karşıya gelecektir.
Afgan kadınları bu tehlikeli sorunun cevabını biliyormuş gibi davrandılar. Taliban'ın Kabil'e gelmesinin ilk haftasından bu yana her kesimden binlerce Afgan kadınının korkusu kendini gösterdi.
Muhtemelen Taliban’ın Sosyal, Ekonomik, Sosyal ve Kültürel Haklar Sözleşmesi ya da Çocuk Hakları Sözleşmesi gibi diğer uluslararası sözleşmelere uymaya hazır olup olmadığına dair soru sormaya gerek yok. Taliban yirmi yıldan fazla bir süredir çeşitli bahaneler altında savaştı ve Afganistan genişliğindeki bir ülkeyi kontrol etmeyi başardı. Ancak hiçbir zaman bu antlaşmaların varlığını umursamadı.
Taliban modern dünyayla bir arada yaşamaya karar verirse, modern değerlere karşı isteksizliği ile hedefi vurmak üzere her an hareket etmeye hazır batı uçaklarının menzilinde kalmama arzusu arasındaki derin çelişkiyi aşması gerekecek. Burada bir tercih yapmak, Taliban'ın bu yirmi yıllık savaşta karşılaştığı tüm seçimlerden daha zor olabilir.