Arap siyasi krizi uzayacak ve etrafımızdaki gerçeklerin okuması, savaşlara kaymanın çok yakın olabileceğini söylüyor. Ama bu savaşlar büyükler arasında örneğin Ukrayna'da veya büyük güçlerin çıkarlarının çatıştığı başka yerlerde değil, daha ziyade, vekil yerel savaşlar ve büyük olasılıkla iç savaşlar şeklinde olacak ve çoğunluğu Arap bölgemizde patlak verecek. Tartışma konusu şu sorunun cevabı değil: Bu savaşlar yaşanacak mı? Asıl soru: Ne zaman ve nerede yaşanacak?
Libya'da yaşananlarla başlayalım, zira Libya seçimleri planlandığı gibi yapılmayacak. Öncü işaretleri okuyanlar için bu, uzun süredir gizli değildi. 9 Ekim'de bu satırların yazarı bu köşede (Bölünmüş Bir Toplumda Seçimler) başlıklı bir makale yayınlamış ve Libya seçimleriyle ilgili tam olarak şunu söylemişti: “Vaat edilen Libya seçimlerinin gerçekleşmeyeceğini söylemek için müneccim olmaya gerek yok!” ve nitekim seçimler gerçekleşmedi. Mevcut krizler hızla savaşlara dönüşüyorlar. Nedenler eski ve yeni, eski Libya rejimi, 40 yıl boyunca Libya'da yarı-normal bir siyasi toplumun oluşması olasılığını tamamen ortadan kaldırdı. Bir taraf oluşturanlar hain sayıldı ve “liderin” sözü her türlü eleştiriden muaf tutuldu. Aydın olması gereken zihinler korkudan ya da dalkavukluktan onunla birlikte yürüdüler, kaygan yolunu ona öyle süslediler ki sonunda kendisini Afrika Krallarının Kralı (!) ilan etti. Gücün peşinde koşanlar onun çadırına akın ettiler. Sonuç; Libya'da, doğru yola, yani çoğulculuğun kabulü, hukuka saygı, iktidar değişimi veya medeni bir devlet inşasına yönlendirmek ve kontrol altına almak için bir mucizeye ihtiyaç duyan toplumsal kaos.
Libyalıların trajedisi, bazılarının (liderin) oğlunu bir kez daha aynı kanlı ve baskıcı yola önderlik etmesi için aday göstererek çürümüşlüğü ve kötülüğü kanıtlanmış olanı yeniden üretmekte ısrar etmesidir. Oysa söz konusu kişinin muhalefeti ezmek ve Libyalıların başlarından kurbanlar sunmak konusundaki açıklamaları, modern Libya tarihinde hala mevcuttur. Libyalıların bir diğer trajedisi, geçiş dönemi kabinesine katılanların başkanlık seçimlerinde aday olmasına izin verilmeyeceğine dair verdikleri sözden geri dönüp kendilerini aday gösteren kişiler ya da silah sahiplerinin birçoğunun aklında yer etmiş ordunun güç ve iktidarı ele geçirme hırsıdır. Bunlara bir de doğrudan veya bağımlı askeri güce sahip büyük ve orta güçlerin müdahalesi ekleniyor. İşte tam da burada, diyaloga veya katılım ve ortaklığa alışkın olmayan Libya güçleri arasında bir vekalet iç savaşı çıkabilir. Tıpkı Irak'ta olduğu ve olmaya devam ettiği gibi.
Seçimler mükemmele yakın bir biçimde gerçekleşmesine rağmen, kaybedenler, şimdiye kadar Irak gemisinin denize açılmasına izin vermediler ve belki de uzun bir süre vermeyecekler, çünkü yeniden üretmek istedikleri baskıcı bir güçle yetiştirildiler. Var olana duydukları nefretten bir önceki diktatörlük dönemine özlem duyan Iraklı kesimler görmekten de geri kalmıyoruz. Irak arenasında, İran rejiminin ve bir ölçüde Türk rejiminin yaptığı gibi, komşu güçlerin müdahalesi de eksik değil, dolayısıyla küçük, sınırlı veya büyük ve patlayıcı bir iç savaşa girmekten başka çıkış yolu yok. Blirtileri farklı olsa da aynı hastalığı çevremizde, Lübnan, Suriye ve hatta Tunus'ta da görüyoruz. Sudan'da ise en gerçeküstü görüntülerle, yoksulluk ve yoksunlukla temsil ediliyor. Engellenmiş Başbakanı Abdullah Hamduk'un dediği gibi, çekişen taraflar hızlı bir şekilde kendisini neredeyse çözülme ve çöküşe doğru götürüyorlar. Yemen arenasına gelince, açıklamaya gerek yok; iktidara göz dikmiş açgözlü bir azınlığın savaşına tanık oluyor.
Bu uçsuz bucaksız kaotik sahnedeki ikilem, kültürel olarak doğal ve insani olanın, yani, dünya halklarının çoğunun yaptığı gibi, kesin ve nihai bir çözümden uzak siyasi konularda görüşlerin ve karşıt görüşlerin kabul edilmemesidir. Her grup, akıl ve bilgeliğin kendi tekelinde olduğuna ve herkesin koyun sürüsü gibi peşinden gitmesi gerektiğine inanıyor. Birçok Arap ülkesindeki krizler kendilerini yeniden üretecek ve hatta çevresine doğru genişleyecek. Hepsinin arasındaki ortak faktör ise, modern ve hukuka dayalı bir ulus devletin inşa edilememesi olabilir. Ulus devletin inşası gizemli bir sır veya zor bir iş değil, dünyada seçkinlerinin bu devleti başarıyla inşa ettiği örnekler ve deneyimler var.
Arap krizlerindeki ikinci ortak faktör, dış güçlerden yardım istemek ve onlardan güç alarak anavatandaki partnerlere zorbalık yapmaktır. Hizbullah finans, silahlanma ve ideolojik olarak İran’dan güç almasaydı, belki de Lübnanlılar ülkelerini uçuruma itmek yerine sorunlarını daha iyi, güvenli ve hızlı bir şekilde çözebilirlerdi. Irak'taki silahlı güçler de para, silah ve ideolojik olarak sırtlarını İran’a dayamamış olsalardı, Iraklılar tüm bu felaketlerden sonra ülkelerini yeniden gün yüzüne çıkarabilirlerdi. Yine Suriye rejimi, İran ile bir kolu olan Hizbullah’tan ve diğer güçlerden destek almasaydı, Suriyeliler ülkelerini tehlikeden kurtarabilirlerdi. Aynı şey Yemen için de geçerli. Tunus'ta bile, İslamcı Nahda Partisi, kendisini destekleyen sınır dışı İslami hareket örgütlerinden yardım istemeseydi, belki de Tunuslu seçkinler ülkelerini bugün olduğundan daha iyi bir yere götürmeyi başaracaklardı. Bütün bu toplumların önceki rejimleri baskıcıydı. Öyle ki biraz özgürlük talep etmek, sahibinin ajanlıkla damgalanması, kurşuna dizilerek ya da darağacında asılarak ölmesi için yeterli bir lükstü. Özgürlük var olduğunda ise geçmişte baskıya maruz kalanların kafasında kaosla karıştı.
İran rejiminin karşı karşıya olduğu ekonomik, sosyal ve siyasi kriz, onu çılgınca koşullarını büyük güçlere empoze etmeyi düşünmeye itiyor. Olaylar hızla krizlerin onsuz çözülemeyeceği bölgesel bir savaşa doğru sürükleniyor. Bu savaş sınırlı olabilir veya genişleyebilir, ancak bir şekilde geliyor! İran rejiminin mevcut katı duruşu gözlemciye devrik Irak rejiminin duruşunu hatırlatıyor. Bu rejimin iyi konuşan enformasyon bakanı işgal öncesinde, "Amerikalıların cesetlerini plastik torbalarda ihraç edeceğiz" demiş ve övünerek Amerikalıları “dinsiz ve imansızlar” diye nitelemişti. Bu, mantığın, tarihin, sahip olunan gücün dışında bir düşünme şekliydi. Ama yine de Irak rejimi o zamanlar, bu anormal ve ölçüsüz icrasına ortak olan bir Arap korosunun yanı sıra seçkinlerden de yoksun kalmadı.
Sahnedeki bu kötüye gidiş karşısında gözlemci, yaklaşmakta olan çatışmayı, bu ülkelerin devletin ortadan kalkacağı yere kadar gerileme ihtimalini öngörmekten çekinmiyor. Bunun öncü işaretleri, para biriminin değer kaybetmesi, baskının yaygınlaşması, silahın egemenliği ve hukuk kurumlarının dağılması, halkın büyük bir kısmının yoksullaşmasıdır. Bu tür krizler, tarihin bize öğrettiği gibi, tartışmalarla veya akıllı kişiler tarafından çözülemez. Çözümünün başında savaş gelir ve bu yakın olabilir.
Son söz; tüm bu krizlerin yolsuzluk ve azınlığın zenginleşmesi ile bağlantılı olması dikkat çekicidir.
TT
Kasvetli sonuçların öncülleri!
Daha fazla makale YAZARLAR
لم تشترك بعد
انشئ حساباً خاصاً بك لتحصل على أخبار مخصصة لك ولتتمتع بخاصية حفظ المقالات وتتلقى نشراتنا البريدية المتنوعة