Nebil Amr
Filistinli siyasetçi ve yazar
TT

Amnesty yalanları ortaya çıkarıyor… Washington’da yalanları örtbas edenler var

‘İsrail bir ‘apartheid’ devletidir.’
Bu, İsrail hükümetinin reddetmek için hiçbir mantıklı argümanının olmadığı ya da gerekçeleri için hiçbir mantıklı açıklamasının olmadığı kanlı gerçeklere dayanan Uluslararası Af Örgütü’nün (Amnesty) raporunda geçen bir tanımlama.
İsrail'in Batı Şeria, Gazze Şeridi, Kudüs'te ve hatta iki milyon Arap’ı içine alan kendi devleti içinde yaptıkları, ‘boyun eğdirilemeyen’ uluslararası kurumları devletin ve rejimin ırkçılığını ispatlamak için büyük çaba sarf etmekten kurtarıyor. İsrail'de eşitlik yok. Bu devletin itiraf ettiği bir şey. Silah zoruyla işgal ettiği ve yaşamla ölüm arasındaki uçta ebediyen durarak kendilerini ispatlamaları gereken sakinler olarak gördüğü milyonların hiçbir hakkı yok. İsrail bu milyonları yaşamla ölüm arasındaki uçta ebediyen tutmak için çabalıyor.
Tehlike derecesi eşit iki mesele dikkat çekiyor. Bunlardan ilki, bağımsız bir uluslararası kuruluş Filistinlilerin insan haklarına yönelik devam eden ihlallerine işaret ettiğinde İsrail'in değişmeyen tepkisi. Filistinlilerin haklarına yönelik bu ihlaller artık sadece birer ihlal olarak kalmayıp İsrail devletinin ve siyasi rejiminin onaylanmış ve daimi bir politikasına dönüşmüştür.
İsrail'in artık otomatiğe bağladığı tepkisinin başlığı ve içeriği, ne olursa olsun İsrail'i eleştiren herhangi bir uluslararası kurumun saldırgan ve anti-Semitizm yanlısı olduğudur. İsrail, kendi içerisinde Amnesty’nin söylediklerinden daha fazlasını bas bas bağıran kurumlar, yazarlar, kanaat önderleri ve hatta partiler olduğu gerçeğini atlıyor. Bu, hazır, tipik anti-Semitizm suçlamasının yalanını ortaya çıkarıyor. İsrailli insan hakları kuruluşu B'Tselem raporlarına ve İsrail yönetiminin anti-Semitik olarak tanımlamaya cesaret edemediği Gideon Levy'nin ve diğer kişilerin yazılarına bakın.
İkinci dikkat çeken mesele ise İsrail'i savunma konusunda Tel Aviv’in kendi tavrından bile daha güçlü olan ABD tepkisidir. ABD'liler -ya da içlerinden yöneticileri atlayarak diyelim- en temel uluslararası ahlaki ve yasal kurallara doğrudan ve kaba bir şekilde uymama konusunda tüm ülkelere göre istisna olmasına izin verilen şımarık müttefiklerine fatura ödediklerinde İsrail'in Filistinlilere karşı işlediği suçları kabul ediyorlar, ancak bunları açıklamaya karşı çıkıyorlar. Amnesty’nin raporu yayınlandığında, ABD Dışişleri Bakanlığı bir açıklama yayınlayarak Bakan Blinken'in Filistin Devlet Başkanı’na, Washington yönetiminin İsrail'in Filistinlilere karşı yaptıklarını kabul etmediğini söylediğini bildirdi. Söz konusu açıklamaya göre Blinken özellikle yönetimin yerleşimciliğe, Filistin bölgelerindeki istilalara, katliamlara, evlerin yıkılmasına, mülklere saldırılmasına ve daha birçok şeye karşı olduğunu belirtti. ABD vatandaşı Filistinli yaşlı Ömer Esad’ın hikâyesi hala taze ve ABD içerisinde bile konuşuluyor.
Amnesty, İsrail'in en temel Filistin haklarına yönelik uzun süreli ihlallerine bir dur denilmesi için dünyayı harekete geçmeye çağırdı. İsrail'in kendi içindeki, yani kendi kimliğine sahip kişilere ve dünyanın Filistin toprağı ve Filistin halkı olarak bildiği, işgal ettiği topraklara ve halka yönelik ırkçı politikalarından vazgeçmesini tavsiye etti.
Bu, İsrail rejiminin koruyucuları ve İsrail ve ABD’de bu rejimi kınayan ve reddedenlerin olduğunu inkar etmeden onun ırkçı politikalarını besleyen daimi müttefikleri dışında her yerde duyulabilecek vicdani, ahlaki, hukuki ve insani bir yakarıştır.
Amnesty raporları adaletsizliği, despotizmi ve hakların geçersiz sayılmasını reddeden insan vicdanı ile insan vicdanını güç dünyasında ve özellikle de insafsızlığın kol gezdiği bu dünyada yeri olmayan yalnızca ilkel bir sapkın duygu olarak gören nüfuz sahibi güçler arasındaki ezeli çatışmayı somutlaştırıyor. Belki de insanlığın yaşadığı ve hala yaşamakta olduğu tüm musibetlerin şifresi budur.