Cemile Bayraktar
Gazeteci-Yazar
TT

Rusya- Ukrayna krizi mi, Rusya-ABD, AB krizi mi?

Uluslararası ilişkiler disiplininin İkinci Dünya Savaşı sonrası oluştuğunu, Batı/ABD merkezli bir disiplin olduğu için yoğunluklu olarak ABD merkezli uluslararası ilişkiler politikalarına göre şekillendiğini söyleyebiliriz. Örneğin, İkinci Dünya Savaşı sonrasında dünyada güvenlik politikalarını şekillendiren mesele Soğuk Savaş politikalarıdır, neredeyse tüm teoriler iki kutuplu dünya modeli üzerinden oluşturulmuştur. Soğuk Savaş’ın sonuna doğru küreselleşmenin ortaya çıkmasıyla ve ABD ile AB arasında rekabetin başlamasıyla bu dönüşüm, geleneksel/realist teorilere karşı eleştirel teorilerin ortaya çıkmasına neden olmuştur. Soğuk Savaş döneminde uluslararası ilişkiler realist teoriler üzerinden tanımlanırken, Soğuk Savaş sonlarına doğru neo-realist teoriler üzerinden tanımlanmaya başlamıştır. Bugüne geldiğimizde ise, yani Rusya’nın Soğuk Savaşı kaybettiği, dünyanın tek kutuplu, ABD güdümünde olduğu bir dünya düzeninden Rusya’nın, Çin’in daha rekabetçi ve daha güçlü bir hale geldiği, ABD’nin ise eski gücüne görece daha az güçlü olduğu, AB’nin özellikle İngiltere’nin ayrılmasıyla bir dönüşüm içine girmesi gibi realitelerin olduğu zamanlara gelindiğinde ise, sınırları belli bir uluslararası ilişkiler politikaları yöneliminden bahsetmek pek mümkün değil. Ama kazan da bir yandan kaynamaya devam ediyor ve bu kazan, Ukrayna’da, Rusya’nın yayılmacılığına karşı NATO ülkelerinin taraf olması zemininde kaynıyor.
SSCB’nin dağılmasından sonra Rusya, eski SSCB ülkelerinin NATO ile yakınlaşmasını önlemeye çalıştı, bu çalışma bünyesinde Ukrayna konusunda başarılı olamayınca, Kırım’ı ilhak etti ve Ukrayna’yı, basit tabirle ifade edecek olursak, zapturapt altında tutmaya, bunu da sopa göstererek yapmaya çalıştı, halen çalışıyor. Kaynayan kazan konusunda terazinin tek yönüne bakıp, Rusya’yı tümüyle itham etmek de çok adilane olmaz; Rusya, özellikle Putin döneminde NATO’nun varlığını ve etkilerini birer tehdit olarak gördü ve bunun getirisi olarak da Ukrayna’nın AB’ye üye olabilme ihtimalini bir güvenlik problemi olarak gördü ve Ukrayna politikalarını bu gerekçeler üzerinden kurdu. Bu bir realite ama Putin bu realiteyi araçsallaştıran politikalar da izliyor.
Rusya için Ukrayna’nın önemi sadece NATO, ABD, AB denklemi üzerine kurulu değil. Ukrayna’da ciddi oranda bir Rus nüfus var, Kiev Rus ulusu için önemli bir merkez ve doğalgaz taşınması güzergahı olarak Ukrayna önemli bir noktada... Rusya, böyle stratejik önemi olan bir bölgeden elbette kolay kolay vazgeçmek istemiyor.
Ukrayna sorunu Putin’in yönetimi ele almasıyla birlikte baş göstermiş olsa da zirve noktalarından biri 2014’teki Kırım’ın ilhakıdır. Bundan kısa süre sonra Rus yanlısı ayrılıkçılar bir referandum düzenlerken Rus destekli, Rus yanlıları ve Ukrayna güvenlik güçleri arasında çatışmalar yaşandı ve 2014-2020 arasında 10 binden fazla kişi hayatını kaybetti.
2015 itibariyle de AB bünyesinde Fransa ve Almanya şiddetin son bulması için bir takım faaliyetler yürüttüler ancak başarılı olunduğunu söylemek pek mümkün değil. Ayrıca Rusya’nın Ukrayna üzerindeki haksız tasarruflarını önlemek isteyen ABD ve AB, Rusya’ya yaptırımlar uyguladı. Eş zamanlı olarak NATO ve ABD’nin Ukrayna’da askeri yığınak yapması, Moskova’yı daha tedirgin ve daha müdahaleci bir hale getirdi.
2021 itibariyle, Rusya-Ukrayna krizi tüm girişimlere rağmen son bulmadı ancak bölgede düşen tansiyon Rusya’nın Ukrayna sınırına sürekli yığınak yapması sonrasında yükseldi.
2022, Rusya-Ukrayna krizinin, ABD ve AB’nin daha da müdahil olmasıyla başladı. Pentagon, Rusya’nın Ukrayna’yı işgal edeceği endişesi nedeniyle Avrupa’ya daha fazla asker gönderme kararı aldı. Rusya Dışişleri Bakanı Lavrov, Ukrayna’yı işgal etme gibi bir planları olmadığını dile getirdi. Almanya’nın Ukrayna’ya silah gönderme konusunda çekimser kalması, ABD başta olmak üzere Almanya’ya bu konuda yönelen baskının artmasına neden oldu. Bu gergin gelişmeler sürecinde taraflar arasındaki diplomatik görüşmelerden de sorun çözecek kabiliyette net bir sonuç alınamadı ve 2022 şubat ayı da Ukrayna-Rusya arasındaki gerilimin tırmanmasıyla başladı.
Rusya-Ukrayna krizinin oldukça özet hali böyle… her şey biz yaşarken oluyor ama bazen yaşananlar akabinde teorileştirirken, bazen de istenen şekilde olsun diye pragmatik amaçlar için mevcut teoriler uygulamadan evvel ortaya sürülüyor.  Rusya-Ukrayna krizi ise aslında Soğuk Savaş döneminin, sıcak, güncel, küçük çaplı bir savaşa dönüşebilmesi ihtimalinin Soğuk Savaş psikolojisiyle oluşturulan bir sürümünün ortaya konulması gibi bir şey... Rusya, reel olup olmadığı tartışmalı olan bir güvenlik endişesini bahane ederek Ukrayna üzerinden hem kendi gücünü arttırmak hem de bu gücü tüm dünyaya göstermek istiyor, ABD ve AB ise vaktiyle Soğuk Savaş’ı kazanmış olmanın fizik ve moral üstünlüğünü kaybetmedik dercesine Ukrayna üzerinden Rusya’ya karşı güç gösterisinde bulunuyor. Son tahlilde, küresel boyutta bir ekonomik krizin olduğu dünyada teoriler ne derse desin, ülkelerin ilk etapta kendilerini saldırgan gösterecek, ekonomik maliyete sebep olacak girişimlerden uzak durmaya çalışacağını ve daha somut ifade etmem gerekirse Rusya’nın, Ukrayna’yı işgal etmeyeceğini düşünüyorum. Ancak ekonomik problemlerin çözülmeyeceği bir boyuta gelmesi durumunda, birçok ülkenin güvenlik kartını, vatandaşlarını konsolide etmek için ortaya süreceği ihtimalinden yola çıkarak, bir işgal girişimi olabileceğini düşünüyorum. Diğer yandan, dünyayı kasıp kavuran küreselleşmenin eski canlılığının olmadığı gerçeği karşısında, hızla realist teorilere dönülmesini de endişeyle olası olarak görüyorum. Endişelerim, realist ya da neo-realist güvenlik politikalarının hortlamış olması nedeniyle değil, Ukrayna’daki sivillerin, olası bir Rusya işgaline karşı hazırlık yaptıkları görüntüler arasında, teorilerin, pratikte insanları kıyımdan geçirebilecek olması ihtimaline bakınca cidden artıyor.
NATO güdümlü ABD, AB bloğunun, Soğuk Savaş’ı kaybetmenin kompleksinden kurtulamamış Moskova’nın yayılmacı saldırganlığına karşı çıkarken, kendi güçlerini de sergileme fırsatı aradığı bir alanda, Ukrayna Devlet Başkanı Zelenskiy’nin bir tarafta Doğu, bir tarafta Batı bloğu gölgesi varken, bu iki blok arasında kalarak, ülkesinin bağımsızlığına sahip çıkacaklarına dair kurduğu cümleler, tepişen fillerin gürültüsü altında bir yumruk gibi içimize oturuyor.