Soğuk Savaş’ın bitmesine yakın bir dönemde ve Soğuk Savaş’ın bitmesiyle iki teori ortaya atıldı, biri artık savaşların sonunun geldiğini söylüyordu, diğeri ise savaşın artık medeniyetler arasında gerçekleşeceğini. Nihayetinde ne savaşların sonu geldi ne de savaşlar medeniyetler arasında sınırlı kaldı. 21. yüzyıl da savaşların olduğu, milyonlarca insanın öldüğü ya da yerinden edildiği bir yüzyıl olarak tarihe geçti. Hatta Akdeniz, binlerce mülteci için açık bir mezar haline geldi, içimizde insan kalabilenler için bu açıkça bir utançtı, her ne kadar elimizden bir şey gelmese de…
“Yeni Soğuk Savaş başladı” gibi açıklamaları yakın dönemde sık sık duyar olduk. Ancak belirtmek gerekiyor ki, uluslararası ilişkiler konusunda bir miktar bilgisi olan herkes için aslında Yeni Soğuk Savaş yakın zamanda değil, Rusya’da Putin’in iktidara gelmesiyle başlamış olan bir süreçti. Rusya Devlet Başkanı V. Putin bir yandan Ortodoksluktan, bir yandan Pan-Salvist anlayıştan nemalanarak, Rusya’nın yakın çevre politikasının güvenlik bahanesine sığınarak Post-Sovyet ülkeleri, eski günlerde olduğu gibi kendi uydu devletleri haline getirmeye kararlıydı. Bu tasarı, moral desteğin en fazlasını da “anti-emperyalist” zırhına bürünerek kazandı, oysa emperyalizmin tam olarak kendisi, Putin’in bu politikalarıyla hayata geçiyordu. Rusya, kaybettiği Çeçenistan Savaşı’nı, Kadirov gibi Putin’in valisi konumunda birinin yönetime gelmesiyle telafi etmeye çalıştı. Kırım’ı ilhak adı altında işgal etti. Gürcistan’ı işgal etti ve parçaladı. Kazakistan’da kendine yakın bir isim olan Tokayev’in sayesinde ülke içindeki eylemlere askeri birlikler göndererek müdahale etti, Tokayev sayesinde zaten Kazakistan, Moskova’nın uydu devleti olmuş durumda. Belarus’ta kendisi gibi bir diktatör olan Lukaşenko’yu iktidarda tutmayı başardı. Ukrayna konusunda 2014’te başladığı işgal sürecini, bugün Kiev’i vurarak tamamlamakta kararlı görünüyor. Hemen belirtelim, dünyanın bu işgallere karşı sessizliğinden yüz bulan Rusya emperyalizmi, hızını alamamış olacak ki, henüz Ukrayna’yı vururken, Rusya Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü Zaharova, Finlandiya ve İsveç’in NATO’ya katılması durumunda bu iki ülkenin de güvende olmayacağını söyleyerek tehditler savurdu. Yani Baltık, Karadeniz ve hatta Balkanlar’a kadar uzanabilecek bir tehdit söz konusu mu, evet.
Madalyonun diğer yüzünde de NATO var, genelde Batı bloğu diye isimlendirdiğimiz Batı, aslında Afganistan ve Irak işgalleri sonrasında Ortadoğu’da hem imaj açısından hem de güç açısından çok şey kaybetmiş olan, Soğuk Savaş’ı kazandıkları döneme mukabil gücünü oldukça kaybetmiş olan, küreselleşmenin başarısızlığı ve ekonomik sorunları artmış olan bir Batı bloğu var. Saydığım gerekçelerin gerçekliği aslında Batı’nın Suriye’de yaşanan savaş sürecindeki etkisizliği ile ortaya çıkmıştı. ABD başta olmak üzere Batı’nın, izolasyon politikaları benimsemeyi daha kârlı bulduğu için tercih ettiği ortaya çıkmıştı. Elbette bu çok net değildi zira genellikle Suriye meselesine yaklaşımlarının kimlik nedeniyle, daha açık ifadeyle söyleyecek olursam Müslümanların yaşadığı coğrafyalardaki savaşlara kayıtsızlık nedeniyle böyle olduğu düşünüldü. Oysa bu tümüyle doğru değildi zira bugün Ukrayna’yı tüm dünyanın gözüne baka baka işgal eden Rusya’ya ekonomik yaptırım dışında bir şey yapmadıklarını gördüğümüzde, aslında bunu daha net anlayabiliyoruz. Kısa bir not düşmek de faydalı olur, Batı’nın Rusya’ya müdahale edip, savaşı daha geniş bir mekana, daha şiddetli bir hale getirmesi caydırıcı olur muydu? Bu şimdilik cevaplanmış ama üzerine düşünülmesi gereken bir konu…
Batı’nın, Rusya’nın Suriye’de savaş suçları işlemesine, sivilleri katletmesine kınama, yaptırım dışında bir şey yapmaması, bir anlamda Rusya’nın -böyle bir vahşetin asla kazananı olmasa da- hem Suriye’de kazanmasına, hem dünyanın başının boş olduğuna, anarşik bir düzen olduğuna inanmasına sebep olduğu gibi aynı zamanda gücünü göstermesine de imkan tanıdı, Suriye’den esen rüzgarı arkasına alıp, kendisine müdahale edilmeyeceğini gören bir Putin, Ukrayna konusunda da pek fazla güçlükle karşılaşmayacağına da bir anlamda ikna oldu.
Ekonomi ve ekonomiye bağlı yaptırımlar, hiç önemli değil diyemeyiz, elbette önemli ama Putin gibi bir figür için engelleyici midir, orası tartışmalı zira kendisinden beklenenin çok üzerinde yaptırımları hayata geçiren İngiltere Başbakanı B. Johnson’un her gün sıraladığı ekonomik yaptırımlar, Putin’i engelleyemedi, açıkçası Putin herhangi bir geri adım olmayacağını belirttiği gibi daha da ileri gideceklerinin sinyallerini verdi.
Ukrayna meselesi, genellikle Avrasyacı ve NATO’cular arasında geçtiği için meseleyi NATO ya da Avrasyacılığın avukatlığı konumunda yorumlayanlara alışkın olunduğu için, nezaketle söylemem gerekirse sponsorlu gazeteciliğin amigolarının tuttukları tarafın haklılığını iddia eden yorumlarının dışından yazdığım için bu savaşta hem Moskova’nın hem de NATO’nun hatalarını söylemekten imtina etmiyorum. Daha önce de Şarku’l Avsat Türkçe’de yazdığım gibi… ABD Başkanı Biden’ın yaptığı açıklamalar ile Putin’i, Ukrayna’ya yönelik saldırısının daha şiddetli ve daha erken olmasına neden olduğunu, Putin’i gerilime çektiğini düşünüyorum. Putin’in Ukrayna’yı işgali planlanmıştı ama daha yumuşak bir geçiş, kendine bağlı bir yönetim, sıcak bir savaştan bir miktar uzak kalarak bunu yapacaktı. Ancak Putin gibi bir figürün, her fırsatta fizik gücü kanıtlamaya çalışan bir figürün amiyane tabirle söyleyecek olursam damarına basılması onu daha hızlı ve daha sert olmaya itti, yine de bu sonuç Moskova’nın bu dünya konjonktüründe emperyalist bir işgalci olduğu gerçeğini değiştirmiyor.
Erhan İdiz isimli genç bir Twitter kullanıcısı şöyle bir tweet yazmış sosyal medya hesabından: “Yıl olmuş 2022 hâlâ savaş çıkıyor diyorlar. Ne ilginç. Savaş bile Beyaz Adam’ın kapısına dayanınca savaş sayılıyor. Oysa Afrika’da, Asya’da savaşlar hiç bitmedi, bitmesine izin verilmedi. ‘Hamam böceği öldürmek ile kelebek öldürmek aynı şey değil.’ diye yazmış biri de.”
İnsan kalabilenler için, savaşın Rusya’sı, NATO’su yok, Ortadoğu’da öldürülen çocuklar ile Avrupa’da öldürülen çocuklar arasında bir fark da… Genç bir kadın gazeteci, Gülsüm Halilova, sesi korkudan değil ama insanca duygular nedeniyle titreyerek, işgal edilen ülkesinden çektiği videoda ülkesinin Rusya tarafından işgal edildiğini, Batı tarafından yalnız bırakıldığını anlatırken, “Öleceğiz belki ama ölürsek onurumuzla öleceğiz” derken onunla aynı gururu hissediyor, bir komedyen olduğu için yerilen, ABD tarafından tahliye edilme teklifini reddeden, Kiev’de ülkesinin onuru için kaldığını söyleyen Ukrayna Cumhurbaşkanı V. Zelenski ile neredeyse birlikte Ukrayna’yı savunmak istiyoruz. Ama diğer yandan da sormadan edemiyoruz, NATO’nun sessizliği, Moskova’nın emperyalist hırsları arasında Suriye’den Ukrayna’ya kadar devam eden işgaller, Doğu’dan Batı’ya kadar her evin çatısına düşecek bombaların sinyallerini verirken Putinci ya da NATO’cu olmak kimin kendisini daha fazla güvende hissetmesini sağlayacak? Bu sessizliğin “hepimizin” işgal fermanının demosu olduğunu görebilmek için 10 yıldır devam eden Suriye Savaşı’na bakmak yeterli gelmedi mi, Ukrayna’da aynı filmin ikincisinin çekilmesini bu yüzden mi sessizce izliyoruz?
TT
Öleceksek, onurumuzla…
Daha fazla makale YAZARLAR
لم تشترك بعد
انشئ حساباً خاصاً بك لتحصل على أخبار مخصصة لك ولتتمتع بخاصية حفظ المقالات وتتلقى نشراتنا البريدية المتنوعة