Cemile Bayraktar
Gazeteci-Yazar
TT

Ukrayna ve Suriye’yi kıyasla(yama)mak

Rusya’nın güvenlik bahanesiyle Ukrayna’yı işgal için harekete geçmesi sonrası, en az Ukrayna-Rusya gündemi kadar konuşulan konu Suriye Savaşı idi. Bunun nedeni, Esed’in kendi vatandaşlarını katletmesine yönelik sessizliğe mukabil, Ukrayna konusunda harekete geçilmesi olduğu kadar, Ukrayna’da olduğu gibi Suriye’de de Putin’in katliamların bir parçası olmasıydı.
Ukrayna gündemiyle birlikte konuşulan konular elbette Suriye ile sınırlı kalmadı. Her normal insan gibi, sivilleri de hedef alan, kimyasal silahlardan bahseden ve katı realist güvenlik anlayışlarına dönüldüğünü söyleyenlerin arttığı bir ortamda, elbette Ukrayna lehine konum almak mümkündü ve gerekiyordu. Ancak aklında Soğuk Savaş ve komünizm romantizmi kalanlar, sanki sol ideolojiler ve diktatörlük, otoriterlik arasında hiç bağ yokmuş gibi, yek yabancılaştırma, sömürme ideolojisini kapitalizm sananlar, Moskova lehine konum alırken,  her zaman olduğu gibi işlerine geldiğinde şiddete “direniş” diyerek savundukları gibi ve işlerine gelmeyince “savaşa hayır” diyebildikleri ve dedikleri için tutarsızlığın zirvesine yerleştiler. Ancak tutarsızlık konusunda bu kez yalnız değillerdi. Zira bu kez en karşı oldukları grup, Batı bloğu/NATO/kapitalizm ile tutarsızlık konusunda yan yana oldular.
Ukrayna konusunda, olması gerektiği gibi, sivillere yönelik şiddeti kınayanlar, Ukrayna’nın yanında duranlar, ki bunlar çoğunlukla Batı menşeili medya ve Batılı yönetimlerdi, eş zamanlı olarak Filistinli çocuklar İsrail askerleri tarafından öldürülürken, yaralanırken, tutuklanırken 1948’den bu yana devam eden sessizliklerini sürdürdüler. Aslında bu sessizlik, Avrupa’nın ortasında, bir Avrupalı olan Hitler’in ve destekçilerinin uyguladığı soykırım için dahi, Yahudilerden dilenecek özrü dahi Müslümanlara/Ortadoğu’ya/Araplara/Filistinlilere diletirken duyulan sessizlikle sınırlı değildi. Zira Moskova’nın müdahil olduğu Suriye Savaşı için de aynı sessizlik baş göstermişti. Zaten Batılı medya mensuplarının, Ukrayna için “Burası, Afganistan, Suriye, Irak ya da Ortadoğu değil, burası Avrupa, burada savaş yapamazsınız.” demeleri, insanlık adına utançtan ve öfkeden yüzlerimizi kan rengine boyadığında, tutarsızlık konvoyunun Moskova’dan Londra’ya, oradan Washington’a kadar uzadığını görmüştük, bu sadece bir tescil oldu, o kadar.
Elbette aynı minvalde Ukraynalı ve Suriyeli siviller için de bir tür karşılaştırma içine girildi. Sosyal medyada da sık sık duyduğumuz gibi; Suriye’de kalıp savaşanları “terörist”, Suriye’den savaş nedeniyle ayrılanları “vatan haini” ilan edenler, Ukrayna’da kalıp savaşanlardan kahraman çıkarttıkları gibi Ukrayna’dan ayrılanlar için de yüreğimizi burkan, bol dramatik müzikli duygusal klipler hazırladılar. Tutarsızlıkta sınır yok desek, sanırım abartmış olmayız.
Bir de tüm bunlara rağmen, gırtlağına kadar tutarsızlığa gömülmüş bu bahsettiğim kesimler, Suriye ve Ukrayna konusunda bir takım analojiler kurarak, dün Suriye’de Suriye halkı, bugün Rusya işgalinde Ukrayna yanında olmanın bir tutarsızlık olduğunu da iddia edebildiler. Evet, bunu yaptılar. Soru şuydu; Suriye’de “ülkesini koruyan” Esed’e karşı oldunuz ama Ukrayna’da ülkesini koruyan Ukraynalılar yanındasınız, bu tutarsızlık değil mi? (Bu minvaldeki çoğu soru bu kadar net, nazik değildi tabi, kendi cümlelerimle sorulabilir hale getirdim.)
Bu soruyu sorabilen akla normal şartlarda cevap verilmez, bir değeri yok demiyorum ya da aşağılamıyorum, çünkü bu akıl, mantık terazisi bozulmuş bir akıldır ve mizanı olmayan bir dil ile mizanı olan bir dil iletişim kuramaz ancak yine de denemekte fayda var. Meselenin anlaşılması için tane tane anlatayım; Suriye’deki savaş da, Ukrayna’daki savaş da Baas tipi, KGB/Rusya tipi otoriter, diktatör renkli bir sol tandanslı bir emperyalizmin kitleler üzerindeki baskısını arttırmaya yönelik nedenleri olan savaşlar… yayılmacı, sömürgeci, işgalci, bireysel özgürlükleri yok sayan, otoriter, demokrasi karşıtı, savaşı ve şiddeti meşru bir yöntem gören anlayış, Ukrayna’da Ukraynalıları, Suriye’de Suriyelileri hedef alıyor. Bu durumda yönetici elitten ya da kitlelerden yana olmanız sizi tutarsız yapmıyor sadece baskıcı yönelimlere tepkiselliğinizi istikrarlı bir şekilde ortaya koyuyor. Bazılarının bunu anlayamaması elbette gerçeği değiştirmiyor.
Bununla birlikte, kapitalizmin merkezlerine söyleyecek sözünüz yok mu, diyebilecekler için yazının başında ifade ettiklerim yeterli gelmediyse, Ukrayna ve Suriye’yi kıyaslamaya kalkan ama kıyaslayamayanlar için bir Ortadoğulu olarak en net biçimde ifade edeyim; Batı’nın bir medeniyet olduğu iddialarının doğru olduğu bir takım noktalar elbette var ama o medeniyet Batı’nın coğrafi konumları içinde kalıyor. Batı’dan ayrıldığında o medeniyetin yerini vahşet alıyor, bir Batılı olsam en fazla buna kafa yorardım zira Ukrayna’ya gösterilen hassasiyetin zerre-i miskal kadarı Afganistan, Filistin, Suriye ve Irak işgalleri için gösterilmediğinde Batı medeniyetinin sınırlarını da görmüş olduk. Unutmadan bir şeyi daha gördük; tüm savaşların Müslümanların yaşadığı coğrafyalarda, Ortadoğu’da olmasının, Ortadoğuluların ve Müslümanların şiddet, savaş yanlısı olmasına bağlayan Anti-İslamistler ve İslamofobiklere, Bosna Soykırımı’nın, Ukrayna Savaşı’nın Avrupa’da gerçekleştiğini, Yahudi soykırımının da Avrupa’da gerçekleştiğini sık sık hatırlatmak zorunda olduğumuzu…