Savaşçılara kahramanlık ve soyluluk bahşeden birçok efsanenin aksine, savaşlar insanların içindeki en kötü tarafı ortaya çıkarır. Bu bakımdan ordu liderliği, sivilleri savaşa sürüklediği anda, son olmasa da ilk çarpışmayı kazanmış olur.
Tıpkı şiddet düşkünü birinin, şiddetten nefret eden birini yumruk yumruğa kavgaya sürüklediği sırada bir raunt kazanması gibi onu tercih ettiği davranışa ve seçtiği ülkeye çeker.
Şiddeti seven bir kimse, iktidarını güç üzerine inşa etmesinden ve güç kullanarak toplumuna nizam vermesinden dolayı güce tapınmayı düşüncesinin ve davranışlarının merkezine koyar. Şiddet sevgisi özellikle de sömürge sevgisi, modern Batı toplumlarını terk etmemiş olsa da ve şiddet, modernitenin ulaştığı yere geçmek için kullandığı en güçlü köprülerden biri olsa da, mevcut demokratik otorite ve toplum bu ilkeye dayanmamaktadır.
Demokratik toplum ve otoritenin savaşlara her sürüklenişinin bu toplumda ve iktidarda demokrasiyi sarstığını söylemek daha doğru olur. Bu, gücün demokratik olmayan iktidar ve toplum üzerindeki etkisinin tam tersidir. Demokratik olmayan iktidar ve toplum, bu gücün içerisinde kendilerini sertleştiren ve kuvvetlendiren bir şey bulurlar ve onu ‘çelik’ bir birliğin yükseldiği bir temele dönüştürürler. Demokrasi bir savaşı kazansa bile -ki genelde kazanır- kendi sahnesinin dışında oynamaya devam eder ya da başkalarının sahası olması gereken yerlere çekilir. Böylece örneğin, ABD’nin 2. Dünya Savaşı'na girişinin Pearl Harbor ‘sürprizinden’ sonra geldiğini fark ediyoruz. 11 Eylül 2001 saldırıları ile başka bir kılıkta bu sürprizin tekrarı yaşanmıştı. Bugün ise Rusya'nın Ukrayna'daki savaşıyla, silah bütçelerini kısmakla meşgul olan Avrupa ‘sürpriz’ ile karşı karşıya.
Herhalde şaşırmayanın sadece sürprizi yapan kişi olduğunu söylemeye gerek yok.
Sürprize gelirsek bu, militarizm yanlılarının sivillerden, ekonomi ve iş üzerindeki bahsinin baskınlığından ve bunların genişletilmesinden kaynaklanıyor ve bunun birçok farklı sebebi var.
Politikacılar saf, işe yaramaz veya genel olarak bunun daha da aşağısında olabilirler. Bu, demokratik rejimlere, parlamentolarına ve bazı liderlerine eşlik eden bir olasılıktır.
Bundan daha da önemlisi, gizemli ve alışık olunmayan şey prensip olarak şaşırtıcıyken, özellikle modern toplum alışık olunan şeye şaşırmayı teşvik eder.
Hatta, lineer zaman anlayışında ve hayatı kontrol etme yanılgısında, kontrol edilemez bir gerçek olarak ölüme bile şaşırır.
Şaşırma ile başa çıkmak için üzerinde uzlaşılmış bir sistem yoktur. Ayrıca bilinçte ve davranışta neden olduğu sarsıntı, modern uygarlık tarafından tarihe gömüldüğü sanılan ilkel ve içgüdüsel güçleri de yerin altından çıkarır.
Böylece, barış ve normal zamanlara kıyasla hatalar, hatta günahlar gibi görünen şeyler aniden ortaya çıkar.
Örneğin sorduğumuz gibi, ABD’nin kendi topraklarında yaşayan Japonlara, Nazilere karşı büyük insani değerler savaşı verirken davrandığı gibi davranması veya oradaki Müslümanlara 11 Eylül'den sonrası gibi davranılması olacak iş mi?
Bugün, Ukrayna'yı kurtarmak ve bağımsızlığını garanti altına almak için yapılan savunma ve ahlaki savaşın, Avrupa ve ABD’nin çok sayıda toplu cezalandırma ve ‘cadı avı’ içeren uygulamalarının eşlik etmesi akıl alır bir şey mi?
Evet alıyor.
Ne yazık ki savaşlarda böyle oluyor.
Tabloya biraz daha yaklaşmak için 1990 yazında Saddam Hüseyin'in Kuveyt Devleti’ni işgal etmesinin ardından Körfez'de ve Arap dünyasında karşı karşıya olduğumuz koşullara geri dönüp bakalım.
O zamanlar bütün dünya tam anlamıyla yıldırım harbine (Blitzkrieg) benzeyen işgal karşısında şok olmuştu.
Yıldırım harbine verilen tepki, Kuveyt'in özgürlüğünü ve bağımsızlığını geri kazandıracak bir askeri ittifak inşa etmek üzere doğası gereği kimseyi şaşırtmayan uzun ve karmaşık bir ‘süreç’ (process) şeklini aldı. Ancak bu sırada istisnasız tüm Arap ülkelerinde bir ırkçılık ve karşı ırkçılık dalgası patladı ve bunun bedelini birçok kişi hayatı, işi veya evi ile ödedi.
Bu şiddetle kınanan bir dalga. Tabi kınanır. Ancak buna neden olan ya da bunu patlatan sebebin -ki bu Saddam Hüseyin’in Kuveyt’i işgalidir- kınanmasından önce kınanmaz. Ayrıca bunun kınanması, Kuveytlilerin savaşının hakken Saddam’ın savaşının yalan ve düşmanlık olduğuna ilişkin öne çıkan öncelikleri değiştirmiyor.
Aynı şey savaşların hepsi ya da bir çoğu için geçerli. ABD'de Japonların ve Müslümanların yaşadıkları utanç vericidir, yanlıştır ve ahlaki değildir. Ancak bu, Mihver Devletlere ve Bin Ladin'e karşı ABD savaşının gerekçesinden bir şey kaybettirmez.
Bazı Ukraynalıların ve müttefiklerinin yaptıklarında hata yok değil. Hatta bazıları büyük ve ciddi hatalar. Ancak Ukraynalıların Batılılarla birlikte Rus işgaline karşı mücadele etmesi adil, haklı ve ahlaki olmaya devam ediyor.
Şaşıran kişi, her zaman hakkının denkliğine yükselmese de çoğu zaman haklıdır.
Şaşıran kişi genellikle saldırgan olur. Bu seferki sürpriz, boyutları ve sorumlulukları daha doğru ölçmemizi gerektiren nükleer bir nitelik kazanmış olabilir!
TT
Savaşın öncelikleri ve büyük sürprizler üzerine...
Daha fazla makale YAZARLAR
لم تشترك بعد
انشئ حساباً خاصاً بك لتحصل على أخبار مخصصة لك ولتتمتع بخاصية حفظ المقالات وتتلقى نشراتنا البريدية المتنوعة