Mişari Zeydi
Suudi Arabistanlı gazeteci- yazar
TT

Veliaht Prens’in konuşmasından: İçimizde aşırılık yanlıları ile mücadele edecek kimse yok!

Suudi Arabistan Veliaht Prensi Muhammed bin Selman'ın ABD merkezli The Atlantic dergisine verdiği röportajın en ince ayrıntısına kadar özenle incelenmesi gerekiyor.
Suudi Arabistan vizyonunun lideri Prens Muhammed bin Selman, değerli fikirler ortaya attı. Övgüye değer ve yeni bir değişim için umut verici bir yol çizdi. Konuştuğunda sözlerini eylemleri destekliyor. Zira daha önce Prens ile büyük sorumluluğu üstlendiği dönemin başında röportaj yapan ABD’li gazeteci, bu birkaç yıldaki değişime dikkat çekti. Ancak sadece gözünde sis olmayan ve kalbine perde inmemiş insaf sahibi birisi ülkenin kısa sürede kat ettiği büyük mesafeyi kabul edebilir.
Peki neden Vizyon 2030’un ilerlemesine engel olmaya ve durdurmaya çalışanlar böyle yapıyor?
Cevap şu: Bu vizyonun karada yürüyen, Kızıldeniz'in dalgalarını yara yara ilerleyen ve Suudi Arabistan’ın kalbine umut tohumları saçan bir proje olarak vücut bulması Suudi Arabistan’ın hiçbir düşmanını mutlu etmez. Bundan asla mutlu olmayacaklar.
Batıda, doğuda, içeride ve dışarıda çeşit çeşit bir sürü düşman var. Hepsi de bıkmak bilmeden aynı mevzuyla uğraşıyor.
Ancak nefes nefese koşan, tozu dumana katan Vizyon 2030 atını engelleme ve dizginleme ‘girişimi’ illetine, Veliaht Prens’in içe işleyen cesur konuşması nokta koydu.
Veliaht Prens’in The Atlantic dergisiyle yaptığı son röportajda neler söylediğine bakalım. Suudi kimliğini şeffaf ve kolay bir şekilde açıklayan Prens “Köklere, hakikate dönüyoruz. Olan şu ki, aşırılık yanlıları İslam dinini gasp ettiler ve kendi çıkarlarına göre tahrif ettiler. İnsanların İslam'a kendi bakış açılarından bakmalarını sağlamaya çalışıyorlar” dedi.
Ardından, bir Suudi çalışma programı olması, hatta oldukça büyük ve çok yönlü bir İslami program olması gereken şu net cümleyi ekliyor:
“Sorun, onlarla ciddi şekilde tartışacak ve mücadele edecek insanların olmaması. Bu yüzden hem Sünni hem de Şii dünyasında en aşırılık yanlısı terörist grupların oluşmasına yol açan bu radikal görüşleri yayma fırsatı buldular.”
Öyleyse en nihayetinde bu savaş bir fikir savaşı, bir ‘tartışma’, teorileştirme, zihinler mücadelesi ve bir teoriler kavgasıdır... Peki biz bunun neresindeyiz?
Teorik bir aygıtımız, entelektüel bir dünyamız, eleştirel bir ortamımız ve fikirlerin dolaştığı, vizyonların mücadele ettiği ve yüksek ve derin anlamda tartışmaların alevlendiği bir sahnemiz var mı? Burada ayaktakımının, gürültücü kalabalığın ve bağıran seslerin tartışmasını kastetmiyorum!
Aramızda uzun bir süre Suudi toplumu da dahil olmak üzere Müslümanlar ile oynayan bu akımların fikirlerini ortadan kaldırmak ve açıkça ‘geride bırakmak’ üzere düşünce kapısının ve geniş eleştiri pencerelerinin açılmasından zarar görecek kişiler var.
Örneğin İhvan-ı Müslimin (Müslüman Kardeşler), Sururiyye (Uyanış), El-Kaide, DEAŞ ve bütün bunların siyasi ve askeri ve bunun arasında kalan alt oluşumları da dahil olmak üzere aşırılık yanlısı grupların projelerinin çekirdeğini oluşturan bir ‘hilafet’ fikri ve hilafeti geri getirme düşüncesi var. Entelektüel arenamız bu fikrin ‘bilimsel’ eleştirisini yapar mı? Yoksa bu gruplara karşı olduğunu iddia edenlerden bir kısmı, bu konuda gerçek bir tartışma açmanın işe yaramayacağı bahanesiyle, ‘heyecan uyandırmayacağı’ gerekçesiyle veya içi boş Twitter kavgalarında gördüğümüz gibi son derece yüzeysel ve bilimsel klişelerle mücadeleyi ‘tekelleştirme’ arzusuyla öfkelenirler mi?
Suudi Arabistan Veliaht Prensi Muhammed bin Selman'ın röportajı, şayet aklı başında insanlar bunu, yani röportajın fikri yönünü ve tüm İslam dünyasının büyük bir liderinin sözlerini sahada uygulamak için gerçekten çalışırlarsa, büyük bir proje olur. Konu ciddi. Şaka değil.