Tevfik Seyf
Suudi yazar ve düşünür
TT

Sudan’a ne oldu… Barış ve müsamaha eğilimi nerede?

Bana barışa en çok meyilli ve çatışmadan uzak duran Arapları sorsalar, Sudan'dan başkasını söylemezdim. Elbette bu ülkedeki herkesi kastetmiyor, diğerlerini dışlamıyorum. Daha ziyade abartma veya ihmalle suçlanmaktan korkmadan, bir bütün olarak ülkeye verdiğimiz genel özellikten bahsediyorum. Birçok okuyucunun bu konuda benimle aynı fikirde olacağını düşünüyorum.

Bununla birlikte bu ülke artık, Allah korusun, iç savaşa doğru kayıyor.

Barış eğilimi sadece bir maske mi? Önümüzdeki kimisi kaba, kimisi yumuşak, kimi aleni kimi meçhul birçok topluluktan oluşan, detaylarını bilmediğimiz bir gerçek mi?

Bu, toplumların doğasıyla ilgili bir sorudur. Bunlar (bildiğimiz gibi), ebeveynlerden çocuklara genler aracılığıyla aktarılan özellikler değil. Eski zamanların yazarlarının inandığı gibi, daha çok kolektif aklın veya genel zihniyetin bir yansıması, yani tarihsel deneyimin özleri ile kültürel veya dini rehberlik arasındaki sürekli etkileşimin sonucudur. Ayrıca yaşam gerçekliği, özellikle ekonomik ve siyasi durumun etkileri de söz konusudur.

Peki, genel zihniyetin birçok faktörün etkisiyle şekillendiğini varsayarsak, bu faktörler nelerdir ve son oluşumunda her birinin payı nedir? Bu soru, tedavinin hedeflerini ve nasıl olduğunu düşünmek için gereklidir.

Biliyorum ki bazılarımız mirası, anlatıcılarını ve savunucularını suçlamak için inisiyatif alacak. Belki de insanları barışa ve şiddetten vazgeçmeye teşvik etmedeki başarısızlıklarını kınayacak. Bu görüşe göre barışa veya şiddete yönelik eğilim, bilinçli veya kendiliğinden, rehberlik ve yönlendirme ile değiştirilebilen bir ruh halidir. Bazıları ise aksi yönü seçecek, Ebu zer el-Gifari’nin “Gece yatağa aç girip sabah kılıcını kuşanmayana şaşarım” sözlerini tekrarlayacak. Bu, şiddetli eğilimleri aşırı yoksullukla ilgili psikolojik strese bağlar. Yani şiddet eğilimi, zihnin duygular üzerindeki zayıf kontrolünün bir ifadesidir. Gerginliği sınıf ayrımına, özellikle sınıf hareketinin durgunluğuna ve eğitimli kesimin alt sınıf içindeki zorunlu sınıflandırmaya son verememesine bağlayacak bir grup da söz konusu.

Aslında bunların hepsi birer ihtimal. Ancak hangisinin tam etkiye sahip olduğunu söylemek zor. Sudanlılar barışçıl ve nazik olma eğilimiyle ünlüdür. Bununla birlikte sosyal araştırmalar, Sudanlıların (bireysel düzeyde) güçlü bir çatışma eğilimi olduğunu gösteriyor. Örneğin, 2017'nin sonunda yapılan bir araştırma, Sudanlıların yüzde 60'ının göç etmeyi düşündüğünü ortaya koydu. Bu oran, Yemen, Filistin toprakları ve Libya gibi aktif olarak iç çatışmaya dahil olan ülkeleri bile aşıyor. Çalışma, göç düşünenlerin yaklaşık yarısının resmi belgeler olmadan seyahat etmekten rahatsızlık duymadığını gösterdi. Başka bir deyişle; göçmenlerin Akdeniz üzerinden geçen botlar veya kuzeybatı sınırlarından Libya'ya sızanlar gibi tekrarlanan maceralara, hatta hapis veya ölüm riskiyle karşılaşabilecekleri bir duruma tereddütsüz girme eğilimindeler.

Bu tür bir düşünce ‘kolektif bir zihni’ ifade etmez, daha çok bireysel bir hüsran ve umutsuzluk duygusunu ifade eder. Ancak sorun şu ki, bu duygu yüz binlerce kişiye, özellikle de gençlere yayılıyor ve yavaş yavaş daha önce bahsettiğim yumuşak tabloyu değiştirebilecek veya en azından paralel bir alt fenomen oluşturabilecek genel bir fenomene dönüşüyor.

Bugün Sudan'da artan şiddet olayları, bireysel hüsranın şiddetlenmesinin bir sonucu olabilir. Bu olasılık doğruysa, ülke, iç güvenliğin tamamen çökmesinin, kişisel ve kamu malına yönelik saldırıların eşi görülmemiş bir şekilde şiddetlenmesinin eşiğindedir.

Genel psikolojik dönüşümler ile bireysel psikolojik dönüşümler arasındaki fark, birincisinde toplumun herkes arasında bir dayanışma düzeyini korumasıdır. Böylece kimse başkalarının özel mülklerine saldırmaz. İkinci durumda ise ahlaki bozulma, bireyi tüm kısıtlamalardan arındırır ve onu yalnızca karşı tarafın silahından duyduğu korku caydırabilir.