Suriye'de rejimin devrilmesiyle, milliyetçi partilerin sonuncusu olan Baas Partisi de sona erdi. Bir zamanlar en büyük ve durmadan genişleyen bir iktidar partisiydi. Yine bir zaman Nasırcı dalganın tek rakibiydi. İktidar partisi önce Irak'ta, sonra Şubat-Mart 1968'de Suriye'de “Birlik, Özgürlük, Sosyalizm” sloganıyla iktidara geldi. Ancak en başından kendi içinde bölünmüştü ve bu durum iki ana kadar devam etti: Saddam Hüseyin'in Bağdat'ta idam edildiği an ile Beşşar Esed'in Şam'dan Rusya topraklarına doğru yola çıktığı gece. Artık Baas yok. Milliyetçi solun hayalleri, tıpkı kendi başlangıcı gibi tek bir dalga tarafından söndürüldü. George Habaş artık sadece bir anı ve komünistler de zorlu veya kanlı sonlarla anılıyor. Okyanustan Körfez'e sloganını benimseyen Nasırcılık, Vefd vb. büyük siyasi gruplar gibi basit bir parti koluna indirgendi. Hatıraların bayraklar ve sancaklar gibi figürleri vardır: “Saad” olarak bilinen Saad Zağlul, “Nahhas” olarak bilinen Mustafa Nahhas Paşa ve “Cemal” olarak bilinen Cemal Abdunnasır gibi. Diğer partilerde böyle popüler bir lider ortaya çıkmadı. Mişel Aflak, Selahaddin el-Bitar, komünist Halid Bakdaş ve Iraklı Baasçılar tartışma ve konferans adamlarıydılar. Kurucu Mişel Aflak, “Üstat Mişel” olarak biliniyordu. Bu isim Araplar arasında popüler değildi. Nitekim Mareşal Abdullah el-Sallal'ın söylediği bir söz o zamanlar meşhur olmuştu: “Bu Mişel de nereden çıktı?”
Baas Partisi'nin başlangıcı hayaller ve özlemlerle doluydu. Partiye resmen katılmayanlar bile programına karşı gerçek bir sempati duyuyorlardı. Ancak her Arap umudu veya girişimi gibi, başlangıcından itibaren içine bölünme tohumu düşmüştü. Aşiretçilik ideolojik isimler almıştı. Saddam Hüseyin, oğulları Uday ve Kusay ile birlikte balkonda durup büyük bir tüfekle havaya ateş ettiğinde partiye dair görüşünü özetlemişti.
Irak başkanının Churchill ve Roosevelt'inkine benzer geleneksel bir Batı şapkası taktığı bu görüntünün sembolizmi neydi? Ve aile dışından kimsenin orada bulunmaması ne anlama geliyordu?
Gerçek şu ki, Baas Partisi her iki ülkede, Şam'da olduğu gibi Bağdat'ta da “ebedi mesaj”la görevlendirilenler dışında kimsenin yetkinliğine güvenmiyordu. Ancak dramatik olaylar Dicle ve Barada nehirlerinin kıyılarındaki her iki liderliğin de peşini bırakmadı. Birincisi Uday ve Kusay'ı kaybetti, ikincisi ise hazırlanan varisi kaybetti ve hazırlıksız olanla yetinmek zorunda kaldı. Ve herkes Baas'tan umudunu kesti.