Mişari Zeydi
Suudi Arabistanlı gazeteci- yazar
TT

Müslüman Kardeşler ve sahipsiz para

Suç soruşturmaları dünyasında meşhur bir söz vardır: “Paranın izini sür.” Bu söz, siyasi akımların ve partilerin bölünmelerini ya da birleşmelerini anlamak için de geçerlidir.

Para, aynı aileyi bir araya getirebildiği gibi bazen de birbirinden ayırır; hatta kan bağı ve kardeşlik gibi en sağlam ilişkilerde bile derin yarıklar açabilir. Öyle ki bazı aileler, miras kalan bir gayrimenkulü ya da başka mal varlıklarını yalnızca kendilerine saklamak uğruna kendi içlerinden bazı kolları dışlamıştır. Bu yüzden eskiden “Para cana denktir” denirdi. Yüce Allah da insanın zaaflarını şöyle tasvir eder: “Haram helâl demeden mirası alabildiğine yiyorsunuz. Malı da pek çok seviyorsunuz.”*

Bu cazibe, özellikle denetimsiz ve başıboş dolaşan, gizlilik içinde hareket eden paralar söz konusu olduğunda daha da büyür. Bu durum, yasa dışı faaliyetlerden elde edilen gelirler için geçerlidir; yasaklı Müslüman Kardeşler (İhvan-ı Müslimin) Hareketi’nin faaliyetleri ve ‘iş ağı’ da buna dahildir.

Birkaç gün önce, alarabiya.net ve alhadath.net’te yer alan bilgilere göre, Türk makamları, yasa dışı bağış toplama faaliyetlerine karıştığı, dış odaklar ve İran’la temas yürüttüğü, ayrıca harekete ait mali varlıklar ve yatırımlar konusunda başka bir örgüt yöneticisiyle ihtilaf yaşadığı gerekçesiyle bir Müslüman Kardeşler yöneticisinin oturma iznini uzatmadı.

Söz konusu yönetici, birkaç hafta önce de İstanbul’da özel bir okul kurma bahanesiyle çalışma arkadaşlarından birinden 200 bin dolar almakla, ardından projeyi gerçekleştirmemek ve parayı geri vermemekle suçlanmıştı.

Arap Baharı günlerinden bu yana Müslüman Kardeşler’in Türkiye’ye kaçan önde gelen isimleri, 2019’dan itibaren ciddi sarsıntılar yaşamaya başladı. Bunun nedeni, bazı yöneticilerin mali yolsuzluklara karıştığını ve bağış paralarını Türkiye’de ve yurtdışında yakınlarının adına lüks gayrimenkuller satın almak için kullandığını ortaya koyan ses kayıtlarının sızdırılmasıydı.

Mısır’da, kaynağı harekete yapılan bağışlar olan pek çok para, Müslüman Kardeşler liderlerinin güvendiği ve güvenlik birimlerinin dikkatinden uzak duran bir kişinin adına kaydedilirdi. Ancak bu kişi öldüğünde -ki doğal olarak ailesine bu paraların gerçek kaynağını anlatmamış olurdu- hareket temsilcileri ile mirasçıları arasında anlaşmazlıklar patlak verirdi. Bu durum yalnızca Mısır’da değil, başka ülkelerde de yaşandı.

Körfez ülkelerinde de ‘davet’, ‘cihat’ ve benzeri başlıklar altında toplanan bazı bağışlar, sonunda kimi ‘vaizlerin’ veya onların yakın çevresinin hesaplarında son buluyordu. Son dönemde ise bu tür gruplarla mücadelenin yeniden başlangıç noktasına dönmemesi için daha sıkı denetim ve kontrol mekanizmaları geliştirildi.

Para, güçlü karakterli insanları bile baştan çıkarıp kendi cazibesine esir edebiliyorsa, insanlığın çoğunluğunu oluşturan zayıf karakterliler üzerinde etkisinin ne olacağını düşünmek gerekir!

Sonuç olarak bugün Türkiye, Birleşik Krallık, Malezya ve başka ülkelerde bulunan Mısır merkezli Müslüman Kardeşler yapılanması içindeki bölünmeleri ve birleşmeleri anlamak istiyorsak şu sözü tekrar etmeliyiz: “Paranın izini sür.”

Bu durum yalnızca Mısır’daki Müslüman Kardeşler için değil, Körfez ülkelerindeki Müslüman Kardeşler yapılanmaları ve benzerleri için de geçerlidir.

* Fecr Suresi / 19-20