Velid Haduri
Enerji konusunda uzman, Iraklı yazar
TT

Petrol fiyatlarındaki yükselişin etkileri

Petrol, küresel ekonomi içinde en yaygın biçimde işlem gören stratejik emtia olarak kabul edilir. Bu nedenle, özellikle ana üretim merkezi olan Körfez ülkelerinde, küresel petrol arz ve talep dengesinin istikrarsızlaşması yalnızca dünya petrol piyasasında değil, ekonomik sektörlerin büyük bölümünde ciddi sarsıntılar yaratmaktadır. Nitekim bugün dünyanın farklı ülkelerinde görüldüğü üzere, üretim ve taşımacılık süreçlerinde petrol türevli yakıtlara ihtiyaç duyan sanayi ürünlerinin fiyatları da yükselmektedir.

Dünya ülkelerinin büyük çoğunluğu, petrol piyasasındaki dalgalanmalardan etkilenmektedir. Bu durum, Kovid-19 salgını sırasında uluslararası ölçekte açık biçimde tecrübe edildi. Üstelik bu süreç, Avrupa Ortak Pazarı ülkelerinde olduğu gibi birçok devletin sürdürülebilir enerji kaynaklarına yönelmeye başlamasına rağmen yaşandı. Benzer şekilde bugün, dünyanın en büyük petrol ihracatçılarından biri olan ABD’de de aynı tablo görülüyor. ABD, yirminci yüzyılın başlarından itibaren petrol ithalatına bağımlılıktan kurtulmaya ve böylece kendi enerji gücünü pekiştirmeye çalıştı. Devam eden savaş sırasında üst düzey ABD’li yetkililer, 2015’ten itibaren kaya petrolü alanındaki büyük keşiflerin ardından ülkenin kazandığı ihracat kapasitesi sayesinde, petrol fiyatlarındaki hızlı ve sert artışın etkilerine karşı ABD’nin ‘bağımsız’ olduğunu ileri sürdüler. Ancak bütün bunlara rağmen, ABD büyük bir ihracatçı konumuna yükselmiş olsa da süren savaş boyunca ülkede benzinin litre fiyatı yaklaşık 2 dolardan 5 doların üzerine çıktı. Elbette buna Amerikan hane halkının giderek kabaran ‘ev faturası’ dahil değil.

Nitekim savaş öncesinde ABD’deki akaryakıt istasyonlarında benzin ve motorinin litre fiyatı yaklaşık 1-2 dolar seviyesindeyken, savaşın ilk iki ayında bu rakam 5 doların üzerine çıktı. Bu durum, özellikle günlük yaşamında uzun mesafeli kara ulaşımına büyük ölçüde bağımlı olan Amerikan kamuoyunda ciddi bir tepkiye yol açtı. Çünkü Amerikalılar için ulaşım yakıtı fiyatları, aile bütçesinin haftalık gider kalemleri arasında son derece önemli bir yer tutuyor. Buna ek olarak, evlerde kullanılan elektrik ve doğal gaz fiyatlarında da belirgin artışlar yaşandı.

Bütün bunlar, ABD’nin dünyanın en büyük petrol üreticilerinden biri olmasına rağmen gerçekleşti. Zira ülkenin yüksek petrol üretimine aynı zamanda dünyanın en yüksek iç tüketim düzeyi eşlik ediyor.

ABD ve Çin’in ardından dünyanın en büyük üçüncü petrol tüketicisi olan Hindistan da bu olumsuz gelişmelerden uzak kalmadı. Bununla birlikte Hindistan hükümeti, bir dizi korumacı önlem paketiyle krizi kontrol altına almayı başardı. Bu önlemler arasında şirketleri desteklemek amacıyla federal hükümet ve eyaletler düzeyinde mali yardımlar sağlanması, tüketiciler üzerindeki akaryakıt yükünü hafifletmek için vergi yapılarının yeniden düzenlenmesi ve petrol fiyatlarına üst sınır uygulanması yer aldı. İç ekonomik istikrarı koruyabilmek için devlet bütçesi ağır maliyetler üstlenmiş olsa da Yeni Delhi yaptırım altındaki ülkelerden -özellikle Rusya ve İran’dan- sağladığı indirimli petrol alımları sayesinde kayda değer ölçüde avantaj elde etti.

Hindistan petrol şirketlerine yardımcı olan unsurlardan biri de uzun süredir büyüyen Asya enerji piyasalarına petrol ürünleri ihracatında öncü rol üstlenmiş olmalarıydı. Bu durum, Hint şirketlerinin fiyat artışlarından kaynaklanan yükün bir kısmını bölgesel Asya rafineri şirketlerine yansıtabilmesini sağladı. Ayrıca hatırlatmak gerekir ki Hindistan, ABD ve Çin’in ardından dünyanın en büyük üçüncü petrol tüketicisi.

Ancak küresel tüketicinin karşı karşıya olduğu sorun, elbette yalnızca yakıt fiyatlarının yükselmesiyle sınırlı değil; bu durum aynı zamanda dünya ekonomisinin geneline de ağır bir gölge düşürüyor. Geçtiğimiz hafta Dünya Bankası tarafından yayımlanan bir araştırmaya göre, petrol fiyatlarındaki artış ‘uluslararası enerji piyasalarından haftalık market alışverişi faturalarına kadar her şeyi etkiliyor’.

Dünya Bankası’nın emtia piyasalarına ilişkin beklentilerine göre, küresel emtia fiyatlarının bu yıl yüzde 16 oranında artması beklenirken, enerji fiyatlarının ise yüzde 24 yükselerek Rusya’nın Ukrayna’yı işgalinden bu yana görülen en yüksek seviyeye ulaşacağı öngörülüyor.