Bilginin ordular ve filolar kadar ölümcül stratejik bir silah haline geldiği, algoritmaların kamuoyunu şekillendiren ve kolektif bilincin haritalarını yeniden çizen bir güce dönüştüğü bir çağda, dünya çarpıcı bir paradoksla karşı karşıya: Zengin bir tarihe, önemli kültürel ağırlığa ve kalabalık nüfuslara sahip ülkeler, dillerini anlamayan, gizliliklerine saygı duymayan, güvenliklerini umursamayan ve hatta hiçbir yasalarına tabi olmayan platformlar tarafından rehin alınmış durumda. Bu, krizi tanımlamakta abartıya kaçmak değil; onun açı ve net özüdür.
Yıllardır dünya, çoğunlukla Amerikan şirketlerine ait olan büyük sosyal medya platformlarının, manipülasyona, yanlış bilgilendirmeye, nefret söylemine, gizlilik ihlallerine ve taraflı siyasi istismara açık alanlara dönüşümüne tanık oluyor.
Dünyanın dört bir yanındaki birçok güç bununla mücadele etme yaklaşımları farklılık gösterse de bu acı gerçeğin farkına vardı. Rusya, bazen kendi vatandaşlarına yönelik kapsamlı bir denetime dönüşmekten çekinmeyen mutlak egemenlik mantığına dayalı, sıkı bir şekilde kontrol edilen paralel bir dijital altyapı kurma yolunu izledi. Çin, devasa bir güvenlik duvarıyla birlikte paralel “internet” benzeri bir şey kurdu. Küresel teknoloji sahnesine şaşırtıcı rakamlarla hakim olan kendi platformlarını üretti. Ancak bu platformlar, kullanıcının iradesinden ziyade devlet gücünü yansıtan bir ayna olmaya devam ediyor.
Öte yandan Avrupa Birliği, temelde farklı bir yol seçti; “Dijital Hizmetler Yasası” aracılığıyla sıkı yasal düzenleme yolu. Son olarak da dijital egemenliği açılım, şeffaflık ve kullanıcı haklarının korunmasıyla birleştirmeyi amaçlayan bir Avrupa “sosyal medya” platformunun (W Social) piyasaya sürüleceğini duyurdu. Avrupa’nın bu hamlesi geç kalmış ancak çok önemli bir farkındalığın karşılığıydı. Bu farkındalığın temelinde ise tam dijital bağımlılığın, kamuoyu, ulusal güvenlik, kültürel kimlik ve ekonomiyi aynı anda etkileyen bileşik kayıplara yol açtığı gerçeği yatıyor.
Bu değişen sahne karşısında Arap dünyası, son derece kırılgan bir konumda bulunuyor. Yüz milyonlarca kullanıcı, tüm dijital günlerini, yalnızca reklamlarını yerleştirmek için dillerine dikkat eden ve sadece tüketim eğilimleri söz konusu olduğunda kültürel bağlamlarını anlayan platformlarda geçiriyor. Bu arada, kişisel verileri denetim veya güvence olmaksızın uzak sunuculara akıyor, farklı kültürel ortamlarda tasarlanmış algoritmalar ise ne gördüklerini ve neleri kaçırdıklarını, neye kızdıklarını ve neleri fark etmediklerini şekillendiriyor. Burada niyetleri sorgulamıyoruz; aksine, pazarın kimlik, egemenlik veya kolektif onurdan bağımsız olarak kendi arayüzünü oluşturduğu bir yapıyı açıklıyoruz.
Gerçek bir Arap sosyal medya platformuna duyulan ihtiyaç, ne kültürel bir lüks ne de “kimlik nostaljisi” değil, birbirinden ayırmanın mümkün olmadığı birden fazla boyutun kesiştiği stratejik bir gerekliliktir. Bunlardan biri, Arap kültürünü tüm çeşitliliği ve derinliğiyle barındıran bir dijital alan gerektiren kültürel boyuttur. Bir diğeri ise sosyal gizliliği anlayan ve karmaşıklıklarına saygı duyan bir platform gerektiren sosyal boyuttur. Ayrıca özellikle yüz milyonlarca Arap vatandaşının verilerinin, bir Amerikan şirketinin iradesine değil, bölgesel denetime tabi yasal ve teknik bir çerçeve içinde korunması gerektiği anlamına gelen güvenlik boyutu da var. Son olarak, ekonomik boyut var; büyüyen dijital ekonomi, büyük ölçüde kullanıcıların gizlilikleri, farkındalıkları ve dikkatleriyle bedelini ödedikleri “ücretsiz hizmetler” karşılığında, bölgeden muazzam bir servetin çıkışı anlamına geliyor.
Ancak, başarısız dersleri ve dijital otoriterliği dikkate almadan bir Arap platformu fikrini öne sürmek, mevcut bağımlılıktan daha az tehlikeli bir kumar değil. Kullanıcılarının verilerini güvenlik amacıyla kullanan, tartışmalara keyfi sınırlar koyan ve algoritmaları siyasi gündemler için manipüle eden bir otoritenin elinde bir araç olması için inşa edilmiş bir platform, ölü doğacaktır.
Yıllarca sansür ve dar bir özgürlük alanında yaşamış olan Arap kullanıcı, kısıtlama mantığını yeni bir dijital biçimde yeniden üreten bir platform için X, Facebook ve Instagram'ı terk etmeyecektir. Güven, göz ardı edilemeyecek varoluşsal bir koşuldur. Pratik uygulanabilirlik ve etkinlik şarttır. Çünkü bu dünyada var olmaya çalışan bazı çekingen Arap girişimleri sınırlı etki, fon ve erişime sahip olmuş ve diğer platformlarla rekabet edememiştir.
Bu geniş kitlenin hak ettiği Arap platformu, kullanıcı verilerinin korunmasını sadece bir pazarlama vaadi değil, sağlam bir yasal ilke haline getiren bir platform olmalı. Bu platform, algoritmalarını şeffaflık ve hesap verebilirliğe tabi tutmalı, deepfakeler ve dezenformasyon için bot hesapların ve yapay zekanın kullanımı ile mücadele etmeli, kullanıcıları aşırıcılığı körükleyen ve ufuklarını daraltan bilgi baloncuklarından korumalı. Devletin dikteleri veya dar kapitalist çıkarlar tarafından değil, gerçekten bağımsız bir yönetim tarafından yönetilen bir platform olmalı ve açık, tutarlı ve gözden geçirilebilir standartlara uymalı.
Avrupa projesi, zorluklarına rağmen, üzerinde düşünmeye değer bir mesaj taşıyor: Otoriter olmadan dijital egemenliği sağlamak mümkündür ve açılım bağımlı olmadan da elde edilebilir. Arap dünyası, kendi egemen dijital alanını inşa etmek için nadir bir tarihi fırsatla karşı karşıya. Daha fazla tereddüt için zaman yok ve dijital yokluğun kümülatif maliyeti, ciddi bir şekilde eyleme geçmenin maliyetinden çok daha yüksek.