Semir Ataullah
Lübnanlı gazeteci - yazar
TT

Kayboldu ve ben de kayboldum

1969 yılında evlenip yeni evimize taşındık. Telefonu olmayan yeni bir daireydi. O zamanlar telefon devlete ait bir işletmeydi. Numara almak için önemli bir şahsiyetin, bir bakanın veya önemli birinin oğlu olmanız gerekiyordu ve ben değildim. Birilerine rica etmek ve ellerini öpmek yerine, telefonsuz yaşamaya karar verdik. René Muavad Posta Bakanı olana kadar dört yılı böyle geçirdik. Bakan olduğunda gidip ona durumu şikayet ettim. Kendisi ayakta durmaya devam etti ve beni de oturmaya davet etmedi. Sonra sekreterini çağırdı ve kasıtlı olarak, “Beyefendinin yarın sabah bir telefonu olsun” dedi.

Ertesi gün beyefendinin siyah bir telefonu vardı. Bir insan dört yıl telefonsuz yaşayabilir miydi? Görünen o ki yaşayabilirdi. Zamanımın çoğunu gazetede geçiriyordum ve orada telefonlarımız vardı.

Telefon kronik bir hastalık değildi. Cep telefonu çağı geldiğinde, bir süre telefonsuz yaşadım. O bir lükstü ve ev telefonu yeterliydi. Birkaç gün önce, bir yıldan fazla süredir kullandığım cep telefonumu kaybettim. Onu aramak için tam bir saat harcadım. Yardım istedim. Gönüllüler geldi ve telefonu kaybetmiş değil de çalmışım gibi beni sorguya çektiler. Ardından kayıp telefonun şarjının bittiği, bu yüzden çalmadığı, tamamen kapanmış olduğu ortaya çıktı.

İnsanlar yüzlerce yıl onlarsız yaşadıktan sonra cep telefonlarına bağımlı hale geldiler. Telefonun tek kullanım amacı eskiden konuşmaktı, ancak bugün sabah ihtiyaçlarını karşılamaktan, tansiyon ve kan şekeri ölçümleri ve altın fiyatlarına kadar bir dizi hizmet sunan bir kurum haline geldi. Hatıra fotoğrafları çekiyor. Oyunlar ve şarkılar yayınlıyor, çeviri yapıyor, bilmediğiniz yollarda size rehberlik ediyor, mesafe ve trafiğin durumu hakkında bilgi veriyor, Hint müziği ve Grönland’ın hava durumunu sunuyor. Bunlar sadece birkaç örnek. Bir saatlik endişe bana bir zamanlar nasıl yaşadığımı ve şimdi farkına bile varmadan nasıl yaşamaya başladığımı öğretti.