Halid Berri
TT

Boş kova ikilemi

Bir toplumda uzman olduğunu iddia edenlerin sayısı, gerçek uzmanların yaygınlığıyla ters orantılıdır. Bunun genel açıklaması nettir. İnsanların hayati alanlardaki uzmanlık ihtiyacı, uzmanların yokluğuyla ortadan kalkmayacaktır; başkaları bu ihtiyacı karşılayacaktır. Ancak, bu ters orantıyı kaçınılmaz kılan üç neden belirlenebilir.

Birinci neden bireysel ve psikolojiktir: Bir kişi alanında ne kadar bilgili olursa, bir konuyu öğrenmek için gereken çabayı ve ayrıntıyı o kadar iyi anlar. Bu da onu, bilmediği konular bir yana bildiği konularda bile uzmanlık iddiasında bulunmaktan kaçınır, derinlerine dalmadığı alanlara girmekten çekinir hale getirir.

İkincisi sosyo-pratiktir: Bir toplumda bilginin yaygınlığı, alıcılardan oluşan bir direnç bariyeri oluşturur. Bulunduğunuz yerde sizden daha fazla bilgiye sahip olan veya sizi eleştirel bir şekilde sorgulayacak ve bildiğiniz iddiasının gerçekliğini ortaya çıkaracak kadar bilgiye sahip birinin olma olasılığı daha yüksektir.

Üçüncü neden etiktir: Bir toplumda bilginin yaygınlığı ve takdir edilmesi, bu sosyal statüyü gasp etmeye çalışanlar için sosyal bir damga oluşturur.

Bilginin yayılması, akademik veya mesleki uzmanlaşmanın yaygınlığıyla değil, daha geniş anlamda, seçkin bir profesyonel grup için geniş ve besleyici temel olarak hobi kavramının yaygınlığıyla bağlantılıdır. Örneğin, okullarda bir veya iki enstrüman çalmayı öğrenmiş, tiyatro kulübüne katılmış ve edebiyata ilgi duymuş veya çeşitli spor aktivitelerine katılmış ve bunlarla ilgili fiziksel ve taktiksel bilgilere ilgi duymuş çok sayıda çocuk bulursunuz. Aynı zamanda bilimsel ve mühendislik modelleri tasarlamış, el sanatları yapmış ve ilgileri bu yöne yönelmiş başkalarını da bulursunuz. Okul dışında izciliğe, yürüyüşe ve dağcılığa katılmış; farklı dönemlerden albümlerin kapaklarını toplamış; çevre faaliyetlerine veya astronomi derneklerine katılmış; yahut yaşlılara bakmak için gönüllü olmuş kişiler bulursunuz. Geniş bir bilgi dünyası, bir zanaatın gerekliliklerine ilişkin asgari anlayış düzeyini yükseltir. Bu, kimin bildiğini ve kimin bilmediğini yargılama kriterleri konusunda daha büyük bir farkındalık yaratır. Ve değerlendirme yapabilen, bilgili ve ayırt edebilen çevreler oluşturur.

Arapçada “kültür” kelimesinin kadim semantik köklerinden biri olan bu beceriyi değerlendirme yeteneği, özellikle bilişsel gerilemeden muzdarip toplumlarda belirgin bir şekilde eksiktir. Ancak eksik olan tek unsur bu değildir.

Bireyin ve toplumun bilgiyi değerlendirmesi, bilgiyi basitçe test etmekten daha incelikli yollarla içlerine işler. Trafikte verimliliği, mimaride ustalığı, kaldırım düzenleme tekniklerini ve ünlü sporcuların, önde gelen sanatçıların ve yöneticilerin temel becerilerini gözlemleyerek içlerine işler. Bütün bunlar zihinsel bir soruyu yanıtlar: Saygın kabul edilmek için ne kadar deneyime ihtiyacım var? Bu sorunun cevabı, standartların çıtasını belirler. Diğer toplumlara kıyasla, toplumun kolektif bilinci belirli bir yöne doğru ilerler.

Mantıksal olarak, birey farkı kabul etmeli ve aradaki boşluğu kapatmak için gerekeni başarmaya çalışmalıdır. Ancak gerçeklik, insanların çoğu zaman şokun etkisini ve değişimin yükünü azaltmak için tasarlanmış savunmacı bir zihniyetle hareket ettiğini gösteriyor.

İşte burada sahtekarların rolü devreye giriyor ve onlara olan ihtiyaç artıyor. Toplum, her şeyin yolunda olduğuna, değerlerimizin başkalarınkinden üstün olduğuna ve ırkımızın diğerlerinden daha insancıl olduğuna yahut işlerin yolunda olmadığına, suçun başkalarında, komplocularda olduğuna ikna eden aldatıcı bir elit seçiyor. Her şeyin kötü olduğuna, ancak düzeltilmesinin yapmamız gerekenleri değil, zaten yaptığımız ve rahat olduğumuz şeylerden daha fazlasını gerektirdiğine de ikna ediyor.

Bu nedenle, boş kova ikilemi, bilgisizce konuşmaktan daha büyüktür. İnsan genel olarak bilmediği şeyin düşmanıysa, coşkulu kitleler tarafından desteklenen bilgisiz sahtekâr, düşmanlığında daha da şiddetli ve bilgiyi her türlü yolla bastırmaya daha kararlıdır. Bu, siyasi baskıdan çok daha tehlikeli bir sosyal baskı yaratır. Sözde siyasi özgürlüğü ve ilericiliği savunan, ancak fiilen farklı görüşlere yönelik toplumsal baskıyı ve durgunluğu destekleyen bir elit kesim üretir. Bunun nedeni söz konusu kesimin kötü olması değil, aksine bilgilerinin hoşgörü gösteremeyecek kadar dar, değişen bir dünyanın gerektirdiklerinden daha az olması ve boş bir kovanın, insanların dolu bir kap gördüklerinde kendisinden uzaklaşacağından korkmasıdır.