Semir Ataullah
Lübnanlı gazeteci - yazar
TT

Her şeye adını verdi

Mahmud Derviş 67 yaşında vefat etti, ancak 27 yaşında bir çocuk, genç bir adam ya da belki de hiç kimse gibi görünüyordu; o kadar şeffaf ve narin bir yapıya sahipti ki, karakteri, varlığı ve yaşamıyla bir prens gibiydi, şiirleriyle bunu ifade ediyordu. Hepimiz biliyorduk ki, eğer o giderse yerini alacak kimse olmayacaktı, çünkü ondan öncülü yoktu. O; şairdi, sevgiydi, saflıktı. Altın ve gümüşten işlenmiş bir sanat, Filistin’den dokunmuş umut kazağı gibi bir nakıştı.

Kırılganlığında büyüleyici, zayıflığında ezici, samimiyetle dolup taşan bir yapıya sahipti. Birçok yönden Karmel Dağı'na veya Taberiye Gölü’ne benziyordu, onlar gibi kaybolmuştu ve onlar gibi, ne kadar uzakta olursanız olun karşınıza çıkıyordu. O, davayı bir çağrı marşından şafak şarkısına dönüştüren ilk Filistinliydi.

O bir konuşmaydı, o müzikti, o tepelerde kaybolmuş, şehitlerin ve atanmış edebiyat muhafızlarının nöbet tuttuğu bir vatandı.

Mahmud Derviş, Filistin'den ve Arap dünyasından bir fenomendi. Kendini şiire adayarak şiiri yüceltti. Davaya saygı duydu, saflığından asla ödün vermedi, onu asla siyasete indirgemeye çalışmadı, asla taviz vermedi ve asla kibirlenmedi. Hayat şiirdi, dava şiirdi ve sahip olduğu tek şey şiirdi. Hem davayı hem de şiiri süslü konuşmalardan etkileyici bir melodiye dönüştürdü, onları mevsimsel bir ses yarışmasından her dilde ve ezgide bir ağıta çevirdi.

Erken yaşta bir Filistinli şairin coşkusundan, onun adına, şeylerin ve estetiğin şairi, aşkı, toprağı ve hayatı anlatan bir şair oldu.

Şiir ancak esaret ve kısıtlamanın dışında var olabilir. Mahmud Derviş, Pablo Neruda ve Latin Amerikalı şairlerin yaptığını yaptı. Adalar için yazdı, And Dağları için şarkı söyledi ve her şeye “Filistin” adını verdi.