Semir Ataullah
Lübnanlı gazeteci - yazar
TT

Büyük seçim

Sürpriz anlaşma Mekke'nin adını taşıdı. Bu isimle, çalkantılı bir dönemde ve sürekli değişen küresel koşullarda güvenliğin sorumluluğunu üstlendi. İran'ı yatıştırmak için hiçbir jestten veya adımdan kaçınılmadı. Ve İran her jest veya girişimi karşılıksız bıraktı.

Doğuşu Mekke'de deklare edilen Asya üçgeni, bu yaygın savaş kışkırtıcılığına doğal ve doğrudan bir yanıt. Üç köklü ülke nihayet kriz zamanlarında caydırıcılığın gerekliliğinin farkına vardı.

Türkiye, savaştan bu yana NATO'nun en güçlü üyelerinden biri olmaya devam etti. Pakistan, ABD ve Çin arasındaki ilişkiyi kolaylaştırdı. Her iki ülke de Kral Abdulaziz döneminden beri Krallık ile organik bir ilişkiye sahip. Bu ilişkiler her zaman özeldi ve askeri, ekonomik ve diğer birçok alanda kendini gösterdi. Ancak İran'ın bölgede yarattığı düşmanca ortam, üç ülkeyi tarihi bir ilişkiden tam teşekküllü bir ittifaka geçmeye zorladı.

Direnişçi devletler, en ünlüsü “stratejik sabır” olan, süslü söylemler kullanmayı severlerdi. İran'ın Mekke Anlaşması'na verdiği tepkiler, Tahran'ın tüm stratejik sabrını kaybettiğini gösteriyor. Bir milletvekili, sadece bir “kağıdın” ilgili taraflar için güvenliği garanti edemeyeceğini belirtti. Belki de öyle. Ama her gün neyle karşılaşacağını bilmeyen bir dünyada bir şeyi ne garanti edebilir ki? Doğası gereği bölünmüş bir dünya; bir kısmı normlar, yasalar ve devlet kavramlarıyla yönetilirken, diğer kısmına yasalara ve normal ilişkilerin ilkelerine karşı duyulan küçümseme hakim. Uluslararası toplumun üç önde gelen İslam ülkesi, Mekke'de bir taahhüt imzaladı. Bu ümmeti kollar uygarlığından koruma taahhüdünü.