Abdurrahman Raşid
Suudi Arabistan’lı gazeteci. Şarku’l Avsat’ın eski genel yayın yönetmeni
TT

Tahran sevinçli, Netanyahu tetikte mi?

Tarih tekerrür edebilir. On bir yıl önce Viyana’daki Palais Coburg Oteli’nin balkonunda duran İran Dışişleri Bakanı Cevad Zarif’in, anlaşmayı imzaladıktan sonra gazetecilere neşe dolu bir gülümsemeyle el salladığı o unutulmaz sahneyi unutmuyoruz.

Bu, Başkan Obama tarafından imzalanan muhteşem bir İran zaferiydi. Bütün Avrupa bunu desteklemişti; Çin ve Rusya ise tanık olmuştu.

Anlaşma Beyaz Saray’da hızla yırtılıp atılınca Viyana’daki sevinç kısa sürdü. İlişkiler gerginleşti, limanlar kapatıldı, petrol tankerleri takip edildi ve İran kuşatıldı.

Trump tarafından imzalanan Vance-Kalibaf anlaşması ön anlaşma niteliğinde olup, nihai ve ayrıntılı bir anlaşmaya varılması için en az iki aylık bir süre öngörülüyor. Trump, propaganda amaçlı bir zafer elde etmek istiyor; bu nedenle anlaşmayı, Birinci Dünya Savaşı’nı sona erdiren antlaşmaya atıfta bulunarak kasten Versay Sarayı’nda imzaladı. Ancak Versay, aynı zamanda bir günah antlaşmasının sembolüydü; daha yıkıcı olan İkinci Dünya Savaşı’na yol açmıştı.

Müzakereci Kalibaf bugün dünün müzakerecisi Zarif’i temsil ediyordu ve Başkan Yardımcısı JD Vance ile Jared Kushner ve Witkoff’un liderliğindeki Trump’ın müzakere ekibine karşı kazanılan zaferden son derece memnun görünüyordu.

Çerçeve anlaşmasını çevreleyen kaos ve belirsizlik içinde, bence en önemli soru Hürmüz Boğazı’nın açılması, İran’ın dondurulmuş milyarlarca dolarının geri alınması ya da İran’a üç yüz milyar dolarlık destek sağlanması değil; anlaşmanın sürekliliği ve çökme olasılığıdır.

Anlaşma, iki aylık engeli aşıp İran ekibinin talep ettiği ve vaat ettiği her şeyi yerine getirebilecek mi? Bana göre mesele, aslen dondurulmuş İran fonları olan 24 milyar doların iadesinden daha büyük ve İran’ın ekonomik yeniden inşasının finansmanından daha önemli. Yeni anlaşmanın yaratacağı jeopolitik durum, İran’ın zayıflamasına yol açan 7 Ekim 2023 sonrası tüm sonuçları tehdit etmekte.

Amerikan anlaşması, Tahran rejimini bir bölgesel güç olarak yeniden sahneye çıkarıyor.

Vance’in teorisi, İran rejiminin kendisine sunulan ekonomik kurtarma planı sayesinde barışın en iyi seçenek olduğunu keşfedeceği yönünde. Ne yazık ki bu, eski Başkan Obama’nın kapsamlı anlaşmayı imzaladıktan sonra söylediklerini yineliyor. Nisan 2015’te Obama, anlaşmanın ‘İran içindeki daha ılımlı güçleri güçlendireceğini’ belirtmişti.

İran rejimi, siyasi zaferinden ve yeni fonlardan yararlanarak vatandaşlarına yönelik baskılarını yoğunlaştırırken, Kudüs Gücü ve Kasım Süleymani sınırların ötesine taşarak milis güçlerini Irak, Suriye, Lübnan, Yemen ve diğer yerlere akın ettirdiğinden, Obama’nın teorisinin kısa sürede yanlış olduğu ortaya çıktı.

Tahran’ın bu hafta ve önümüzdeki haftalarda elde edeceği fonların büyük bir kısmı, yaşam koşullarını iyileştirmek ya da İran ekonomisini desteklemek için değil, öncelikle askeri rejimin konumunu güçlendirmek amacıyla harcanacak gibi görünüyor. İran yönetimi, kendisine karşı yeniden bir savaşın çıkma olasılığından korkuyor ve siyasi doktrini, İran’ı bir askeri güç olarak görüyor; bu strateji için tüm kaynaklarını seferber ediyor.

Tahran’ın yeni yönetimi, savunma ve saldırı kapasitelerini yeniden canlandırmak için anlaşma kapsamında elde edeceği dondurulmuş fonları ve yüksek fiyatlardan gerçekleştireceği önemli petrol satışlarını kullanarak muazzam meblağlara ihtiyaç duyacak.

Bu arada İsrail, durumu öfke, endişe ve tetikte olarak izlemekte. Özellikle İran’ı zayıflatmaya çalıştığı bir dönemde, İran’ın kendisini tehdit eden önemli bir bölgesel güç olarak geri dönüşünü kabul etmesi pek olası değil. Bu nedenle, müzakerelerin gidişatını düzeltmesi için Trump’a baskı yapmaya çalışacak. Çerçeve anlaşma sadece İsrail’in ve kısmen Körfez ülkelerinin itirazlarıyla değil, aynı zamanda Trump yönetimi içinden de şüpheyle karşılanacak.

Hızlı ve öfkeli ilk izlenimlerin ardından, bu durumu objektif bir bakış açısıyla inceleyelim. Pek çok dezavantajına rağmen, ön anlaşmanın olumlu yanı, her iki tarafın da çatışmadan geri adım atmasını kolaylaştırmış olmasıdır. Ayrıca, her iki tarafa da masaya geri dönüp ayrıntıları müzakere etme fırsatı sunmaktadır. Anlaşmada ele alınmayan ve ileride endişe kaynağı olacak birçok tuzak var; müzakereciler, İran’ın faaliyetlerini ve askeri kapasitesini kısıtlamayı başarabilirler.

Netanyahu’ya yönelik azarlamalarına ve hakaretlerine rağmen Trump, onu ya da İsrail kamuoyunu görmezden gelemez… Amerikan Yahudilerinin desteğine ihtiyacı var. Trump, Cumhuriyetçi Parti’deki şahinleri de görmezden gelemez; onlar onun yakın çevresindedir ve Kongre’deki çatışmalarda arkasını kollamaktadır. Hepsi nükleer anlaşmadan memnun, ancak bazıları İran’a bölgede serbest hareket etme imkânı verilmesine karşı çıkacaktır.

Sonuç olarak, yaptırımların kaldırılması ve İran’ın petrol satmasına izin verilmesi, bu ülkeye yıllık yaklaşık 200 milyar dolarlık bir gelir sağlayacak; buna ilave olarak, yeniden yapılanma için ayrılan finansal fon da dahil olmak üzere, nihayetinde yaklaşık yarım trilyon dolarlık bir kaynak elde edecek. Bu durum, İran’ı eskisinden daha büyük bir canavara dönüştürecek.

Eğer sonraki müzakereler İran’ın politikasını değiştirmeyi başaramazsa, Netanyahu’nun bölgedeki askeri sahneye yeniden liderlik etmesi muhtemel.