Semir Ataullah
Lübnanlı gazeteci - yazar
TT

Benzerlik

İnsanların üzerine felaketler çöktükçe, gariplikler zihinleri kuşattıkça ve tehditkâr kehanetler savruldukça büyük bir korku sarar dört bir yanı. Geceyi dehşete, gündüzü dehşet verici bir kaygıya boğan bu peş peşe, üst üste yığılan haller; tıpkı eskilerin bahsettiği o kıyamet alametlerini andırır. Oysa bütün bunlar daha önce de yaşandı ve vakit, o mahşeri anlamıyla henüz gelmemişti.

Evrensel bir fırtınadan diğerine geçerken bu zamanlar hep birbirine benzer: Denizler taşar, güzelliğin temelleri sarsılır ve dünyanın bağrında kasırgalar çıldırır. Yıkım şehveti her yanı sarar, yeryüzü harabeye döner. Geriye bir tek o son anın yaklaşması ya da gelip çatması kalmış gibi görünür; fakat son an, tam belirecekken yine uzaklaşır.

Müneccimler bir kez daha yanıldı. ‘Dünyanın sonu’ gibi bir mesele zaten onların ellerine bırakılamaz. Ve henüz karara bağlanmamış pek çok mesele var ortada. Evet, yaşananlar birbirine benziyor olabilir... Felaketler, kasırgalar, çekirge sürüleri ve çiçek hastalığı... Hepsi birbirini andırsa da nihai birer alamet teşkil etmezler; ne insanın kendi eliyle yaptıkları ne de sebep oldukları. İnsanın iklime neler ettiğini, bereketi nasıl yakıp yok ettiğini her gün yeniden öğreniyoruz. Bizzat bu hengamenin ve girdabın ortasında yaşadığımız için de bize en tehlikeli evre buymuş gibi geliyor. Korkanlar kafilesinin bir diğer üyesi olan meslektaşım Mudi Hakim’in dediği gibi: “Tarihin en tehlikeli aşaması işte bu.”

Gazeteciler herkesten çok korkar, çünkü herkesten çok okurlar. Okumaktan muaf olmadıkları gibi, kendiliğinden yenilenen kişisel bir görevle yazmaktan da muaf değillerdir.

İster o tarafta olun ister bu tarafta, ister okur olun ister yazar; dünya durduğu yerde sizi de sallamaya devam eder. Bu tabloyu ifade eden, şiir sanatının tanıdığı en güzel tasvire bir kez daha sığındığım için beni bağışlayın: “Ve arkanı döndüğün Rum’un ötesinde, bir başka Rum var...”