Abdurrahman Raşid
Suudi Arabistan’lı gazeteci. Şarku’l Avsat’ın eski genel yayın yönetmeni
TT

Hürmüz’ün İran’a ve Körfez ülkelerine “teslimi”

Hürmüz Boğazı açıldı ve İran burada bir “polis” gibi davranmaya başladı; deniz trafiğini kontrol ediyor ve ücretlerden bahsediyor. Beyaz Saray ise bunu reddederek geçişte herhangi bir ücret olmadığını, İran’ın da bunu taahhüt ettiğini söylüyor ve yakın zamanda Körfez’e konuşlu Amerikan savaş gemilerinin geri dönebileceği tehdidinde bulunuyor.

Görünüşe göre iki taraftan biri gerçeği söylemiyor ya da farklı yorumlarla örtülü bir anlaşmazlık söz konusu.

İran hiçbir ücret almıyor olsa bile, boğaz üzerindeki kontrolü ona son derece tehlikeli bir siyasi güç sağlıyor. Tahran’ın nihai hedefi, kendisini petrol tankerlerinin geçişine izin veren veya engelleyen bir otorite haline getirerek Körfez’i kontrol etmek. Bu durum ilerleyen aşamalarda bölgedeki tüm ülkeleri ve petrol ithal eden dünya devletlerini İran donanma yetkililerinin kararlarına bağımlı hale getirebilir.

Bu durum, İran’ın herhangi bir Körfez ülkesiyle anlaşmazlık yaşaması halinde o ülkenin ihracatını engelleme girişimlerine ve Avrupa ya da Asya’daki ithalatçılara yönelik baskılara dönüşebilir. İran’ın geçmişte olduğu gibi, siyasi baskı aracı olarak kaçırma ve baskı yöntemlerini kullandığı iddia ediliyor.

ABD Başkan Yardımcısı J.D. Vance ve Dışişleri Bakanı Marco Rubio’nun İran’ın geçiş ücreti koymayacağı yönündeki açıklamalarının doğru olabileceği, ancak bunun İran’ın kontrol kurma niyetini ortadan kaldırmadığı belirtiliyor.

Siyasi hâkimiyetin ekonomik baskıdan daha tehlikeli olduğu ifade ediliyor. Umman Sultanlığı’nın paralel bir geçiş hattı önerisinin İran’ın gücü karşısında başarısız olabileceği, bunun ancak askeri caydırıcılıkla desteklenirse işe yarayabileceği savunuluyor.

Hürmüz Boğazı üzerindeki rekabetin Körfez’in geleceğini belirleyeceği ve bölge ülkelerinin bu duruma karşı yeterince uluslararası baskı oluşturup oluşturamayacağı sorgulanıyor.

Makale, boğazın kapatılma ihtimalinin ABD Başkanı Donald Trump’ı müzakereye zorladığını, ekonomik riskler ve artan enflasyon endişelerinin Washington’u hızlı bir anlaşmaya ittiğini öne sürüyor.

Trump’ın stratejik petrol rezervlerindeki düşüş ve ekonomik baskılar nedeniyle İran ile anlaşmaya yöneldiği belirtilirken, İran’ın da bu süreçte Hürmüz Boğazı üzerinde kontrol taleplerini masaya getirdiği ifade ediliyor.

Metinde ayrıca, Vance’in açıklamalarına göre anlaşmanın güven inşası aşamasında olduğu ve nihai anlaşmanın karşılıklı tavizler içereceği iddia ediliyor.

ABD’nin nükleer programı durdurma, zenginleştirmeyi kontrol altına alma ve milis yapıların sona erdirilmesi gibi taleplerle masaya oturduğu; ancak nihai aşamada karşılıklı güvenlik taahhütleri ve İran’a mali kolaylıklar içeren bir çerçeveye yönelindiği ileri sürülüyor.

Anlaşma sonrası İran’ın artan özgüvenle hareket ettiği, boğazın açılmasını ise gemilerin İran’ın denetim ve onay mekanizmalarını kabul etmesi şartına bağladığı belirtiliyor.