Henüz sona ermemiş olan Ortadoğu savaşının fitili, 7 Ekim 2023'te Gazze'deki Aksa Tufanı operasyonu ve İsrail'in buna verdiği karşılık ile ateşlendi.
Yaklaşık üç yıl boyunca bu savaş devam etti ve sahası genişledi; ABD ve İsrail'in İran'a karşı yürüttüğü iki büyük savaşla doruğa ulaştı ve alevleri komşu Körfez ülkelerine de sıçradı.
Bu savaş, Gazze'den Babu’l-Mendeb'e kadar uzanan çok cepheli yapısı ve alevlerinin üç geleneksel savaş cephesi Filistin, Lübnan ve Suriye'yi sarması nedeniyle bölgesel bir hal almaya çok yaklaştı. Ve başlangıcından günümüze kadar olan gelişmeleri nedeniyle dünya, yıkıcılığından etkilendi. Büyük ya da küçük hiçbir ülke, ekonomisi üzerindeki doğrudan etkisinden kurtulamadı. Hatta dünyadaki her insanın bu savaşın bedelini ödediğini söylemek abartı olmaz.
Savaşın ilk aşamalarında, stratejist olarak tanımlanan analistler, savaşın hedefleri ve olası sonuçları hakkında bolca analizlerde bulundular. Bazıları, bölgede bazı oluşumların ortadan kaybolması, bazılarının bölünmesi, kaybolanların veya bölünenlerin yerine yenilerinin ortaya çıkması gibi benzeri görülmemiş değişikliklerin kaçınılmaz olduğunu bile iddia etti.
Bu savaş sırasında Gazze neredeyse tamamen yıkıldı ve 2 buçuk milyon sakininin yerinden edilip enkazının örnek bir yatırım alanı, Ortadoğu'nun Rivierası'na dönüştürülmesi fikri -daha doğrusu projesi- ivme kazandı.
Bölge coğrafyasında yaşananların bir sonucu olarak, İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu, her zaman rüyalarını süslediğini söylediği Büyük İsrail anlatısına geri döndü. Rüyalardan gerçeğe, İsrail'den artık geniş bir bölgedeki küçük devlet olarak değil, Ortadoğu'yu dönüştüren küresel bir güç olarak bahseder oldu. İsrail'in dünya düzenini şekillendirmede öncü rol oynayan küresel bir güç haline geldiğini iddia ederken, Trump'ın narsisizmini kışkırtmaktan korkarak, alçak sesle de olsa, bunun ABD ile ortaklık içinde başarıldığını ekliyordu.
Bunun Ortadoğu'daki en uzun, en yıkıcı ve en kanlı savaş, bölgesel ve uluslararası istikrara en büyük tehdit ve devletlerin, toplumların ve bireylerin ekonomilerine en çok zarar veren savaş olduğunu nesnel olarak kabul etmekle birlikte, mevcut sonuçları, kendisi hakkında yapılan abartılı çıkarımlarla çelişiyor. Nitekim ne mevcut oluşumlardan ortadan kalkanlar ne bölünenler oldu ne de savaşın yarattığı yıkıntılar üzerinde yeni oluşumlar ortaya çıktı. Tabloyu, en önemlisi elbette ABD ve İran arasındaki siyasi müzakere yolunun açılması olan son gelişmeler temelinde inceleyelim.
İki büyük savaş -12 günlük savaş ve ardından gelen 40 günlük savaş- bölgesel haritalarda, rejimlerde veya oluşumlarda herhangi bir değişikliğe neden olmadı. Hürmüz olduğu gibi kaldı, İran olduğu gibi kaldı ve ABD, yıllar önce Obama'nın elde ettikleriyle savaş ve müzakereler yoluyla neler elde edilebileceğini karşılaştırmaya geri döndü. Ama arada önemli bir fark var, o da Obama döneminde elde edilenlerin Trump ve Netanyahu dönemindeki gibi büyük bir savaşı gerektirmemesidir. Savaşların politikalar ve ittifaklar açısından kayda değer bir sonucu varsa, o da Netanyahu'nun İran dosyasının dışında kalması ve eski sorunların olduğu gibi kaldığı eski başlangıç noktasına geri dönülmesidir.
Örneğin ABD ister ezen ister ezilen ister galip ister mağlup olsun, kayıpları telafi etmek için hazırda bulunan güç ve kapasiteye sahip bir süper güç olmaya devam ediyor. İki savaş oyunundaki tek ortağı İsrail'in durumu ise bundan çok farklı. İbrani devleti sekiz cephede yürüttüğü savaştan hangi temel değişikliği elde etti? En küçük cephe, askeri ve lojistik açıdan en az donanımlı bölge olan Gazze, Netanyahu'nun deklare ettiği ve mutlak zaferi hedefleyen ajandasına göre İsrail'in hâlâ kesin bir zafer elde edemediği savaş alanı olmaya devam ediyor. Mutlak zafer hedefine göre Gazze çevresindeki yerleşim yerlerine yönelik her türlü tehditten tamamen arındırılmış bir güvenlik bölgesine dönüştürülmelidir. Gazze'de, imha savaşının yol açtığı felaketi göz ardı etmeden, bu mutlak zaferin gerçekleşmediği söylenebilir. Bir uzlaşı olasılığı devam ediyor, ancak zorla göç ettirme planı başarılı olmadan, hiçbir uzlaşı İsrail için mutlak ve hatta göreceli bir zafer olmayacaktır.
Gazze'den İsrail'in şu anda zorlu bir savaş yürüttüğü güney Lübnan'a geçiş yaparsak, ilk Filistinli savaşçının topraklarına ayak basmasından ve ardından giden Filistinlilerin yerini alan ilk Lübnanlı örgütün gelişinden bu yana güney Lübnan ile İsrail arasındaki durumda gerçekte ne değişti?
İsrail, Lübnan devletiyle yapılan ve kalıcı olmayacak şekilde güneyde birkaç yerde varlığını sürdürmesine olanak tanıyan ön anlaşmadan memnuniyetini dile getiriyor. Bu arada, kuzeydeki yerleşim yerlerinin sakinleri protestolarına devam ediyor ve popülist liderleri aracılığıyla benzer anlaşmaların daha önce defalarca yapıldığını, ancak Gazze sınırındaki yerleşim yerleri ile aynı durumda olan Celile bölgesinin sakinlerine ne güvenlik ne de istikrarlı bir yaşam sunmadığını dillendiriyorlar.
Siyasi sonuçlar temeldir ve kayıplar acı vericidir, ancak sonucu belirlemezler. Burada, objektif olarak bakıldığında, bölgesel haritaların değişmediği söylenebilir. İran, değişmeden olduğu gibi kaldı; ağır kayıplarını kararlılığının gücünün, gelecekte yaşanabilecek kayıplara rağmen bunda diretmesi gerektiğinin kanıtı olarak görüyor. Suriye, Lübnan ve Filistin cepheleri, sanki savaş hiç yaşanmamış gibi, aynı durumda.