Abdullah Raddadi
Suudi araştırmacı ve ekonomi uzmanı
TT

Yeni neslin sosyalizme olan ilgisi

On yıllarca “sosyalizm” terimi, ekonomik başarısızlık ve Soğuk Savaş ile eş anlamlıydı ve bu nedenle Batı dünyası için iticiydi. Ancak Gallup Şirketi’nin son anketleri, Z kuşağı ile milenyum kuşağının bir kısmının, önceki nesillere göre sosyalizm kavramına daha açık ve hatta kapitalizm ile sosyalizme bakışlarının neredeyse birbirine yakın olduğunu gösteriyor. Bu değişim üç önemli soruyu gündeme getiriyor: Yeni kuşağın sosyalizme olan ilgisini ne tetikliyor? Bu durum neden eski kuşaklar için geçerli değildi? Bu, yeni kuşağın kapitalizmi sosyalizmle değiştirmeye hazır olduğu anlamına mı geliyor?

Sosyalizm, Amerika Birleşik Devletleri ve Sovyetler Birliği arasındaki ideolojik çatışma merceğinden bakıldığında Soğuk Savaş ile ilişkilendiriliyordu. Yeni nesil bu savaşı yaşamadı, bu nedenle onun görüşüne göre sosyalizm herhangi bir ideolojiyle bağlantılı değil. Aksine, eşitsizlik, yüksek yaşam maliyeti, öğrenci kredileri, konut sahibi olmanın zorluğu ve gelir ile servet arasındaki giderek artan uçurum gibi sorunların ilk sıralarda yer aldığı bir dönemde sosyalizmi tanıdı. Bu nedenle, yeni neslin sosyalizm anlayışı, bazı Avrupa ülkelerinde gördüğü uygulamalar ile cisim buluyor; daha geniş kapsamlı sağlık hizmetleri, daha düşük eğitim maliyetleri ve güçlü sosyal güvenlik ağları.

Yakın zamanda yapılan bir ekonomik çalışma, yeni nesillerin sosyalist teoriye gerçekten inanmaktan ziyade, ekonomik krizler ve ekonomik sisteme karşı yapılan ardı ardına protestolar gibi yaşadıkları deneyimler sonucunda bazı sosyalist fikirlere daha açık hale geldikleri sonucuna varıyor.

Milenyum kuşağı, 2008 finans krizinde finans kurumlarının çöküşüne tanık olarak büyüdü. Bunu, 2011 yılında New York'ta ekonomik ve sosyal eşitsizliği, paranın ve gücün hükümet politikaları üzerindeki etkisini kınamak için başlatılan Wall Street'i İşgal Hareketi (Occupy Wall Street) izledi. Sloganlarından biri, yüzde 1’lik kesimin servetin büyük çoğunluğuna sahip olduğunu vurgulayan “Biz yüzde 99'uz” idi. Bunu takip eden pandemi ise zenginlerin ve işçi sınıfının yaşamları arasındaki büyük eşitsizliği daha da belirginleştirdi.

Çalışmalar, genç kuşağın bu olaylar sebebiyle mevcut ekonomik modelde bir kusur olduğunu düşündüğünü ve kapitalizmin kendisini reddetmeden, devlete ekonomik adaleti sağlamada daha büyük rol tanıyan yeni bir model arayışına girdiğini gösteriyor.

Batılı yazarlar arasında açıkça buna bir yönelim var ve bunun son örneği, bu ay “Ortak İyiliğin Ekonomisi” adlı kitabı yayınlanan ünlü Amerikalı-İtalyan ekonomist Mariana Mazzucato'nun çalışmalarıdır.

Buna karşılık, daha yaşlı nesil Soğuk Savaş'ın zirveye ulaştığı bir dönemde büyüdü; o dönemde Amerikan söyleminde sosyalizm komünizmle, kapitalizm ise ulusal özgürlüğün savunulmasıyla ilişkilendiriliyordu. O dönemdeki medya propagandası, sosyalizmin Amerikan değerlerinin tam zıttı olduğu algısını güçlendirdi ve bu durum, sosyalizmi sadece bir ekonomik teori olarak değil, siyasi ve askeri bir düşman olarak gören o neslin siyasi oluşumunun bir parçası haline geldi.

Daha yaşlı neslin sosyalizme bakış açısını açıklayan bir diğer faktör ise yaşam döngüsünün etkisi olarak bilinen husustur. Evsiz, parasız veya yatırımsız bir genç, vergileri ve gelir dağılımını, varlıklı, ailesi ve daha büyük mali sorumlulukları olan birinden farklı görür. İkincisi, ekonomik kazanımlarını korumak için daha muhafazakâr ve savunmacı tutumlar benimsemeye eğilimlidir. Bu nedenle, sosyalist fikirleri benimseyen genç neslin yaşı büyüdükçe bu fikirleri değişebilir, ancak iki neslin farklı siyasi koşulları nedeniyle, daha yaşlı nesilde görülen reddetme düzeyine kesinlikle ulaşmayacaktır.

Son sorunun cevabına gelince, genç kuşağın sosyalizme olan eğilimi, kapitalizmin sonunun başlangıcı anlamına gelmez. Çalışmaların verdiği cevap, haberlerin ima ettiklerinden daha karmaşık. Anketler, gençlerin çoğunluğunun piyasa ekonomisine hâlâ olumlu baktığını ve birçoğunun serbest girişimciliği, özgür kurumları ve küçük projeleri tercih ettiğini gösteriyor. Bununla birlikte, sağlık, eğitim, sosyal güvenlik ve piyasa düzenlemesinde devletin daha büyük bir rol üstlenmesini talep ediyorlar. Başka bir deyişle, kapitalizmin ortadan kaldırılmasını değil, reform edilmesini istiyorlar.

Son anketleri sosyalizmin zaferi olarak yorumlamak biraz yanıltıcıdır. Yeni kuşağın istediği, rekabetin, özel mülkiyetin veya bireysel girişimin ortadan kaldırılması değil, eğitim ve sağlık hizmetlerinin maliyetinin düşürülmesi ve ekonomik eşitsizliğin azaltılmasıdır. Ancak birçok ülkenin ekonomik yönelimi bu neslin isteklerini yansıtmıyor. Aksine eğitim maliyetleri artmaya devam ediyor ve konuta erişim imkânı her geçen yıl azalıyor. Bu durum, ekonomik politikaları şekillendirenler için şu soruyu gündeme getiriyor: Piyasa ekonomisinin faydalarının çoğunluğun pahasına bir azınlığın tekelinde ayrıcalık haline gelmeden nasıl korunabileceğine dair bir ekonomik model nasıl bulunabilir?