Osman Mirgani
Şarku'l Avsat'ın eski editörü
TT

Sudan savaşıyla ilgili çifte standartlar

Sudan'daki mevcut savaşın başlangıcından bu yana, BM Güvenlik Konseyi'nde bu konuyla ilgili tüm yaşananlar büyük ölçüde sahadaki askeri gelişmelerle bağlantılı odu. Bu nedenle, ABD'nin Avrupa ülkeleri tarafından desteklenerek Darfur'a uygulanan silah ambargosunu bütün Sudan'ı kapsayacak şekilde genişletme hamlesinin bu dönemde gerçekleşmesi şaşırtıcı değil. Ancak bu zamanlama, bazı uluslararası güçlerin savaşa ilişkin çarpık bakış açısına ve çifte standartlarına dair meşru soruları da gündeme getiriyor.

Gerek seçici yaptırımlar gerekse silah ve uçuş ambargosunun genişletilmesi çağrıları gibi birkaç diplomatik hamlenin, Sudan ordusu ve kendisini destekleyen güçlerin, sahada önemli ilerlemeler kaydettiği zamanlarda gelmesi dikkat çekiciydi. Hızlı Destek Kuvvetleri (HDK) liderlerine de yaptırımlar uygulanmış olsa da bilinen ve belgelenmiş silah tedarikini durdurmak veya bu güçlerin stratejik noktalara yönelik saldırılarını önlemek için yetersiz kalmıştır.

Faşir belki de bunun en açık örneğidir. Şehir yaklaşık 18 ay boyunca kuşatma altında kaldı ve sakinleri son derece ağır insani koşullara katlandı. Bu arada, şehrin düşüşünü önlemek için yapılan uyarıların büyüklüğüyle orantılı, kararlı bir uluslararası eyleme tanık olmadık. Geçen yılın sonlarında şehrin düşüşünün ardından, şok edici ihlaller ve katliamlar yaşandı ve temel bir soru öne çıktı: Uyarılar hâlâ müdahale etmeye olanak tanırken, uluslararası toplum neden aynı kararlılıkla hareket etmedi?

Tanıklıklar ve uluslararası raporlar, Etiyopya, Çad ve Libya dahil olmak üzere bölgesel koridorlar aracılığıyla HDK'ye silah, insansız hava aracı ve paralı asker taşımak için kullanılan güzergahları belgeledi. Bu bağlamdaki en önemli tanıklıklardan biri, Yale Üniversitesi İnsani Araştırmalar Merkezi direktörü Nathaniel Raymond'un haziran ayı sonlarında İngiliz Parlamentosu’na sunduğu tanıklığıydı. Raymond, İngiliz hükümetini ve diğer Batı ülkelerini, ekonomik ve siyasi çıkarlarına zarar gelmesinden korkarak, HDK'ye gelişmiş silah sağlayan tarafa baskı uygulamaktan çekinmekle suçlayarak açıkça eleştirdi.

Raymond'a göre, 2023 ile 2025 yılları arasında 70'ten fazla rapor sundu ve İngiliz yetkililere 24 brifing verdi; bunlar arasında belgeler, uydu görüntüleri ve Faşir'de yaklaşan bir felakete dair tekrarlanan uyarılar yer alıyordu. Ancak, şehrin düşüşünü önlemek için yeterli somut adım atılmadı.

Savaşın başlangıcından beri, çatışmayı körükleyen dış müdahale, ilgili tarafların çoğu ve tedarik yolları iyi biliniyordu. Ancak Batı'nın, özellikle de ABD'nin, HDK'ye silah akışını durdurmaya yönelik önlemleri, eleştirmenlerinin gözünde, özellikle tedarik kaynakları veya bu sevkiyatların geçtiği ülkeler söz konusu olduğunda, sınırlı veya sadece sembolik kaldı.

Bu bağlamda, ABD bu hafta Güvenlik Konseyi'nde Darfur'a uygulanan silah ambargosunun, insansız hava araçlarının da dahil edilerek tüm Sudan'ı kapsayacak şekilde genişletilmesi çağrısında bulundu. Hareket, savaşı körükleyen silah akışını durdurma girişimi olarak sunuldu ve insani bir felaket uyarısıyla birlikte ele alındı. Ancak zamanlamayı anlamak için daha geniş bir bağlamda değerlendirilmesi gerekiyor.

Birincisi, bu çağrı, Sudan ordusunun Batı Sudan'ın önemli bölgelerinde ilerlemesi sonucu askeri dengenin daha fazla Sudan ordusu lehine kaydığı, HDK’nin saflarında devam eden firarlara ek olarak, üye ve ekipman açısından ağır kayıplar verdiği bir dönemde yapılıyor. Bu da şu soruyu gündeme getiriyor: Ambargoyu genişletmenin amacı, bu aşamada orduyu zayıflatmak ve HDK'ye yeniden örgütlenme fırsatı vermek mi?

İkincisi, 22 yıl önce kabul edilen Güvenlik Konseyi'nin 1591 sayılı kararı, silah akışını durdurmada veya Darfur'daki çatışmaları sona erdirmede başarısız oldu; ayrıca mevcut savaş sırasında bölgede görülen ihlalleri de önleyemedi. Peki, bu kararı genişletmenin şimdi daha etkili olmasını sağlayacak ne olabilir?

Üçüncüsü, bu adımın zamanlaması, özellikle BM Darfur Uzmanlar Paneli'nin nihai raporunun beklendiği ve yeni bir anlaşmaya varılmadığı takdirde 12 Eylül'de bölgeye uygulanan silah ambargosunun sona ermesinden önce gelmesi nedeniyle daha fazla soru işareti doğuruyor. Sızdırılan bir taslak, raporun HDK’ye yapılan silah tedariklerini, kaynaklarını ve çatışmalara katılan Kolombiyalı paralı askerlerin varlığını ayrıntılı olarak ele aldığını gösteriyor.

Dördüncüsü, Güvenlik Konseyi görüşmeleri, Rusya'nın Sudan ordusunu zayıflatabilecek önlemlere karşı uyarısının ardından, silah ambargosunun genişletilmesinin kolay olmayacağını ortaya koydu. Suudi Arabistan, Mısır, Pakistan ve Çin dahil olmak üzere diğer ülkeler de Sudan'ın egemenliğinin, toprak bütünlüğünün ve kurumlarının önemini vurgulayan pozisyonlar benimsediler. Sudan'daki insani trajedinin boyutunu kimse inkâr etmiyor ve ihlaller, kim tarafından işlenirse işlensin, haklı gösterilemez. Ancak, insani boyutu seçici politikaları haklı çıkarmak için kullanmak, savaşı sona erdirmeye yardımcı olmayacaktır. Asıl soru sadece; “savaş nasıl durdurulabilir?” değil, aynı zamanda; “savaş hangi biçimde, hangi güvencelerle ve savaşın sonu devletin çöküşünün başlangıcı olmadan nasıl durdurulabilir?

Ordu, ulusal bir kurum ve Sudan devletinin temel direği. Devlet kurumlarını zayıflatmak veya ortadan kaldırmak barışa giden bir yol değildir. Bölgedeki ve dünyadaki deneyimler, orduları çöken ülkelerin istikrarlı bir barışla değil, kurtulması zor bir güvenlik boşluğu ve kaosla karşı karşıya kaldıklarını doğrulamaktadır.