Tevfik Seyf
Suudi yazar ve düşünür
TT

Bilim ve uygulama üzerine iki bakış açısının incelenmesi

Dr. Abdullah el-Gazzami'nin 11 Ağustos'ta bu gazetede sunduğu bakış açısı beni derinden etkiledi. Gazzami, hızla büyüyen bir soruna çözüm önerisi sundu; o sorun da araştırmacıların ve öğrencilerin kendi çabalarına güvenmek yerine, araştırma makalelerini yazmak için yapay zekâ platformlarına giderek daha fazla bağımlı hale gelmeleri.

Bu davranış, ciddi, zeki bireyler ile verimsiz ve bilimsel araştırmanın değerine inanmayanlar arasında ayrım yapmayı zorlaştırdı. Özünde, Gazzami'nin o makaledeki argümanı, sonuçlar beklentilerimizin altında kalsa bile, yalnızca sonuçlara odaklanmak yerine, kullanılan araştırma metodolojisini incelemektir.

Gazzami, toplumumuzda hâkim olan kültürün, sonuçlara ulaşmak için izlenen yoldan bağımsız olarak sonuçları kutlama eğiliminde olduğunu belirtiyor. Sanırım çoğumuz bu gerçeğin farkındayız. Özellikle anneler, çocuklarının ödevlerine ve sınavlarda yüksek notlar almalarını sağlamak için derslerine yardım etmede muazzam bir çaba sarf ediyorlar. Ayrıca, okulun öğrencilerden talep ettiği posterlerin ve eğitim materyallerinin tasarım ve baskısında uzman işyerlerine harcanan büyük miktardaki paranın da farkındalar.

Bu yöntemler onlara kutlamayı hak eden yüksek notlar kazandırıyor. Peki, bu yöntemler karmaşık bir konuyu ele almak veya yeni bir teknolojiyi test etmek için gece boyu uyanık kalmaya istekli iyi bir araştırmacı yetiştirir mi?

Daha sonra, 23 Ağustos'ta Ukaz gazetesinde Sayın Selman el-Cişi'nin bir ülkenin gelişmiş olmasının ne anlama geldiğine dair görüşlerini sunduğu makalesini okudum. Makalede, Gazzami'nin görüşlerini daha geniş bir kapsamda, yani fikri tüm bir toplumun yaşamına veya gelişim yörüngesine uygulamayı ele alan önemli bir nokta buldum.

Ayrıca, tanınmış Amerikalı siyaset bilimci Robert Dahl'ın (1915-2014) benzer bir kavramı, “prosedürel analizi” benimsediğini de belirtmekte fayda var. Dahl bu kavramı, siyasi bir toplumun verimliliğini incelemek ve değerlendirmek için kapsamlı bir teorinin temeli haline getirdi. Profesör Dahl, herhangi bir siyasi toplumun nihai görüntüsünün yanıltıcı olabileceği öncülünden yola çıkar; çünkü bu görüntü, tanık olduğumuz biçimdeki ürünün ortaya çıkışından önceki aşamaları gözümüzden gizler.

Bunun yerine, Dahl, toplumun siyasi gelişme hedeflerine doğru ilerlerken izlediği yol boyunca doğrulanması gereken bir dizi temel kriter önerir. Bu kriterlere bağlı kalmanın, istenen sonuçlara ulaşılmasa bile, çalışmanın değerini ölçmek için bir ön koşul olduğuna inanır.

Dolayısıyla iki bakış açısıyla karşı karşıyayız:

- İster bilimsel araştırma, ister endüstriyel veya tarımsal ürün, ister iş programı veya sosyal proje olsun, çıktının kalitesine odaklanan baskın bir bakış açısı.

- Beklentilerimizle çelişse bile, bizi bu sonuca götüren yola odaklanan bir bakış açısı.

Gelin bu yaklaşımı, Cişi’nin makalesinde ele alınan sanayi gelişimi konusuna uygulayalım. Örneğin, en değerli ürünlerimiz arasında yer alan petrokimya sektörünü ele alalım. Bu sektör neredeyse kırk yıldır varlığını sürdürüyor. Başarısı, Suudi Arabistan ve halkı için bir gurur kaynağı. Biliyoruz ki, ithal teknolojilere, yabancı uzmanlara ve yabancı işletme programlarına dayanarak başladı.

Bu durum hâlâ geçerli mi, yoksa bu ihtiyaçları ulusal kaynaklara dayanarak mı karşılıyoruz? Yabancı ortak hâlâ mevcutsa, ona bağımlılık derecesi nedir? Başka bir deyişle; fabrikanın ekipman ve teknolojisini satın aldığımız şirket dağılırsa, onu yerel kaynaklarla işletebilir miyiz? Bu soru, ev aletleri ve araç parçaları üreten fabrikalar için de geçerli.

Sanayi ekonomisine dönüşümümüz, sadece arazi, girdi ve sermayeye değil, tüm üretim döngüsüne veya bileşenlerinin çoğuna sahip olmamızı gerektiriyor. Sanayideki öncülerimize şu soruyu sormalıyız: Sanayi sektörü yabancı kaynaklara ne ölçüde dayanıyor? Yani, yabancı teknolojilere, makinelere ve uzmanlığa ne ölçüde kritik derecede bağımlı? Bu, yukarıda ele aldığımız ve öz olarak, her ne kadar sadece sonuçları kutlamaya alışmış olsak da önemli olan sonucun kendisinin değil, bizi sonuca götüren yol olduğu fikrinin sadece bir alandaki uygulamasıdır.