Semir Ataullah
Lübnanlı gazeteci - yazar
TT

Nobel Ödülü sahibi kadın

Geçtiğimiz yüzyılın sonlarına doğru, büyük entelektüeller dünyasında “boşluk çağı” olarak adlandırılabilecek bir dönem başladı. Bir bilim insanı veya filozof vefat ettiğinde yeri boş kalıyor. Bertrand Russell İngiltere'de vefat etti ve dünya, dolayısıyla İngiltere, Bertrand Russell'sız kaldı. Jean-Paul Sartre bu dünyadan ayrıldı ve dünya Sartre'sız kaldı.

Diğer büyük isimler paralel bir katman kurmaya çalıştılar, ancak denge sağlanamadı: Paris'te Régis Debray -önemine rağmen- ve ABD'de Edward Said, Fukuyama ve Chomsky ortaya çıktı, ancak yüksek kapı yüksekte kaldı; yani kapalı veya boş. Elli yıl önce, Arap dünyası Jean-Paul Sartre'ı Filistin konusunda objektif bir duruş sergilemeye ikna etmek için bir araya gelmişti.

Bugün Fransa'da Sartre yok. Onun yerine, entelektüellikten çok gazeteciliğe yakın ve zayıf bir figür olan Bernard-Henri Lévy geçti. Fransız kültür sahnesi bir zamanlar, ülkenin tarihsel gidişatının bir uzantısı olarak kabul edilen kültürel bir iklim oluşturan çok sayıda gruba ev sahipliği yapıyordu. Bütün bunlar artık yok, onlardan bir iz kalmadı. Zenginlik ve verimlilik çağına veda. Her yıl bu zamanlarda dünya, Nobel Edebiyat Ödülü'nü kimin kazanacağını görmek için beklerdi.

Şimdi Fransa, ABD, İtalya veya diğer “büyük edebiyat” ülkelerinden isimler yok. Şimdi kazananlar kenar kültür devletlerinden: Anne Carson gibi büyük bir yazar, şair, bilim insanı, üniversite profesörü, antik uygarlıklar alanında doktora yapmış ve Yunan edebiyatı konusunda dünyaca ünlü bir uzman. Ama uzak bir ülkeden, karla kaplı bir yerden. Kenarda kalmış bir ülkeden. Ödülü kazandığı haberini duyduğunda nerede olduğunu sorulduğunda, “Rüzgarı dinliyordum” diye yanıtladı.