Siyaset dünyasında, kelimelerin hepsi ne aynı ne de eşit değildir. Bazı kelimeler söylenir ve geçen zaman ve yıllar içinde unutulurlar. Ancak bazı ifadeler vardır ki, ulusların hafızasına ve halkların zihinlerine kazınır, zamanın ve insanların iradesinin samimiyetinin test edilmesini bekleseler bile asla silinmezler.
2014 yılında Mısır, Ocak 2011 olaylarının ardından uğradığı büyük zarardan kaynaklanan yaralarını sarmaya çalışırken, o zamanlar başkanlığının başlarında olan Cumhurbaşkanı Abdulfettah es-Sisi, Mısır'ın Körfez Arap devletlerindeki kardeşlerinin güvenliğine olan bağlılığını “Bir taş atımı uzaklıkta” sözüyle ifade etmişti. Bu, o zamandan beri yaygın olarak bilinen bir ifadeye dönüştü.
Bugün Mısır Cumhurbaşkanı’nın sözleri, tehditlerin artık geleneksel ulusal sınırlarla kayıtlı olmadığı bir bölgede gerçek bir sınavla karşı karşıya gibi görünüyor. Zira artık tehlike tüm bölgeyi kapsıyor ve Allah korusun, alevler yakındaki ve uzaktaki herkesi sarabilir.
Geçtiğimiz cumartesi günü, Mısır Askeri Akademisi'ndeki konuşmasında Cumhurbaşkanı Sisi, “bir taş atımı uzaklıkta” ifadesinin coğrafya ve siyasi irade arasındaki ilişkiyi özetlediğini gösterdi. Bir vaadin değeri, verildiği anın coşkusuyla değil, yerine getirilme zamanı gelene kadar ayakta kalma gücüyle ölçülür.
Gerçekte, bu ifade, Körfez'in güvenliğinin Mısır'ın güvenliğiyle iç içe geçtiği ve felaketler yaşandığında uzaklığın hiçbir şekilde engel teşkil edemeyeceği yönündeki ulusal inanca dayanan önemli bir siyasi vaadi özetliyor. Bilhassa derin tarihi bağları, coğrafyayı ve endişe verici jeopolitik dönüşümler geçiren bir dünyada sıkıntıları paylaştığımız kardeşlerimiz söz konusu olduğunda, Kahire ile Riyad arasındaki coğrafi mesafenin bir engel olamayacağını da belirtiyor.
“Bir taş atımı uzaklıkta” ifadesi artık sadece duygusal, görkemli bir ifade değil, gerçek ve sadık bir söz olduğunu kanıtladı. Nitekim son günlerde, Suudi Arabistan Krallığı'nı hem şimdi hem de gelecekte tehdit eden tehlikeleri önlemek için sahada uygulanan somut siyasi ve anayasal icraatlara dönüştü.
Cumhurbaşkanı Sisi’nin, Hadımul Haremeyn Şerifeyn Kral Selman bin Abdulaziz ve Veliaht Prens Muhammed bin Selman'ın direktifleri doğrultusunda Mısır'ın Suudi Arabistan'ı savunmak için gerekli adımları atmaya hazır olduğunu açıklaması ve ardından Mısır Parlamentosu'ndan anayasada belirtildiği gibi kendisine gerekli yetkiyi vermesini istemesi, gerçek bir vaatten fiili uygulamaya geçişi gösteriyor. Belki de Cumhurbaşkanı Sisi'nin takdire şayan yanı, Suudi Arabistan’ın daha önce yaptığı yardımları açık bir kadirşinaslık ile anması ve Mısırlılara zor zamanlarda Suudi Arabistan'ın sunduğu desteği, özellikle gaz, dizel ve buğday sevkiyatlarını hatırlatmasıydı.
Öncelikle vurgulamak gerekir ki, Sisi'nin bütün taraflara verdiği mesaj, uzun zamandır olduğu gibi öncelikle Körfez bölgesindeki süregelen çatışmaya son verilmesini talep ederken, Mısır'ın kimseye saldırmak ve gerilimi artırmak değil, kardeşlerini savunmak istediğini yinelemektedir.
28 Şubat'ta bölgedeki askeri çatışmaların başlamasından bu yana Mısır diplomasisinin, gerilimi azaltmak ve barışçıl seçeneklere öncelik vermek için açık ve önemli çabalar gösterdiği bir sır değil. Hem yakın hem de uzak tarih bize herkesin nihayetinde müzakere masasına oturacağını ve barış içinde bir arada yaşamanın yollarını bulacağını öğretiyor.
Kahire ve Riyad'ın öyküsü hem refah hem de zorluk zamanlarında kardeşçe dayanışmanın uzun öyküsüdür ve yakın geçmişte bu organik ilişkinin birçok örneği vardır.
1967 Ağustos'unun sonlarında, Altı Gün Savaşı'ndan birkaç hafta sonra Sudan'ın başkenti Hartum'da düzenlenen zirvede Kral Faysal bin Abdulaziz'in (Allah rahmet eylesin) şu sözlerinin üzerinde biraz durmak yeterlidir: “Mısır emreder, istemez.” Bu söz, kardeş ülkemiz Suudi Arabistan halkı için Mısır'ın anlamını ve önemini anlamak için yeterlidir.
Tarih çarkı, Ağustos 1989'da Saddam Hüseyin'in tüm bölgeye yönelik tehditleriyle bir kez daha döndü. O zaman, Cumhurbaşkanı Mübarek (Allah rahmet eylesin), görevini yerine getirmek için tereddüt etmeden hızla harekete geçti.
Ve eğer hiç unutulmayacak bir şey varsa, o da Kral Abdullah'ın (Allah rahmet eylesin) ve Prens Suud el-Faysal'ın, o acı dolu dönemde pusuya yatanların entrikalarına karşı yaralı Mısır'ı savunan duruşlarıdır.
“Bir taş atımı uzaklıkta” ifadesi bugün siyasi bir slogandan stratejik dayanışmanın pratik doktrinine dönüşüyor.
Ancak bu, gerginliğin arttığı ve olayların tırmandığı anlara veya bölgesel sahnenin militarizasyonuna ve tehlikesine indirgenmemelidir. Aksine koordinasyon, potansiyel tehditlerin kontrol altına alınması ve milis saldırılarının herhangi bir anda açık savaş, ateş ve yıkım alanlarına dönüşmesinin engellenmesi için sürdürülebilir Arap savunma sisteminin inşasını ele almak için geniş bir yol gibi görünmektedir.