Semir Ataullah
Lübnanlı gazeteci - yazar
TT

Sandık

Yetmişli yılların başlarında, “Arap dostları” olarak adlandırılan bir kesimle tanışmaya başladık. Bunların en tanınmışı, o dönemde milletvekilliği koltuğunu kazanan İngiliz bir kadın otobüs şoförüydü. Kadın, kilolu görünümünü, üniformasını ve işçi mahallelerine özgü şivesini korumuştu. Ancak Yaser Arafat, her zamanki gibi, ona bir hazineymiş gibi davranmayı ihmal etmedi. Aptallar ise Arafat'ın bu tavrına gülüp geçiyordu.

Batı'da son dönemde yaşanan büyük depremi ne Ebu Ammar ne de bir başkası hayal edebilirdi: Arap kökenli seçilmiş isimler, inanılması güç sayılarda ABD Kongresi'nden İsrail Knesset'ine kadar uzanan geniş bir alana yayıldı. Bundan önce de koyu tenli isimler İngiliz Avam Kamarası'na ve Başbakanlık konutu 10 Downing Street'e damgasını vurmuştu. İngiltere Başbakanı'nın Hint kökenli biri olmasının yanı sıra, daha önce de göçmen ailelerden gelen bakanlar görev yapmıştı. New York'un belediye başkanı da aynı şekilde göçmen kökenliydi. On binlerce insan, Amerika'nın şehirlerinde ve üniversitelerinde Filistin lehine sloganlar atarak yürüyüşler düzenledi.

Ebu Ammar'ın dostuyla bugünkü manzara arasındaki mesafe ne kadar da uzun ve büyük! Üstelik bu tablo, içinde büyük bir hoyratlık barındıran Arap kaynaklı bir hata yüzünden yıllarca gecikti. Bir grup şiddet meraklısı ve dar görüşlü düşünür, uçak kaçırarak ve yolcularını öldürerek Filistin'in geri alınabileceğine, Batılı hükümetlerin uçaklarını düşürerek aşağılanabileceğine ya da itibarsızlaştırılabileceğine karar vermişti.

Ebu Ammar, Filistin'in bir bölümünü, örneğin Gazze'yi, siyaset yoluyla, davanın haklılığına dayanan güçle ve Arap varlığıyla geri kazanmayı umuyordu. Oysa söz konusu “dâhiler”, kurtuluşun Ebu Nidal ve Vedi Haddad'ın yöntemlerinde, Londra ve Paris'te yoldaşların suikastlara kurban gitmesinde yattığını düşünüyordu.

Bu şiddet yanlısı dahilikler, Filistin'in imajını ve gerçekliğini ne kadar da çarpıttı!

Geçtiğimiz günlerde, hayatının büyük bölümünü Lübnan'da geçirmiş ve burada mücadele etmiş olan Japon Akamoto (ya da Okumota), 100 yaşında Lübnan'da hayatını kaybetti. Ondan önce de Almanlar, Venezuelalılar ve daha niceleri bu mücadeleye katılmıştı. Onlar, Kudüs'e ulaşmanın en kısa yolunun Çad ve Gana üzerinden geçmek, ardından Ürdün çölünde yakıt ikmali yapmak olduğuna inanıyorlardı.