Hanna Salih
Lübnanlı yazar
TT

Suriyelilerin yoğun göçü, bir tehlike çanıdır!

Lübnan aylardır Suriyelilerin yeni göç dalgasına tanık oluyor. Binlerce yerinden edilmiş insan her gün kuzey ve kuzeydoğudaki yasa dışı geçitlerden geçiyor. Olaylar ortaya çıkarıyor ki Hizbullah’ın Suriye’ye müdahalesiyle çöken gevşek sınırların her iki tarafındaki Suriyeli ve Lübnanlı kaçakçılık şebekeleri kendilerinden emin bir şekilde çalışıyorlar. Ne Suriye rejimi milisleri ne de geniş sınır bölgelerini elinde tutan hâkim milisler tarafından bir endişe duyuyorlar. Aynı zamanda Kuzey’deki bazı aşiretler kaçakçılıktan geçimini sağlıyor ve siyasi ve güvenlik koruması alıyor.

Yeni göç dalgası, yerinden edilmiş kişilerin sayısını 2 milyon 400 binin üzerine, yani toplam nüfusun yüzde 40’ına çıkardı. Bunun genel olarak kendi güvenlik hedefleri ve siyasi çağrışımlarıyla meşgul olan ve Suriye varlığına bir nevi geri dönme yanılsamasının gerçekliğine işaret eden bir gençlik dalgası olması dikkat çekiyor. Dolayısıyla bu durum Lübnan için yakın bir varoluşsal tehdit anlamına geliyor!

İşin ilginç yanı, bu şok edici genç göçmen dalgası, savaştaki gelişmelerin veya patlayıcı bir durumun sonucundan ve herhangi bir insani sorunla bağlantılı olmaktan ziyade, henüz netlik kazanmamış bir suç planı kapsamına giren, maksimum derecede organize bir eylem olabilir. Zira varoluşsal bir tehdide karşı resmi makamların gözünü kapatmasının yanı sıra, dışarısının Suriye krizinin temelini görmezden gelmesi ve yalnızca bu kişilerin Lübnan’da kalmasıyla ilgilenmesi şüphe uyandırıyor. Yerinden edilmiş insanları Akdeniz’in kuzey kıyısına taşıyan ‘ölüm botları’ dalgasını nasıl önleyebiliriz? Güney Kıbrıslı yetkililerin ‘Lübnan duvarının’ yıkılma tehlikesinden korkması, henüz idrak edilmemiş durumun ciddiyetinin bir göstergesidir sadece!

Bu yoğun göçün boyutunu anlamak için şöyle düşünmek yeterli olacaktır: Fransızlara 25 milyon mülteci, yani ülkenin nüfusunun yüzde 40’ı kadar mülteci dayatılsa tepkileri ne olurdu? Ya da 85 milyonluk Almanya’ya 35 milyon mülteci dayatılsa Almanların tepkisi? 340 milyon nüfuslu ABD, 135 milyon göçmene ev sahipliği yapmak zorunda bırakılsa, ABD Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü Samuel Warburg’un, Lübnan’a göç eden Suriyeliler hakkında konuşurken sarf ettiği “Suriye’nin bugünkü şartları geri dönüşleri için elverişli değildir” gibi sözleri yine ağzından çıkabilir miydi?

Mesele çok ciddi. Zira göçmenlerin akınıyla birlikte Lübnanlı güvenlik güçlerinin onlara engel olma konusunda yetersiz olduğu ortaya çıktı ve Lübnan ve Suriye vatandaşları arasında çatışma ihtimaline ilişkin sinyaller arttı. Ufukta Suriye meselesine ilişkin çözümlerin gözükmemesiyle birlikte Suriye haritasında yoksulluk ve kıtlığın ilerlemesiyle bağlantılı olarak yerinden edilmelerin artacağına dair büyük bir endişe var. Ne Lübnanlıların giderek eriyen kaynaklarının ne de Ukraynalı mültecilere gönderilenlerden geriye kalan yardım kırıntılarının gerekli desteği sağlayabileceği göz önüne alındığında, korkular ve tehlikeler artıyor. Bu noktada, yerinden edilenlerin yoğun varlığının, demografik bir tehdit oluşturmanın yanı sıra, Lübnan’daki çöküşlerin daha da kötüleşmesiyle temel yaşam gereksinimlerini sağlamakta güçlük geçen yoksul ev sahibi Lübnanlı kesimlerin üzerinde büyük bir baskı oluşturduğunun da kabul edilmesi gerek. Zira bu göç dalgasının içinde bırakılan kesimler pek çok işlerinde zorluk ve rekabetle karşı karşıya kalıyorlar!

Göçün yoğunlaşmasının dikkatle ve programlı bir şekilde planlanmış olması bir yana, bunun bir kısmının Deyrizor ve Fırat’ın doğusunda yaşanan çatışmaların tehlike çanlarını çalmasının ardından Suriye’nin yakın geleceğine ilişkin korkulardan kaynaklandığı da kabul edilmeli. Burada İran Dışişleri Bakanı’nın geçtiğimiz günlerde Lübnan’a yaptığı ziyaretin üzerinde durmakta fayda var. Ziyarette en çok öne çıkan konunun Fırat’ın doğusu olduğu söylentileri yayıldı. Hizbullah’ın, Deyrizor Aşiret Konseyi ile ilk çatışmaları bitiren Suriye Demokratik Güçleri’ne (SDG) karşı çatışmalara daha fazla dahil olmak için hazırlık aşamasına geçtiği bildirildi. Hasan Nasrallah'ın Fırat'ın doğusundaki savaşın ‘denklemleri değiştirecek asıl savaş’ olduğu yönündeki açıklamalarına bağlı olarak, Tahran, kendisini Akdeniz’e bağlayan kara köprüsünü koruma ve genişletme amaçlı mücadelelerin zamanının geldiğine inanıyor. Zira molla rejiminin bölge için çizdiği harita oyununda bu yerin değişmez bir stratejik önemi var!

Bu bağlamda şunun üzerinde durmak önemli olacaktır ki, birkaç gün önce Kudüs Gücü Komutanı İsmail Kaani, Suriye-İran ortak tatbikatlarını bizzat denetledi. Ayrıca buna ‘Suriye’nin karşı karşıya olduğu askeri ve güvenlik sorunlarının ele alınması’ başlığı altında hazırlık düzeyinin yükseltilmesi çağrısı eşlik etti!

Yeni gidişat, bir yandan rejime karşı ‘muhalefeti’ boyun eğdirmek için yoğun göç baskısına dayanarak, diğer yandan da cumhurbaşkanlığı koltuğunun boşluğuna yatırım yapma yönünde daha fazla katılaşarak Lübnan içindeki başıboşluğu daha da artıracak. Bütün bunlar, Irak’ın ABD’lilere karşı deneyiminin bir parçasını kopyalayarak aşiretleri SDG ve ABD varlığına karşı kışkırtma planını benimseyen doğu Suriye’deki sahnenin netleşmesini bekliyor. Bu gidişatla bağlantılı olarak Hizbullah’ın dışarıdan gelen yeni arabuluculuklara kapıyı kapatması anlaşılabiliyor. Hasan Nasrallah’ın siyasi yardımcısı Hüseyin Halil, Katar elçisine şöyle diyor:

“Birinci cumhurbaşkanı tercimiz Süleyman Franciyye, ikincisi Süleyman Franciyye ve üçüncüsü de yine Süleyman Franciyye’dir!"

Bu rahatsız edici tablonun ortasında Lübnanlılar kendilerini temsil edecek ve tüm vatandaşların ulusal çıkarlarını savunacak bir otoriteden yoksun. Hizbullah’a boyun eğen geçici hükümetin önceliği, siyasi yolsuzluğu finanse eden yardımları istemek için göç dalgasına yatırım yapmaktır. Hatırlatmak gerekirse; mevcut Başbakan Necip Mikati, 2011-2014 yılları arasında ‘Kara Gömlek’ hükümetinin başındaydı. Hükümet o zamanlar Hizbullah’ın talimatıyla yerinden edilenler için kamp kurulmasını engellemiş ve bu kişiler tüm Lübnan’a yayılmışlardı. Bugün, çekişmelere kapı açık bırakılıyor ve yerinden edilmişlerin genel olarak karşı karşıya olduğu hoşgörüsüz ve ırkçı iklimin yayılmasına göz yumuluyor.