Arap toplumlarının, eğitimlerini tamamlamış gençlere yeterli iş imkanı sağlamaya ihtiyacı olduğunu gelin tekrar tekrar vurgulayalım. Ne var ki gerçek iş imkanları yaratmanın, sadece ek fonların veya işe ihtiyacı olan herkesi doldurabileceğimiz binaların mevcudiyetine değil, finansal döngünün ve üretim tabanının düzenli olarak genişlemesine bağlı olduğunu da vurgulamak gerekir.
Başka bir deyişle, iş fırsatları sağlamanın iki yolu vardır; birincisi, iş arayanların kayıt yaptırdığı ve maaş aldığı gerçek veya hayali iş unvanları yaratmaktır. Bu, para mevcut olduğu sürece her zaman mümkündür. Diğer yol ise kapsamlı ve sürdürülebilir kalkınma yoluyla, yani ekonominin, özellikle de daha önce var olmayan ekonomik değer katan üretim sektörünün büyüklüğünü artırmaktır. Üretken bir ekonomi ile hizmet ekonomisi arasındaki fark, mal üreten bir fabrika ile o malı satan bir dükkan arasındaki fark gibidir. Bir fabrika ekonomik döngüye yeni bir güç katarken, bir dükkan bu gücü somut bir katkı sağlamadan bir yerden başka bir yere aktarır.
Örneğin Japonya, Çin ve Güney Kore'nin refahı, öncelikle dünyanın dört bir yanından sermaye çeken, ekonomilerine yeni bir ivme kazandıran ve iş arayanlar için yeni imkanlar yaratan büyük sanayi gelişimlerine bağlıdır.
Öte yandan, Hindistan'ın 1970'lerdeki deneyimi var; o dönemde hükümet, sadece işsizliği azaltmak için bazıları hayali olan pozisyonlar yaratmaya çalıştı. Kamu sektörü çalışanlarındaki aşırı artış, karmaşık hükümet prosedürlerine ve geniş çaplı rüşvet ve yolsuzluğa neden oldu. Bu durum, hükümetin bu feci politikasını terk edip, istihdam sorununu çözmek için değil, ülkenin ekonomisini bir bütün olarak dönüştürmek için sürdürülebilir ve kapsayıcı bir kalkınma yolunu benimsediği bu yüzyılın başına kadar devam etti. Bugün, bu dönüşümün sonuçlarını görüyoruz; Hindistan'ın GSYİH'si artık dünya ülkeleri arasında en hızlı büyüyen ülke konumunda. Bu değişimle birlikte yaşam koşulları, gelir seviyeleri, iş imkanları ve ülkenin uluslararası konumu iyileşti. Resmi rakamlar, Hindistan'ın teknoloji merkezi Bangalore'nin, toplam değeri 164 milyar dolar olan 14 bin girişim (startup) şirketine ev sahipliği yaptığını gösteriyor. Bangalore'nin bulunduğu Karnataka eyaletinin Başbakanı, şehrin yüksek değerli işler arayan uluslararası şirketler için bir cazibe merkezi haline geldiğini ve şu anda yüksek vasıflı mühendislere ihtiyaç duyan 875 hizmet merkezine sahip olduğunu söylüyor. Sektörün önümüzdeki dört yıl içinde 110 milyar dolarlık bir değere ulaşmasını bekliyor.
Peki, biz ne yapabiliriz?
Son yirmi yılda Arap hükümetleri eğitim sistemlerini geliştirmek için muazzam çabalar sarf etti. Ancak bu gelişme, sistemin temel kusurunu gidermede, birincil amacını gerçekleştirmekte yani çalışanları iş piyasasına hazırlamakta başarısız oldu. Arap üniversiteleri her yıl on binlerce genç mezun veriyor. Ancak, yerel ekonomiler aynı oranda yeni iş fırsatları yaratamadığı için önemli bir yüzdesi işsiz kalıyor.
Bu nedenle çözüm, müfredat ve binaların kalitesini iyileştirmek değil, ki bunlar elbette gereklidir, tüm eğitim sistemini tek bir amaca, öğrencileri başkaları için çalışmak yerine kendi işlerini kurmaya hazırlamaya hizmet edecek şekilde yeniden yönlendirmektir. Odak noktası, tarım ve basit endüstrilerden dijital iş çözümleri ve ileri teknolojiler geliştirmeye kadar üretken faaliyetler olmalıdır.
Birçok insan bu öneriyi hayal ürünü olarak görüyor, çünkü temel işler sağlayan temel bir eğitime alışkınlar. Peki neden çocuklarımızı daha karmaşık ve ilerici bir hayata, sadece kullanmak veya tüketmek yerine üretmek üzerine kurulu bir hayata hazırlayan daha gelişmiş ve karmaşık bir eğitim düşünmüyoruz?
İhtiyacımız olan eğitim, gençleri uzak ufuklara bakmaya, macerayı sevmeye, sonuçları dikkatlice değerlendirmeye, gerçekliği eleştirel bir şekilde incelemeye, statükoyu sorgulamaya ve hayatı ve işi etkili bir şekilde yönetmeye hazırlayan bir eğitimdir. Bu, onları modern hayatın karmaşıklıkları ve zorluklarıyla yüzleşmeye hazırlamayan yararlı bilimlere zaman harcamaktan çok daha iyidir.