Hüda Huseyni
Lübnanlı gazeteci-yazar ve siyasi analist
TT

ABD, Hindistan ve Pakistan'a ani patlamadan kaçınma çağrısı yapıyor

Güney Asya, Yeni Delhi'de gerçekleşen intihar saldırısının ardından yeniden gündeme geldi ve büyük Hindistan şehirlerinde yeniden saldırıların yaşanmasıyla ilgili endişeleri canlandırdı. 10 Kasım'daki saldırı, ülkenin en önemli tarihi yerlerinden biri olan Kızıl Kale yakınlarındaki bir bölgeyi hedef aldı. Bu da olaya, sembolik bir boyut kazandırdı ve güvenlik önlemlerine rağmen radikal örgütlerin halen başkentin kalbine ulaşabildiklerine dair net mesaj verdi.

Saldırı, Hindistan'daki önceki bombalı saldırılara kıyasla büyük değildi, ancak saldırıyı gerçekleştiren örgütlerin doğası ve yeni eylem yöntemleri açısından ciddi anlamlar taşıyordu. Hindistan, saldırının failinin Pakistan içinde faaliyet gösteren bir örgütle bağlantılı olduğunu ve saldırının son anda tespit edilen daha büyük bir planın parçası olduğunu söylüyor. Bu, faillerin sadece münferit bireyler değil, fırsat bulduğunda ardışık saldırılar gerçekleştirebilecek daha geniş bir ağın parçası oldukları anlamına geliyor.

Bu ağlardaki en önemli değişim, sempatizan kazanma yöntemlerinde görülüyor. Daha önce radikal örgütler eğitimsiz veya marjinalleştirilmiş gençleri hedef alırken, şimdi daha yüksek eğitimli ve istikrarlı işlere sahip nüfusun yeni kesimlerini hedef alıyor gibi görünüyorlar. Hint yetkililer, keşfedilen hücrelerin bazı üyelerinin hassas mesleklerde çalıştığını, bunun da örgütlere daha gizli faaliyet gösterme olanağı sağladığını ve tespit edilmelerini zorlaştırdığını söylüyor.

Yetkililer ayrıca, bu örgütlerin artık şifreli uygulamalar ve dijital ödeme platformları da dahil olmak üzere iletişim ve para transferleri için gelişmiş teknolojik yöntemler kullandıklarına da işaret ediyor. Bu, onlara daha fazla manevra alanı tanıyor ve özellikle hükümetin bilinen finansman kanallarına yönelik artan baskısı göz önüne alındığında, geleneksel denetimi atlatmalarına olanak sağlıyor.

Ancak Pakistan tarafını dikkate almadan tablo tamamlanmış sayılmaz. Delhi'deki saldırıdan bir gün sonra, İslamabad'da da merkezi bir mahkeme yakınlarında bombalı saldırı meydana geldi ve bu da Pakistan içinde yeni bir istikrarsızlık döneminin başlayacağı korkusunu artırdı. Başlangıçta Hindistan'a yöneltilen suçlamalara rağmen, yerel bir örgüt saldırının sorumluluğunu hızla üstlendi. Bu ise Pakistan'ın ciddi iç tehditlerle karşı karşıya olduğunu ve militan grupların çalkantılı bir siyasi ve güvenlik ortamında büyüyüp palazlandığını gösteriyor.

Hindistan ve Pakistan'daki saldırılar arasındaki bu paralellik, bölgenin daha kırılgan bir aşamaya doğru ilerlediğini gösteriyor. Nitekim Hindistan tehlikenin sınır ötesinden geldiğini düşünürken, Pakistan militan grupları kontrol etme gücü konusunda şüphe uyandıran iç sorunlarla karşı karşıya. Bu tür saldırılar her gerçekleştiğinde, özellikle her ikisinin de nükleer güç olması ve herhangi bir yanlış hesaplamanın geniş kapsamlı sonuçlar doğurabileceği göz önüne alındığında, iki ülkenin yeni bir çatışmaya sürüklenebileceğine dair uluslararası korkular artıyor.

Hükümetin ekonomik ve sosyal zorluklarla karşı karşıya olduğu Pakistan'ın iç siyasi durumu işleri daha da karmaşık hale getiriyor. Analistler, Hindistan ile gerilimlere odaklanmanın Pakistan içindeki bazı güçlerin saflarını birleştirmesine ve dikkati ekonomik krizlerden uzaklaştırmasına yardımcı olduğuna inanıyor. Ülkenin siyasi tarihi, dış gerilimin sıklıkla iç baskıları hafifletmek için bir araç olarak kullanıldığını gösteriyor.

Hindistan'a gelince, o da daha sert bir tutum benimseme yolunda ilerliyor. Nitekim askeri liderlerinden gelen son açıklamalar, gelecekteki herhangi bir büyük saldırının cevapsız kalmayacağı ve Hindistan'ın, önceki yıllarda yaptığı gibi, sorumlu örgütleri hedef almak için Pakistan toprakları içinde nokta operasyonlara başvurabileceği izlenimini veriyor. Bu politika, hızlı ve sınırlı saldırıların geniş çaplı savaşa sürüklenmeden etkili bir caydırıcı görevi görebileceği fikrine dayanıyor.

Bununla birlikte, bu hesapların yanlış sonuçlara yol açabileceğine dair endişeler de var. Zira Hindistan, Pakistan'ın nükleer tehditlerinin sadece bir siyasi baskı aracı olduğuna inanırken, Pakistan, kendi toprakları içinde herhangi bir Hint askeri eylemini kabul edilemez ihlal olarak görüyor. Bu karşıt okumalar, sınırda yaşanacak bir olay veya büyük, beklenmedik bir saldırı meydana gelmesi durumunda bölgeyi ani bir patlamaya karşı savunmasız hale getiriyor.

Bu karmaşık ortamda, ABD yeni bir denge bulmakla ilgilenen taraf gibi görünüyor. Zira bir yandan Pakistan ile güvenlik iş birliğini sürdürmesi gerekiyor, diğer yandan ise Pakistan topraklarındaki militan grupların bazı faaliyetlerinin bölgesel istikrara zarar verdiğine inanıyor. Bu nedenle, bazı uzmanlar Washington'a İslamabad ile ilişkisini yeniden gözden geçirme, yardım ve güvenlik iş birliğini sınır ötesinde aktif olan örgütlerin faaliyetlerini kısıtlamak için daha sıkı önlemler alınmasına bağlaması çağırısı yapıyor.

Öte yandan, ABD, bölgede önemli bir ekonomik ve güvenlik oyuncusu haline gelen Hindistan'ı kaybetmek istemiyor. Bu nedenle Washington iki yönlü bir politika izliyor: Pakistan'a sessizce baskı uyguluyor ve Hindistan'ı kritik anlarda itidal göstermeye teşvik ediyor, iki ülke arasındaki diyalog kanallarını mümkün olduğunca açık tutuyor.

Kısacası, Güney Asya büyük dikkat gerektiren yeni bir aşamaya giriyor. Son saldırılar sadece münferit olaylar değil, aynı zamanda militan grupların yeniden örgütlendiğinin ve Hindistan ile Pakistan arasındaki siyasi gerilimlerden yararlandığının göstergesi. İki nükleer silahlı komşu ülke arasındaki güven eksikliği nedeniyle, en ufak bir olay bile büyük bir krize dönüşebilir.

Bu bölgede istikrar, yalnızca güç kullanımı ile sağlanamaz, güvenlik alanında gerçek iş birliği, daha dengeli iç politikalar ve gerilimi tırmandırmak yerine diyaloğu teşvik eden uluslararası müdahalelerle sağlanabilir. O zamana kadar, bölge gerilim ve patlama arasında ince bir çizgide yürümeye devam edecektir.