Sudan'daki mevcut savaşın verdiği dersler arasından göz ardı edilemeyecek temel bir soru öne çıkıyor: Devlet, birden fazla ordunun varlığında yeniden toparlanabilir mi?
Bu soru doğrudan bir diğer önemli soruya götürüyor: Bunun Sudan'ın son savaşı olmasını nasıl sağlayabiliriz?
Egemenlik Konseyi üyesi ve Silahlı Kuvvetler Başkomutan Yardımcısı General Yasir el-Atta'nın son açıklamaları bu bağlamda önemli. Kendisi, bir sonraki aşamada tüm destek güçlerinin Silahlı Kuvvetler ve polis ile Genel İstihbarat Servisi de dahil olmak üzere diğer düzenli kurumlara entegre edileceğini duyurdu.
Entegrasyonun, mevcut savaşta orduyla birlikte savaşan destek güçlerinin istisnasız tümünü kapsayacağını ve entegrasyon sürecine yönelik mekanizmaların yakında aktif hale getirileceğini açıkladı. Bu sürecin yerleşik mesleki standartlara ve askeri düzenlemelere göre yürütüleceğini ve askerlik hizmetine devam etmek istemeyenler için sivil mesleki eğitim ve rehabilitasyon programları sağlanacağını da belirtti.
General Yasir el-Atta, tüm bu güçlerin komutanlarının entegrasyona onay verdiğini belirtmiş olsa da bu durum sürecin kolay olmayacağı ve hem doğal hem de kasıtlı zorluklar ve engellerle karşılaşacağı gerçeğini ortadan kaldırmıyor. Bazı silahlı örgütlerin liderleri, güçlerinin kaynağı olarak gördükleri silahlarından vazgeçmek konusunda hevesli olmayabilirler. Bu durum, entegrasyon sürecine karşı sessiz veya açık bir direnişin kapısını açabilir.
Sudan, çeşitli ordulara ev sahipliği yapması nedeniyle ağır bir bedel ödedi ve deneyimler, istikrarlı bir devlet kurmanın kaçınılmaz olarak silahların tek bir ulusal çatı altında birleştirilmesini gerektirdiğini gösteriyor. Eğer güç, toprak ve silahı kontrol eden birden fazla silahlı örgüt arasında çekişme halindeyse, devletin egemenliği ve meşruiyeti eksik kalır. Modern devlet, temel bir ilkeye, meşru güç kullanımında tekelliğe dayanmaktadır. Bu olmadan, yönetim kurumları zayıflar, hukukun üstünlüğü geriler, vatandaşların ve uluslararası toplumun güveni aşınır.
Ayrıca, silahlı örgütlerin çokluğu çatışmaları körükler ve herhangi bir barışı, kırılgan ve çökmeye yatkın hale getirir. Öte yandan, savaşçıların devlet kurumlarına entegre edilmesi, parçalanmayı azaltır, savaş ekonomisine son verir ve barış anlaşmalarının kalıcı olma şansını artırır.
Bu durum sadece güvenlikle sınırlı değildir; modern, profesyonel bir ordu kurmayı da kapsar. Entegrasyon süreci, rehabilitasyon ve eğitime, standartlaştırılmış kriterlerin uygulanmasına ve savaşçıların düzensiz unsurlardan, gayri resmi savaş ekonomisine güvenmek yerine, net kariyer yolları ve istikrarlı gelirleri olan profesyonel bireylere dönüşmesine bir giriş kapısı olabilir.
Ancak bu yol, faydalı olmakla birlikte, kontroller olmadan kapsamlı bir şekilde uygulanamaz. Savaşçıların tamamı orduya katılmaya uygun değildir; bu nedenle entegrasyon sürecinin, eğitim, güvenlik soruşturması ve insan haklarına bağlılık da dahil olmak üzere katı kriterlere bağlı olması gerekir. Bu koşulları karşılamayanlar, silahsızlanma, terhis ve rehabilitasyon programlarına dahil edilmelidir.
Bir diğer temel zorluk ise uzun bir çatışma geçmişi ve kışkırtıcı söylemlerin körüklediği birikmiş güvensizliktir. Güven artırıcı önlemler olmadan, entegrasyon süreci askeri kurum içinde gerilim ve bölünme kaynağı haline gelebilir.
Dahası, farklı savaş doktrinlerine ve sadakatlere sahip güçlerin entegrasyonunun teknik ve lojistik zorlukları hafife alınamaz ve düzenli ordunun uyumuna potansiyel etkileri göz ardı edilemez.
Ekonomik boyut da göz ardı edilemez, çünkü bazı savaşçılar ve komutanları, kaynakları kontrol etme veya gayri resmi faaliyetler yoluyla savaş ekonomisinden faydalanmaktadır. Düzenli bir orduya katılmak, bu ayrıcalıkları kaybetmek anlamına gelebilir ve bu da bazılarını değişime direnmeye motive edebilir.
Güçlerin entegrasyonu, silahların tek bir orduda birleştirilmesi ve devletin meşru şiddeti tekeline alması sürecindeki en önemli aşamadır, ancak devlet otoritesini genişletmek için başka adımlar da gereklidir. Siviller arasında silahlanmanın yaygınlaşmasıyla birlikte, ruhsatsız veya kayıtsız silah kalmaması için belki de halktan silah satın alma programları aracılığıyla, silahları gönüllü olarak veya kanun gücüyle toplamak için etkili politikalara ihtiyaç vardır. Zira Sudanlılar uzun zamandır güvensizlikten, emniyetsizlikten ve soygunlarda ateşli silah kullanımının giderek artmasından şikayetçiler. Kanun dışı silahların toplanması, güvenliğin sağlanması, devletin otoritesinin güçlendirilmesi ve vatandaşların güvenlik duygusunun yeniden tesis edilmesi açısından önemli ve somut faydalar sağlayacaktır.
Tüm bu zorluklara rağmen temel gerçek açıktır; birden fazla silahlı güç merkezinin ortasında güçlü bir devlet inşa edilemez. Ancak, birleşik bir ulusal ordunun kurulmasının başarısı sadece askeri kararlara değil, aynı zamanda çatışmaların temel nedenlerini, yönetişim, kaynak paylaşımı ve temsil konularını ele alan kapsamlı bir siyasi çözüme de bağlıdır.
Sudan'ın sadece savaşı sona erdirmeye değil, aynı zamanda kendisine çok pahalıya mal olan ve uzun süredir devam eden savaşlar, darbeler ve kronik siyasi krizler döngüsünü kırmaya da ihtiyacı var.