Dünya üçüncü bir Soğuk Savaş yaşıyor. İkinci Dünya Savaşı'nın sona erdiği 1947 yılından Berlin Duvarı'nın yıkıldığı 1989 yılına kadar olan dönem ilk Soğuk Savaş olarak sınıflandırılabilir. Bunu, 1990 yılından Rusya'nın Kırım'ı ilhak ettiği 2014 yılına kadarki soğuk barış dönemi izledi. Akabinde 2024 yılına kadar devam eden İkinci Soğuk Savaş dönemi geldi. Bu dönem, ABD’nin gerilimi artırmasına karşı Rusya-Çin yakınlaşması ile çatışma ve şiddetli rekabet çerçevelerinin çeşitlenmesine sahne oldu. Bu rekabet askeri gücün ötesine geçerek dijital ve teknolojik altyapı, yapay zeka, siber güvenlik ve Rusya'nın SWIFT sisteminden dışlanması örneğinde olduğu gibi, finansal ve para transfer ağlarının silahlandırılmasını da kapsıyordu. İkinci Soğuk Savaş, nükleer caydırıcılık ve Ukrayna ile eski rejimi devrilmeden önce Suriye'de olduğu gibi bazı bölgelerdeki vekalet savaşları gibi birinci Soğuk Savaş’ın özelliklerini korudu.
ABD Başkanı Donald Trump'ın ikinci dönemiyle başlayan mevcut dönem, ikinci Soğuk Savaş'ın bir uzantısı olarak tanımlanabilirdi. Ancak, Londra Ekonomi ve Siyaset Bilimleri Okulu'ndan Uluslararası İlişkiler Profesörü Barry Buzan'a göre, Batı cephesindeki çatırdamalar ve üyeleri arasındaki gergin ekonomik ve siyasi ilişkiler göz ardı edilemez. Keza şiddetlenen ticaret savaşıyla bir zamanlar Batı kampı olarak bilinen kampın dayanakları arasında genişleyen jeoekonomik çatışmalar ve eski müttefiklerin topraklarına yönelik işgal tehdidiyle kötüleşen jeopolitik durum da ihmal edilemez. Yazar Gideon Rachman, Financial Times'da yayınlanan son makalesinde, bu olumsuz gelişmeleri, iki tarafın artık mutlu olmayan evliliğe hapsolmuş olmasının önlediği bir Amerikan-Avrupa boşanması olarak özetliyor. Bu ilişkiyi, Amerika Birleşik Devletleri'ni bir imparatorluk yapan şeyin yönettiğini söylüyor. O da İkinci Dünya Savaşı'nın sona ermesinden sonra Avrupa’nın yaptığı topraklarında kalma davetine yanıt olarak, ABD’nin yaklaşık 40'tan fazla askeri üste 85 bin askerle var olması ve Avrupa savunma sisteminin, geçerli alternatif olmaksızın, bu askeri güce dayanmasıdır. Herhangi bir ittifakın ilelebet kalıcı olmadığı göz önüne alındığında, dünya yakın gelecekte olmasa da bu ittifakın sonuna tanık olacaktır.
Bu arada, küresel ekonominin ağırlık merkezi doğuya doğru kaymaya devam ediyor ve bu da Çin, Hindistan ve ASEAN dahil olmak üzere Asya dünyasının diğer yarısının artan göreceli önemini yansıtıyor. Bu ülkeler küresel bir soğuk veya sıcak savaş başlatma girişiminde bulunmasalar da barış ve istikrar, sürekli büyümeleri ve kalkınma hedeflerine ulaşmaları için elzemdir. Küresel Güney'deki ülkelerimiz gibi özellikle teknoloji, finans, para politikası ve demografik dengesizlikler alanlarında ortaya çıkan tehditlere karşı tetikte kalmalıdırlar.
Ayrıca, son uluslararası konferans ve etkinliklere katılan gözlemciler, konuların çeşitliliğine rağmen ısrarla tekrar edilen ortak noktaları fark etmişlerdir. Nisan ayı boyunca Dünya Bankası, Uluslararası Para Fonu (IMF) ve Birleşmiş Milletler Kalkınma Finansmanı Forumu'nun Bahar Toplantılarına katıldım. İlave olarak, Santa Marta Konferansı'na ve kalkınma, su, gıda, borç, yatırım, inovasyon ve teknoloji konularında düzenlenecek uluslararası ve bölgesel konferansların hazırlık oturumlarına da katıldım. Buralarda mevcut durumu tanımlamak ve geleceği tahmin etmeye çalışmak için “belirsizlik” teriminin yaygın olarak kullanıldığına dikkat ediyorsunuz. Bu, mevcut küresel koşullar ve boyutları göz önüne alındığında uygun bir tanımlama. İnsan yaşamını ve geçim kaynaklarını etkileyen en kritik konuları önceliklendirmede üç kriter tekrar tekrar karşımıza çıkıyor; güvenlik, egemenlik ve sürdürülebilirlik. Yetkililerin konuşmaları da bu beş özel konu etrafında dönüyordu: su, enerji, gıda, teknoloji ve borç ve uluslararası para birimlerinin geleceğini de içeren finans.
Örneğin, Ortadoğu'daki son savaşla bağlantılı gelişmelere sahne olan enerji konusunu ele alalım; bu konu, geçen hafta Kolombiya'da düzenlenen Santa Marta Enerji Konferansı'nda 57 ülkenin temsilcileri arasında müzakere edildi. Birleşmiş Milletler İklim Değişikliği Çerçeve Sözleşmesi'ne bağlı ulusal ve bölgesel yol haritaları geliştirerek, ticaret politikalarını koordine ederek ve mali alan, sübvansiyonlar ve geçişi engelleyen borç tuzakları da dahil olmak üzere finansman boyutlarını ele alarak enerji geçişinin hızlandırılması tartışıldı.
2050 yılına kadar fosil yakıtlardan aşamalı olarak vazgeçilmesine yönelik tekrarlanan taahhütlerle birlikte, Brezilyalı konuşmacı Ana Toni'ye göre bunun sadece iklim değişikliğiyle mücadeleyle ilgili olmadığı, “aynı zamanda enerji egemenliği ve ekonomik güvenlik” ile de ilgili olduğu vurgulandı. İngiliz İklim Elçisi Rachel Kyte de mevcut krizin, istikrarsızlık ve güvensizliğin fosil yakıtlara olan bağımlılıktan uzaklaşarak sona ermesi gerektiğini kanıtladığını belirtti. Bazı konuşmacılar için egemenlik, güvenlik ve sürdürülebilirlik öncelikleri örtüşse de motivasyonları ve bunları gerçekleştirme yöntemleri farklılık gösteriyordu. Zira egemenlik kavramı daha geniş kapsamlıdır ve enerji kaynaklarının çeşitli aşamalarında ve tedarik zincirleri boyunca, kaynaklardan son kullanıcılara kadar, tüketim veya üretimde, enerjiyi kontrol etmeyi ve güvence altına almayı ifade eder. Enerji güvenliği, yeterli miktarda ve kabul edilebilir bir fiyatta, herhangi bir engelleyici unsurdan uzakta enerji kaynaklarının bulunabilirliği ile sağlanır. Sürdürülebilirlik ise iklimsel ve çevresel hususları ekonomik boyutlarla ve gelecek nesillerin haklarıyla bütünleştirir.
Bu üç önceliğin –egemenlik, güvenlik ve sürdürülebilirlik– her birinin, çatışmayı ve kaynakların tükenmesini önlemek için koordine edilmesi gereken politikalar ve kurumlar gerektirdiği açıktır. Ancak, üçüncü bir Soğuk Savaş’ın daha da karmaşık hale getirdiği güven eksikliği ve siyasi gidişatlardaki belirsizlikle, aşırı belirsizlik ve krizlerle ekonomisine verdiği zararla çevrili küresel duruma dair makalenin başında yapılan tanımlamanın gölgesinde; egemenlik söylemi ile uygulanması, güvenlik ile gereklilikleri, ister enerji, isterse su ve diğer hayati konularla ilgili olsun sürdürülebilirlik ile zorunlulukları arasında, büyük bir uçurum ortaya çıkmaktadır.