İsrail ve ABD'nin İran'a karşı yürüttüğü savaşta son iki haftadır vurulmak istenen hedeflerin başında petrol tesisleri gelirken, küresel stagflasyon ve petrol arzında büyük aksamalar başta olmak üzere savaşın ekonomik etkileri de küresel olarak belirmeye başladı.
Riyad'ın Arap ve İslam ülkelerinin dışişleri bakanları için düzenlediği konferansta, Suudi Arabistan heyetinin başkanı Dışişleri Bakanı Prens Faysal bin Ferhan, İran'a “Körfez ve İslam ülkelerine karşı saldırılarını durdurma” çağrısı yaptı ve “bu tırmandırmanın sonuçları olacağını” belirterek, Krallığın topraklarının yanı sıra konferansa katılan ülkelerin topraklarının da “komşu ülkeleri hedef alan herhangi bir askeri operasyon için asla kullanılmayacağını” vurguladı. İran'ın bu saldırgan tavrını sürdürdüğü sürece “bölge ülkeleri için gerçek bir ortak olamayacağını” ve “ona olan güvenin sarsıldığını” da sözlerine ekledi.
ABD Hava Kuvvetleri, Şah döneminde 1950'lerden itibaren artan İran petrol ihracatını karşılamak için inşa edilen İran'ın ana petrol limanı olan Hark Adası'nı hedef aldı.
Halihazırda İran tarafından kontrol edilen Hürmüz Boğazı'ndan serbest geçiş, büyük güçler veya boğazda serbest geçişe büyük ölçüde bağımlı olan ülkeler arasında önemli bir tartışma konusu haline geldi. Boğazda seyrüseferin nasıl yönetileceğine dair çeşitli öneriler sunuldu. ABD Başkanı Donald Trump başlangıçta boğazdan geçen her tankere bir savaş gemisinin refakat etmesini önerdi. Bu öneri İngiltere ve diğer Avrupa ülkeleri tarafından reddedildi. Trump rahatsız oldu ve özellikle İngiliz Başbakanı Keir Starmer'ı açıkça hedef aldı. Biraz tereddütten sonra İngiltere, denizaşırı askeri üslerinin saldırı değil, savunma amaçlı kullanılmasına izin vermeye karar verdi. Boğazdaki seyir özgürlüğünden en çok fayda sağlayan büyük Asya ülkelerinin pozisyonu ise belirsizliğini koruyor.
İran, Japonya'ya giden petrol sevkiyatları için serbest geçişe izin vereceğini açıkladı. Tüm bu önerilere rağmen, Hürmüz Boğazı'ndaki seyir özgürlüğü meselesinin, savaş sonrası savaşan taraflar arasındaki görüşmelerin gündeminde en öncelikli konulardan biri olacağı artık açık ve net; zira bu konu, dünya genelindeki çoğu ülkenin çıkarları açısından kritik öneme sahip.
Seyir özgürlüğüne yönelik devam eden tehditler arasında, diğer büyük su yollarına (örneğin Süveyş ve Panama Kanalları) benzer şekilde “Hürmüz Boğazı'nı uluslararasılaştırma” yönünde uluslararası öneriler de gündeme geldi. Bu öneriler, ABD'nin Hark Adası'nı hedef alan hava saldırıları, Körfez petrol tesisleri ve havaalanlarını da hedef alan karşılıklı bombardımanlar ve İran nükleer ve petrol tesislerini hedef alan saldırılar dahil olmak üzere kapsamlı askeri operasyonlarla eş zamanlı olarak geldi.
İran'ın İsrail tesislerine yönelik füze saldırıları, Enerji Bakanlığı'nın (Chevron ile koordinasyon içinde) kararıyla Tamar doğalgaz sahasının kapatılmasına neden oldu. Bu kapanma sadece ana platformda üretimi durdurmakla kalmadı, aynı zamanda Fajr boru hattı üzerinden Mısır'a giden gaz akışını da keserek, hem Mısır'ın iç talebini karşılamada yaşanan eksiklik nedeniyle iç piyasada, hem de Avrupa pazarına ihracat için kullanılan Mısır'daki gaz rafinerisi ve sıvılaştırma işlemlerinin durması nedeniyle uluslararası piyasada çifte bir aksamaya neden oldu.
Mart ayı eşi benzeri görülmemiş bir gerilime sahne oldu. İsrail, Buşehr ve Asaluye'deki İran gaz tesislerini hedef aldı ve bombardımanlar, Katar'ın Kuzey Sahası'nın jeolojik uzantısı olan Güney Pars sahasına kadar uzandı.
İran, dünyanın en büyük açık deniz gaz sahasının kalbi olan Katar'ın Ras Laffan'daki sanayi tesislerini vurarak misillemede bulundu. Bunun üzerine, Katar Enerji, mart ayı başlarında Ras Laffan ve Mesaieed'deki üretimi durdurduğunu açıkladı. Bu, Katar'ın büyük Asya ve Avrupa ekonomileriyle uzun vadeli sözleşmeleri göz önüne alındığında, sadece Katar ekonomisi için değil, küresel tedarik zincirleri için de yıkıcı bir darbe anlamına geliyor.
Körfez petrol endüstrisine verilen bu zarar ve yıkımın ekonomik ve sosyal sonuçları şimdiden hissedilmeye başlandı. Ekonomik büyümenin daraldığı, emtia fiyatlarının ise küresel piyasalarda kontrolsüz bir şekilde yükseldiği bir stagflasyon durumu dünyayı kasıp kavurmaya başladı. Özellikle benzin ve dizel fiyatlarındaki artış nedeniyle birçok ülkede tüketiciler protestolara başladı.
Petrol endüstrisinin en önemli bölgelerinden birinde yaşanan bu yıkım, krizin ortalama tüketicinin beklemediği hassas sektörlere de yayılmasına neden oluyor. Örneğin; Ortadoğu, küresel üre gübre ihracatının yaklaşık yüzde 40'ını gerçekleştirdiği için gıda güvenliği sorunu var. Bu, küresel olarak tarım maliyetlerinin artması ve dolayısıyla gıda fiyatlarında bir yükseliş anlamına geliyor. Ayrıca ev eşyalarından elektronik eşyalara kadar tüketim mallarının maliyeti de artıyor. Tedarikçiler, sigorta ve yakıt maliyetlerini karşılamak için “ek acil durum ücretleri” uygulamaya başladılar ve bu ilave ücretler kaçınılmaz olarak tüketicinin faturasına ve cebine yansıyacaktır.