Mişari Zeydi
Suudi Arabistanlı gazeteci- yazar
TT

İran, Irak, Körfez ve vekil İHA'lar

Ali el-Zeydi liderliğindeki yeni Irak hükümetinin kurulmasından günler sonra bile yeni bir şey yok; Irak topraklarından Körfez ülkelerine yönelik kamikaze İHA'lar ile yapılan saldırılar devam ediyor.

İki gün önce, Suudi Arabistan Savunma Bakanlığı Sözcüsü General Türki el-Maliki, yaptığı açıklamada, “17 Mayıs Pazar sabahı, Irak hava sahasından Krallık hava sahasına giren üç İHA'nın önlendiğini ve imha edildiğini” duyurdu. Suudi Arabistan, Riyad'ın “uygun zamanda ve yerde karşılık verme hakkını saklı tuttuğunu” açıkça vurguladı. Aynı zamanda, Birleşik Arap Emirlikleri'ndeki (BAE) sivil hedeflere de saldırılar düzenlendi.

Bu tür saldırılar yeni değil; 25 Mart'ta Suudi Arabistan, BAE, Kuveyt, Bahreyn, Katar ve Ürdün, “İran'a bağlı silahlı fraksiyonların Irak'tan bölgedeki ülkelere, tesislerine ve altyapılarına yönelik düzenlediği saldırıları” kınadı. Bu saldırıların, vekil güçlerin kullanımı da dahil olmak üzere İran'ın komşu ülkelere yönelik tüm saldırganlık ve tehditlerini, derhal ve koşulsuz olarak durdurmasını açıkça talep eden Güvenlik Konseyi'nin 2817 (2026) sayılı kararının açık bir ihlali olduğunu belirtti.

Perşembe akşamı meclisten güven oyu almasının ardından, yeni Irak Başbakanı Ali Zeydi, “silahın devletin elinde toplanması” yönünde çalışacağına söz verdi. Saldırı, Irak'taki İran destekli milis gruplardan kendisine yönelik ilk meydan okumaydı. Bu grupların bazılarının meclis içinde ve Irak'ın siyasi, ekonomik ve kültürel yaşamının tüm alanlarında siyasi kanatları bulunuyor. Bu durumda Zeydi, silahın devletin elinde toplanması sözünü yerine getirmek için ne yapacak?

Körfez ülkeleri gerçekten de güvenli, istikrarlı ve müreffeh bir Irak istiyor. Zira nihayetinde, Körfez ülkeleri ve halkları ile Irak devleti ve halkı arasında sosyal, dini, kültürel, ekonomik ve ticari açıdan sayısız bağ bulunuyor.

Körfez ülkeleri Irak'tan İran’ın saldırganlığına karşı mücadelede kendileriyle aynı safta yer almasını istemiyor, aksine makul bir talepte bulunuyorlar; gerçek bir tarafsızlık. Nitekim, Abadi'den Kazimi ve Sudani'ye kadar, Iraklı liderler, Irak'ın sadece bir iyi niyet arabulucusu ve barış elçisi olduğunu, Körfez ve Ürdün'deki komşularını veya İran'daki komşularını düşmanlaştırmak istemediğini açıklıyorlar.

Gereken tek şey, bu sözleri sahada eyleme dönüştürmektir; aksi takdirde saldırıya uğrayan her devletin karşılık verme hakkı vardır. Bu, uluslararası hukuk tarafından onaylanmış ve ilahi adalet tarafından ilan edilmiş, apaçık bir gerçektir: “O halde kim size saldırırsa, size saldırdığı gibi siz de ona saldırın.”